Toprağın Çocukları’na sahip çıkalım
400 dönümlük kampüs içerisinde çalışma yürüten ekipten yakalayabildiklerimizle konuştuk. Bu film, yönetmen Adnan Özgür’ün ilk yönetmenlik deneyimi. İkinci Yönetmen Burak Kolcu ile birlikte, anlatıyorlar. Heyecanları, hem oyunculara hem de bize yansıyor.
Nerden aklınıza geldi böyle bir filmi çekmek?
Adnan Özgür: Benim dedem köy enstitüsü mezunu. Erkan Ağabey’le (Erkan Can) sohbet ederken, onun da babasının enstitü mezunu olduğunu öğrendim. Erkan Can’la beraber yarattığımız bir proje. Direkt bana ait değil. Benim de hep bir niyetim vardı. 2 yıl önce Ağustos’ta başladık işe ve sonra da hayat buldu. Erkan Abiyle birlikte bir sürü kapı çaldık ve sonunda başladık.
Peki neden Hasanoğlan?
A.Ö: Hasanoğlan köy enstitülerinin kalbi. Bizim için Hasanoğlan’ı çekmemizin hem duygusal hem de ekonomik bazı sebepleri var. Burası kadar aslına uygun korunabilmiş bir köy enstitüsü daha yok. Bütün köy enstitülerden mezun olanların gelip okudukları yerdi burası. “Yüksek Köy Enstitü” denilen yer. O yüzden buraya geldik. Onun dışında da sanat yönünden bizi rahatlatacak durumlar vardı burada. Biz burayı Hasanoğlan Köy Enstitüsü olarak değil, Anadolu Köy Enstitüsü olarak çekiyoruz. Bütün köy enstitülerinin prototipi olarak çekiyoruz. İki aydır burada yaşıyoruz Hasanoğlanlı olduk yani.
Kısaca filmin konusu nedir?
Burak Kolcu: Köy enstitülerinin kapanma sürecine giderken, bu süreçte enstitüdekilerin köylülerle olan ilişkilerini konu alıyor film. Çingene kampından kaçmış iki insanın koruma süreçleri, buna paralel olarak işleyen köy enstitüsündeki iki gencin aşk hikayesinin köy enstitülerin kapanma süreci çatısı altındaki anlatımı.
A.Ö: Bu filmi çekmemizin tek bir sebebi var: Köy çocuklarının eğitim alması. Bakın burayı gezdiğiniz zaman, köy çocuklarının o dönemde piyano çaldığını, mandolin çaldığını, Shakspeare çalıştıklarını görüyoruz. Bizim üniversitelerimizde bile buradaki eğitim yok.
Tüm ekip gönüllü ve para almadan çalışıyorlar bildiğimiz kadarıyla.
A.Ö: Bu sette para alan kimse yok. Bu film gişeye girecek ama hisseleri de dağıttık. Biz hiç para almayacağız. Film 10 milyarlık izlendiğinde de biz 10 milyarlık adam olmayacağız, yani sonrasında da para yok. Kalan hisseyi de okula bağışlayacağız. Biz bu filmden para kazanma umuduyla girmedik, öyle de çıkmayacağız.
B.K: Oyuncular ile birlikte toplamda 70 kişilik bir kadro bir ekip var ve herkes ortak yapımcı.
‘BU HİKAYEDE İYİ BİR ŞEY YOK ASLINDA’
Filmin nasıl bir etkisi olacak izleyiciler üzerinde?
A.Ö: Köy enstitüsü meselesi bizim için acı bir hikaye. İyi bir şey yok bunun içinde. Erken kapatılmış, erken bitmiş bir rüya. Üzgün ayrılacaklar filmden. Muhtemelen biraz ağlayacaklar, biz de bu dramı biraz abarttık. Bazı kurmacalar kattık işin içine. Üzülecekler. Üzülsünler de... Üzülsünler ki bir şeyler yapmaya kalksınlar.
BK: Üzülsünler ve özensinler de. “Yine olmaz mı ki?”ye özenseler keşke?
