www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Çakıcı hâlâ görevde mi?
Türkiye’den kaçışına izin verilen Alaattin Çakıcı’nın Avusturya’da yakalanmasının ardından ortaya saçılan ilişkiler ağı, “Çakıcı hâla görevde mi?” sorusunu yeniden gündeme getirdi.

Mahkeme kararları uygulansın!
45 kuruluşun bir araya gelerek oluşturduğu, ‘İzmir, Bergama, Eşme, Sivrihisar El Ele Hareketi’, Bergama’da halen çalışan siyanürlü altın maden işletmesinin Danıştay kararı doğrultusunda derhal kapatılmasını ve verilmiş olan izinlerin de iptal edilmesini istedi.

Ankara’ya ‘barış’ yolculuğu
Diyarbakır Demokratik Gençlik Platformu, bölgede sürdürülen operasyonların durdurulması ve Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılmasını talep etmek için Ankara’ya gidiyor.

Al galoşu çık ziyarete
SSK Okmeydanı Hastanesi’nde, ziyaret saatleri serbest bırakıldı. Hastanede, 250 bin liraya satılan galoşlardan alan herkes istediği saatte hasta ziyaretinde bulunabiliyor. Sağlık çalışanları, uygulamaya tepkili.


Çakıcı hâlâ görevde mi?
Hakkındaki 3 yıl 4 ay hapis cezası onanmak üzere iken yurtdışına kaçışına göz yumulan ve kamuoyunun tepkisi üzerine başlatılan takip sonucu Avusturya’da yakalanan Alaattin Çakıcı’nın Türkiye’ye iadesi için çalışmalar sürdürülürken, karanlık ilişkiler ağıyla ilgili olarak da her gün yeni bilgiler ortaya çıkıyor. Çakıcı’nın üzerinde bulunan ve asıl sahibi emekli MİT yöneticisi Faik Meral olan yeşil pasaportta hiç vize damgası bulunmaması, ‘Başka bir pasaport daha kullanmış’ şüphesini doğurdu. Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan yetkililer, Çakıcı’nın Türkiye’den kaçısından sonra gittiği İsviçre’nin yeşil pasaporta da vize istediğini anımsatarak, “Ya elinde vize bulunan başka pasaport ya da kırmızı pasaport vardı” görüşünü dile getirdiler.
‘Çakıcı devlete ait dosya gibidir’
Öte yandan Alaattin Çakıcı’nın ikinci kez bir MİT mensubunun pasaportuyla yakalanması birçok soru işaretini beraberinde getirdi. Çakıcı’nın MİT tarafından kullanıldığına ilişkin iddialar da yeniden gündeme geldi. Çakıcı, 1998 yılında Fransa’da diplomatik kırmızı pasaportla yakalanmış ve tüyler üprerten açıklamalar birbirini izlemişti. Kırmızı pasaportu Çakıcı’ya verdiği belirtilen eski MİT görevlisi Yavuz Ataç’ın, “Çakıcı devlete ait dosya gibidir” sözleri hafızalarda yer etmişti. Ataç, 1999 yılında mahkemedeki sorgusunda, Çakıcı’nın yakalandığı gün bile aralarında görev ilişkisi olduğunu belirterek, “Çakıcı ile 1987 yılında emir-komuta zinciri içinde görevim gereği ve amirlerim eşliğinde tanıştırıldım” demişti. Çakıcı’nın MİT tarafından kullanıldığı ise ilk kez 1998 yılında Susurluk davası sırasında tanık olarak dinlenen eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür tarafından dile getirilmişti.
Bu arada, Çakıcı’nın Türkiye’den kaçarken kullandığı yeşil pasaportun sahibi MİT emeklisi Faik Meral’in (56) ifadesinde, “ASALA’ya karşı Paris’te, Çakıcı ile birlikte faaliyet yürüttüklerini” açıkladığı öğrenildi. Meral, sorgulanmak üzere İzmir’den İstanbul’a getirilmişti.

