5 Haziran 2012 12:25

Sınır varsa mayın var, mayın varsa ölüm var

Sevda Aydın

Tiyatro Avesta’dan Aydın Orak’ın yazdığı ve Murat Garipoğlu’nun yönettiği Daf/Kapan 18. İstanbul Tiyatro Festivali’nde gösterimdeydi.
Sınırı koruyan iki askerin (Aydın Orak ve Remzi Pamukçu) gözüyle militarizme göndermeler taşıyan oyun aynı zamanda bir sınır kasabasında büyüyen Orak’ın çocukluk anılarından bolca izler taşıyor.

Sınırda doğmuş, büyümüş biri olarak, dikenli tellerin hemen yanı başında süren yaşama dair hafızanızda hangi kareler var?
Çocukluğum Mardin’in Suriye sınırı yakınındaki kasabada geçti. Mayınlı arazilerde top koşturarak geçiyordu günlerimiz. Top sahasından çocuklar eksiliyordu sürekli. Nedenini sorduğumuzda; ya sınırda bulduğu tenekeyi açmaya çalışırken öldüğünü, ya hayvanların mayınlı araziye girdiğini ya da kaçakta öldürüldüğünü söylerlerdi. O zamanlar yadırgamıyordum bu anlatılanları ama bugün düşündüğümde dehşet verici bir şeyle karşılaşıyorum. Top sahamızda her gün eksilen çocukları umursamamızı ciddi bir şekilde yargılıyorum şu anda. Doğal geliyordu çünkü sınır varsa mayın da var, mayın varsa ölüm de vardı. Oyunu yedi yıldır nerdeyse 20 kez yazıp sildim, tekrar yazdım. En sonunda ekip arkadaşlarım beni cesaretlendirdi. Onların sayesinde oyun sahnelenebilir hale geldi.

O EVLER ŞİMDİ ‘SURİYE MANZARALI’ DİYE SATILIYOR

Bir sınır hikayesini, üstelik Kürtçe anlatınca ister istemez Uludere Katliamı geliyor akla. Daf, sınırda ki günlük yaşamlardan ne tür izlenimlere sahip?
Bu oyunun festivale kabul edilmesinde kuşkusuz Uludere Katliamı’nın etkisi oldu. Bundan üç ay önce oraya gittik bir grup tiyatrocu, sinemacı olarak. Orada gördüklerimin duygusu oyunda çok yoğun.  Benim büyüdüğüm yerlerdeki evler şimdi ‘Suriye manzaralı’ diyerek satılıyor. Evlerin bahçesini sınır telleri çevreliyor. Karşısında Suriyeli insanlar var ve dilleri, kültürleri aynı bu tarafta olan insanlarla. Bu iki tarafın arasında sınırın önünde bekleyen askerlerin de bir kukla olduğunu söylüyor bu oyun. Emperyalistlerin çizdiği sınırın ceremesini oradaki halklar çekiyor. Oyundaki Suriyeli kadının hikayesi tam bunu anlatıyor. Aslında gerçek bir hikaye Suriyeli kadının ki. Sınırın diğer tarafında devlet Kürtlere kimlik vermediği için kadın Türkiye’de kalan çocuklarını göremiyor. Ve bu yüzden de ölmeyi göze alarak sınırı geçmeye çalışıyor.

Oyundaki kukla sahnesi hayli başarılı olmuş...
Sağolsun Ahşap çerçevenin Genel Sanat Yönetmeni Emre Tandoğan bize bu konuda yardımcı oldu. Gerek komutan kuklası gerek fare kuklası sahnesi onun sayesinde ortaya çıktı. İlk defa hayatımda kukla oynattım. Kürt tiyatrosunda daha önce kukla kullanımı görmemiştim. (İstanbul/EVRENSEL)


TİYATRO EYLEMLERİNDE BİZ VARDIK AMA ONLAR BİZİM YANIMIZDA OLMAMIŞTI

Devlet ve Şehir Tiyatroları özelleştirilmek isteniyor. Buralarda repertuvar tartışmasına girmiş biri olarak sen nasıl değerlendiriyorsun bu süreci?
Tiyatroların özelleştirilmesi tabii ki kabul edilebilinir bir şey değil. özelleştirmek yerine demokratikleştirmek gerekir bu tiyatroları. Salonları Rum, Ermeni, Arap, Kürt vb. gibi halkların oyunlarına açmak gerek. Devlet Tiyatroları ve Şehir Tiyatroları için eylemlerde onlarla birlikteydik ve birlikte olmaya da devam edeceğiz. Ama şöyle de bir gerçek var; bir Kürtçe oyun yasaklandığında ya da salon bulamadığında Türk tiyatro oyuncularından destek göremiyoruz. Ya da ödenek aldıklarında, şimdiye kadar hiç ödenek alamayan Kürtçe tiyatroya “90 yıldır biz alıyoruz bu sefer de Türkiye’de yaşayan diğer dillerde yapılan tiyatrolara verin” demiyorlar. Bütün bunlar Türk olmayan diğer tiyatro gruplarınca böyle yorumlandığında ilginç bir durum ortaya çıkıyor. İçi boş da olsa devlet kanalında Kürtçe kanal açan bir hükümet daha demokratik gözükebiliyor.

Evrensel'i Takip Et