Çünkü burada o zaman güzel bir eğitim varmış, yapılmış, uygulanmış. Yani yeniden keşfedilmesine gerek yok. (Ankara/EVRENSEL)
AHDE VEFA
Erkan Can: Benim babam da köy enstitüsü mezunu. Bu film biraz da ahde vefa bizim için. Yaşayan ve ölenlere karşı sorumluluk hissettik genç arkadaşlarla birlikte. Bu film köy enstitüsündeki gibi imece ve yardımlaşma tarzı çekiliyor. Durum böyle. Çok paramız yok. Lüks bir setimiz yok. Zaten olmasını da istemeyiz. O kadar lüks bizi bozar.
Hedeflediğimiz biraz da olsa bu meseleyi açıp geriye bakmak. Ülkenin en büyük sorunu eğitim sorunu. Bu hallolmadığı sürece her şey kötü olur diye düşünüyoruz. Geçmişten ders alalım. Neden böyle oldu? Neden kapatıldı? Kim kapattı? Tüm bunlar tartışılsın istiyoruz. Biz tartışırız, halk tartışır ama biraz da Meclis’tekiler tartışsın, bu konuya eğilsin istiyoruz.
Müzik, edebiyat, heykel, mimarinin hepsinin en güzel adamlarını en ağırlarını yetiştirmiş. 4 4’lük insanlar. Bizler onların yanında solda sıfır kalıyoruz.
SANATA SAVAŞTA DAHA FAZLA DEĞER VERİLMİŞ
Haluk Cömert: Erkan Can’ın da dediği gibi bu gönüllü yapılan bir iş. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli olaylarından biri. Aynı siyasi iktidar döneminde açılıp aynı siyasi iktidar döneminde kapatılması, tartışılması gereken konulardan biri. Buradan köylere gidip insanları aydın şekilde eğiten öğretmenler çıkmış. Tiyatronun akustiği ciddi bir mimari şaheser mesela. Burada bir festival yapılsa, çok ciddi bir kompleks bu kampus. O dönemin ODTÜ, Hacettepe Kampüsü gibi. Savaşa rağmen, sanata bu denli önem verilmiş. Günümüzde neden biz bu eksikliği yaşıyoruz eğitim sistemimizde? Bunu düşünmemiz lazım.
FİLM TARİHE BİR NOT DÜŞÜYOR
Bahtiyar Engin: Bu film şimdi aklımıza gelen bir şey değil, 30 yıldır üzerinde durduğumuz mesele. Bu zaten bir memleket meselesi, yeni bir şey değildi bizim için.
İsmail Hakkı Tonguç’u oynayacağımı öğrendiğimde o gece sabaha kadar bir yandan okuyup bir yandan ağladım. Bu kadar tanımıyordum bile. Tanıdıkça sevdim. Sevdikçe tanıdım. Tonguç’la benzer özelliklerimiz var. Zaten tip olarak da benziyoruz.
Film tarihe bir not düşüyor aslında . Kapatılmasaydı ne olurdu? Muhteşem bir ülke olurdu. Muhteşem bir kırsalımız olurdu. Ümmi topluma teslim olmazdık. Ama sürekli karanlığa doğru olmayacak yönümüz. Ben gençlerden hala umutluyum.
2012’de bir kapı açılsın isterim. “O eğitim sistemini yeniden oluşturabilir miyiz? Tartışabilir miyiz?” sorularına yanıt versin isterim bu film.
Bu ülkenin eğitimi ile ilgili kaygıları olan insanlar için destek olur. Böyle hassas konularda karşıdakilerin sayısı yanımızdakilerden fazla oluyor. Eğer bu film fazla kazanırsa, böylelikle biz bu konuda daha fazla film çekebileceğiz. Bu film için alınacak her bilet bir sonraki sanat eserine bir katkıdır aslında. Ben buradan, eğitimcilere, sendikalara, kurumlara sesleniyorum: Gelin, filminize sahip çıkın. Biz bu filmi onlarla ortak olan dünya görüşümüzde damıtarak yaptık. Gelsinler filmlerine sahip çıksınlar.
Evrensel'i Takip Et