3 ÇEŞİT PASAPORT VERİLİYOR
Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından üç çeşit pasaport veriliyor. 70 milyonluk Türkiye’de 6.5 milyon kişi pasaport taşıyor. 6 milyon 200 bin kişinin lacivert pasaportu bulunuyor. Ayrıcalıklı pasaport taşıyanların sayısı ise 300 bini geçiyor. Devlet yöneticileri ve diplomatlar kırmızı pasaport; yurtdışında devlet, belediye vs. (kamu hizmeti) yapanlar gri pasaport taşıyorlar. Türkiye’de 250 bin kişilik bir grup ise yeşil pasaport taşıyarak, birçok ülkeye vizesiz giriş yapabiliyor. Yeşil pasaport, yasama görevinde bulunan eski üyeler, eski bakanlar ile birinci, ikinci ve üçüncü derece kadrolarında bulunanlar, Emekli Sandığı ile ilgilendirilip emekli kesenekleri bu derecelerden kesilenler, sözleşmeli olarak çalıştırılan devlet memurları ve diğer kamu görevlilerine, diplomatik pasaport verilmesini gerektiren vazifelerden başka herhangi bir resmi vazife ile kendi hesaplarına yabancı ülkelere gittikleri zaman veriliyor. Büyükşehir belediye başkanları, il ve ilçe belediye başkanları da görevleri süresince yeşil pasaport alıyorlar.


Başa dön


Mahkeme kararları uygulansın!
Ovacık Altın Madeni aleyhinde çıkan son mahkeme kararlarına ilişkin olarak dün İzmir Tabip Odası’nda düzenlenen basın toplantısında madenin bir an önce kapatılması gerektiği belirtildi.
İzmir-Bergama, Eşme, Sivrihisar El Ele Hareketi sözcülerinden Avukat Arif Ali Cangı yaptığı açıklamada, madenin 3 yıl 3 aydan bu yana yasal olmayan bir şekilde işletildiğini dile getirerek, “Bu süre içinde yörenin doğal dengesi bozulmuş, içme sularında risk oluşturan sınırın 25 kat üzerinde arsenik saptanmış, yöre insanının hukuk devletine olan güveni yok edilmiştir” dedi. Son çıkan mahkeme kararlarından sonra, işletmenin faaliyetine son verilmesi, verilmiş olan izinlerin ve ruhsatların tamamının geri alınması gerektiğini ifade eden Cangı, Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nde bulunan “açılma ruhsatı verilmesi”ne ilişkin dosyadaki işlemlerin de durdurulması gerektiğini vurguladı. Cangı şöyle devam etti: “Madenci firma, orman alanı ve kamuya ait alanlardan hemen çıkartılmalı, kesilen ağaçların yerine yenileri dikilmeli, bozulan doğal çevrenin eski haline gelmesi için çalışmalara hemen başlanmalı, bu çalışmalar için yapılacak harcamalar, çevreyi bozana, kirletene, buna göz yumana ödetilmelidir”
Vali Aksu’ya çağrı
Cangı, bugüne kadar madene karşı hukuki olarak ve barışçıl eylemlerle mücadele yürüten Bergama köylülerinin bu ülkenin mahkemelerine olan güvenlerinin sarsıldığını dile getirerek, Bergama köylüsünün mücadeleleri sırasında uğradıkları maddi ve manevi zararların tamamınıngiderilmesi gerektiğini belirtti. Cangı, köy lülerin ayrıca örnek mücadelelerinden dolayı ödüllendirilmeleri gerektiğinin altını çizdi. El Ele Hareketi olarak son çıkan mahkeme kararlarının uygulanması için her türlü çalışmayı yapacaklarını ve kararı uygulatacaklarını vurgulayan Cangı, İzmir Valisi Yusuf Ziya Göksu’ya da madenin faaliyetinin durdurulması konusunda gerekeni yapması çağrısında bulundu.


Başa dön


Ankara’ya ‘barış’ yolculuğu
Diyarbakır Demokratik Gençlik Platformu, bölgede sürdürülen operasyonların durdurulması ve Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılmasını talep etmek için Ankara’ya gidiyor. Bugün yola çıkacak olan gençler, yetkililer başta olmak üzere çok sayıda parti, kitle örgütü, sendika ve basın kuruluşunu ziyaret ederek barış için destek isteyecek.
EMEP Diyarbakır İl Örgütü’nde dün basın açıklaması düzenleyen gençlik platformu, konuyla ilgili bilgi verdi. Platform adına ortak açıklamayı okuyan Emek Gençliği Diyarbakır yöneticisi Osman Zorlucan, “Halkımızın 6 yıldır büyük zorluklarla uzattığı barış elini devlet geri çevirerek, inkâr ve imha politikalarında ısrar etmiştir. Biz Kürt, Türk, Laz, Çerkez, Arap, Alevi, Sünni gençler için bunun anlamı ölmek ve öldürmektir. Ölüm asla bizim terchimiz olmamıştır. Hep buna zorlandık ve zorlanmaktayız” dedi.
‘Ölüme tecrit’
Abdullah Öcalan ve tüm siyasi tutuklu ve hükümlüler üzerindeki tecridin kaldırılması, bölgedeki operasyonların durdurulması talebiyle Ankara’da yetkililerle görüşeceklerini belirten Zorlucan, görüşmelerin ardından izleyecekleri mücadele hattını belirleyeceklerini ifade etti. Zorlucan sözlerini “Halklara değil operasyonlara tecrit, ölmeye ve öldürmeye tecrit. Halkların kardeşliği için operasyonları durduralım. Abdullah Öcalan’a değil, savaşa ve operasyonlara tecrit” çağrısıyla bitirdi.

TECRİDE TEPKİLER SÜRÜYOR
Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi protesto eden kadınlar, Şırnak ve Mardin’de oturma eylemi yaptı.
Şırnak’ın Silopi ilçesinde çoğunluğu kadınlardan oluşan 300 kişilik bir grup, Öcalan üzerindeki tecridi kınamak amacıyla eylem yaptı. AKP ilçe binası önünde toplanan kalabalık grup adına açıklama yapan DEHAP üyesi Saniye Kutlu, Öcalan’a yönelik tecridin Kürt ve Türk barışına büyük zarar vereceğini söyledi. Bu nedenle Öcalan’la görüşün bir an önce sağlanmasını isteyen Kutlu, bölgede yoğunlaşan operasyonlardan kaygı duyduklarını da vurguladı. Bölgede yeni bir çatışmalar istemediklerini vurgulayan Kutlu, operasyonların son bulmasını istedi. Mardin’in Kızıltepe ilçesinde de Özgür Kadın İnisiyatifi tarafından aynı amaçla oturma eylemi yapıldı. Cumhuriyet Meydanı’nda bir araya gelen yaklaşık 100 kişi, 5 dakikalık oturma eylemi gerçekleştirdi.


Başa dön


Al galoşu çık ziyarete
Fadime Alkan - Cemal Dursun
Hükümetten gerekli mali desteği alamayan kamu kurumları olmadık uygulamalara başvuruyorlar. Bahçelerini otoparka dönüştüren okullardan ‘ilham’ alan kimi hastaneler, hastaların sağlığını tehlikeye atmak pahasına kendilerine yeni bir ‘gelir’ kapısı yarattılar. Bu tip uygulamaların en çarpıcı örneği SSK Okmeydanı Hastanesi’nde yaşanıyor. Hastanede, 250 bin lira karşılığında galoş satabilmek için ziyaret saati kaldırıldı. Galoş parasını veren herkes sabah 09.00, akşam 17.00 saatlari arasında bütün servislere girebiliyor. Galoş almaları için ziyaretçilere baskı yapılırken ziyaretçilerin galoşu takıp takmadıkları kontrol bile edilmiyor. Hastaların tedavi, pansuman saati dikkate alınmadan hasta yakınlarının içeri girmesi hasta yakınları ile sağlık çalışanlarını karşı karşıya getiriyor. Çoğu zaman kavgayla sonuçlanan uyarılar karşısında sağlık çalışanları hasta yakınlarının, “Biz galoşumuzu aldık, bize kimse karışamaz” tepkisiyle karşılaşıyor.
Uygulama hakkında bilgi istediğimiz Hastane Başhekimi Taner Yıldırmak ise, “Zamanının olmadığı” gerekçesiyle açıklama yapmak istemedi.
Galoş 250 bin!
SSK Okmeydanı Hastanesi’nde ziyaretler E kapısından yapılıyor. Hasta ziyaretine gelenler, kapıda ‘galoş 250 bin lira’ yazısıyla karşılaşıyor. Kapıda duran güvenlikçilerin uyarısı ile galoş alan herkes içeri girebiliyor. Acil servis dışındaki bütün bölümlere hasta yakınlarının sabah 09.00, akşam 17.00 saatleri arasında girişine izin veriliyor. Ortalama 5 güvenlik gürevlisinin bulunduğu kapıda hasta yakınlarına galoş almaları için baskı yapılıyor. Ancak içeriye giren ziyaretçilerin galoşu takıp takmadıklarına bakılmıyor bile. Ziyaretçiyerin çoğu da içeri girdikten sonra galoşu takmıyor. Hastanede yatan hastaları varsa bir dahaki sefere saklıyorlar ya da galoş takmayı önemsemiyorlar.
Hasta yakını daha çok
Hastaların mikrop kapmamaması gerekçe gösterilerek yapılan bu uygulama ise asıl olarak hastaları zor durumda bırakıyor. Pansuman saati, tedavi saati denilmeksizin hasta yakınları hastaların yanına alınıyor. Bu uygulama da sağlık çalışanlarını zor durumda bırakıyor. Serviste çalışan ve ismini vermek istemeyen bir hemşire, hasta yakınlarıyla yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Hasta odasına giriyoruz. İçerisi hasta yakınları ile dolu. Hastadan çok hasta yakını var. ‘Pansuman yapacağız dışarı çıkın’ diye uyarıyoruz. Ancak hasta yakınları içerde olmak kendilerine tanınan bir hakmış gibi davranıyorlar ve ‘Biz galoşumuzu aldık, kimse bize karışamaz’ diye tepki gösteriyorlar. Durumu güvenliğe bildirdiğimizde, bize hak vermekle birlikte, pek bir şey yapmıyorlar.”
Uygulamaya son verilmeli
Orman-İş: ‘Hesaplaşacağız’
Türkiye Orman-İş Sendikası’nın Ankara Şubesi 5’nci Olağan Genel Kurulu’na, işçilere Hak-İş’e bağlı Tarım Orman-İş’e geçmeleri yönündeki baskılara yönelik tepkiler damgasını vurdu. Orman-İş Genel Başkanı Mehmet Kafes, baskıların boyutlarını gözler önüne sererek, yarın Türk-İş’te yapılacak toplantının ardından alanlara çıkacaklarını kaydetti. Genel kurulun açılışında konuşan Şube Başkanı Ali Osman Cesur, “Biz Türk-İş’ten niye Hak-İş’e geçelim? Koskoca çınar ağacını bırakıp, ardıç ağacının altına gitmek istemiyoruz” dedi. Orman-İş’in birliğine göz dikildiğini kaydeden Cesur, bini aşkın üyesi bulunan şubeden şimdiye kadar 21 işçinin Tarım Orman-İş’e geçtiğini bildirdi. Orman-İş Genel Başkanı Mehmet Kafes ise mevsimlik-geçici orman işçilerinin duygularıyla oynayanların “kadro” vaatleri ve çeşitli baskılarla Orman-İş üyelerini Tarım Orman-İş’e geçirmelerine izin vermeyeceklerini vurguladı. Konuyu yargıya taşıdıklarını kaydeden Kafes, 19 Temmuz’dan itibaren bu kişilerin yargı önünde de hesap vereceğini kaydetti. Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu’nun il il gezerek, önce Orman Bölge Müdürleri’ni ziyaret ettiğini ardından da işçilerle toplantı düzenlediğini belirten Kafes, bir bölge müdürünün “Abayı size gösteriyorlar, ardından sopayı bize gösteriyorlar” dediğini aktardı. Bakanlık bürokratlarının dört koldan Hak-İş için çalıştığını örneklerle anlatan Kafes, Orman Genel Müdürü Mustafa Kahveci’nin de Hak-İş’e geçmeleri yönünde telkinde bulunduğunu ifade etti. Kafes, Bakanlık Müsteşar Yardımcısı Bünyamin Karaca’nın “Orman-İş’in Hak-İş’e geçmesi yönünde bürokratların da üzerinde baskı olduğu ve bakanın görevden alınması pahasına da olsa bu işin olacağı” yönündeki sözlerine işaret etti. Bürokratlardan kendisine “Hak-İş’e geçtikleri takdirde Hak-İş Genel Başkanlığı’nın teklif edildiğini” belirten Kafes, bu tür teklifleri asla kabul etmeyeceklerini vurguladı. Türk-İş Genel Teşkilatlandırma Sekreteri Çetin Altun da “Orman-İş’e gelecek saldırı Türk-İş’e saldırıdır” diyerek, Orman-İş’e sahip çıkacağını ifade etti. Faaliyet raporunun ardından söz alan delegelerin çoğu şube yöneticilerini eleştirerek, faaliyetlerin yetersiz olduğunu kaydetti. Muhalif listeden Şube Sekreterliği’ne aday olan İlyas Başbozkurt, “Ankara Şubesi Başkanı Cesur’un kendilerini ölümle tehdit ettiğini” iddia ederek, suç duyurusunda bulunduklarını bildirdi. Ayla Zengeroğlu ise Cesur’un kendisini temsilcilik görevinden “kadın” olduğu için aldığını önü sürdü.
Turizme çatışma gölgesi
Diyarbakır Kültür Turizm Müdürlüğü’nde alınan verilere göre, 2003 yılının ilk 6 ayında kente gelen yerli turist sayısı 34 bin 994 olarak kaydedildi. Bu rakam, bu yılın aynı döneminde yüzde 135 oranında artarak 82 bin 293’e çıktı. Yabancı turist sayısında da benzer bir gelişme görüldü. 2003 yılının ilk 6 ayında 2 bin 58 olan yabancı turist sayısı, bu yılın ilk 6 ayında yüzde 178 civarında artarak, 5 bin 713’e yükseldi. Aylara göre yerli turist sayısı ise, 2003 Nisan’ında 4 bin 475, mayısta 8 bin 336, haziran 6 bin 737 şeklinde kaydedilirken, 2004 Nisan’ında 10 bin 657, mayısta 36 bin 735 haziranda da 12 bin 693 oldu. Aynı dönemlerdeki yabancı turist sayısında da benzer artışlar görüldü. Nisanda 232, mayısta 307 ve haziranda da 406 olan yabancı turist sayısı, bu yılın nisan ayında 785, mayısta bin 865 ve haziranda da bin 551 olarak gerçekleşti. Diyarbakır Kültür ve Turizm Müdürü Reşit Akgüneş, geçtiğimiz yıllara oranla Diyarbakır’a gelen turist sayısında beklediklerinin çok üstünde bir artış olduğunu kaydetti. Akgüneş, “Bu artışta Irak Savaşı’nın bitmesi önemli bir etken. Bir de bölgede olumlu bir havanın esmesinin büyük bir etkisi oldu. Zaten son 3-4 yıldır yerli turist sayısında bir artış vardı, ama bu kadarını beklemiyorduk. Müthiş bir artış oldu” dedi. Akgüneş, turizmin bölgede son günlerde çıkan çatışmalardan da etkilendiğine dikkat çekerek “Bu arada sıcakların etkisi arttı ve son dönemde birkaç olay meydana geldi. İnşallah bunlar turizmi etkilemez” diye konuştu.
Seyyar satıcılar eylemde
Eminönü’nde tezgâh açmalarına izin verilmeyen seyyar satıcılar, yaklaşık 6 haftadır sürdürdükleri eylemlerine dün de devam ettiler. Trafiği engelledikleri gerekçesiyle kaldırılan tezgâhlarının tekrar kurulması için Yenicami Caddesi’nde bir araya gelen seyyar satıcılar, önce oturma eylemi yaptılar, ardından da basın açıklaması düzenleyerek Eminönü Belediye Başkanı Nevzat Er’i eleştirdiler. ‘Seyyar Satıcılar Dayanışma Derneği’ adına açıklama yapan İkbal Işık, Belediye Başkanı Nevzat Er’in yandaşlarına Beyazıt’ta 60, Gülhane ve Sultanahmet’te 40, Eminönün’de 100’ün üzerinde dondurma tezgâhı verdiğini söyledi. Seyyar satıcılar eylemlerine bugün de devam edecekler.
‘Hak ihlalleri devam ediyor’
İnsan Hakları Derneği (İHD), 18’inci kuruluş yıldönümünde, 2004 yılının ilk 6 ayına ilişkin insan hakları raporunu açıkladı. Raporu açıklayan İHD Genel Başkanı Hüsnü Öndül, Türkiye’nin insan hakları açısından uzun vadede bakıldığında yerinde sayan ya da geriye giden bir ülke olmadığını, ancak işkencenin hâlâ yaygınlığını koruduğunu, cezaevlerinde, silahlı çatışmalarda, mayınlarla insanların yaşam hakkının ihlaline devam edildiğinin altını çizdi. “İşkenceye sıfır tolerans” söyleminin uygulamaya geçmediğini kaydeden Öndül, İHD’nin “İşkence yaptığı için hakkında dava açılan tüm devlet görevlilerinin hükümet tarafından bulundukları yerin amiri de dahil olmak üzere dava süreci bitene kadar açığa alınması” önerisinde ısrarlı olduğunu vurguladı. Hüsnü Öndül, dün İHD Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında İHD’nin gündeme getirdiği Birtan Altınbaş adlı gencin işkenceyle öldürülmesi olayının kısmen de olsa sonuçlanmasını olumlayan Öndül, Yargıtay’ın DEP’li milletvekilleri ile ilgili tahliye kararını ve 13 Temmuz’da kararın bozulmuş olmasını sevindirici olarak değerlendirdi. Genelkurmay 2’inci Başkanı Başbuğ’un DEP’li vekillerin çalışmalarına ilişkin basın toplantısı yapmasının ise demokratik hukuk devletinin ilkeleriyle bağdaşmadığını söyleyen Öndül, Eğitim Sen’in kapatılmasıyla ilgili sürecin başlangıcında Genelkurmay’ın yazdığı yazıların olmasını da kabul edilemez olarak değerlendirdi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net