24 Nisan 2015 00:56

Ezgi GÖRGÜ
Uğur ZENGİN
İstanbul

Evrensel Basım Yayın’ın Ermeni Soykırımı’na atfettiği 1915-2015 Ermeni Soykırımı’nın 100. Yılı Utanç Ve Onur’un yazarları kitabı anlattı. Ermeni edebiyatından mimarisine, Ermeni müziğinden Osmanlı döneminde yaşayan Ermeni ressamlara, Nazaret Dağavaryan, Gomidas Vartabed, Hrant Dink gibi önemli Ermeni aydınlarının yaşamından sosyalist harekette yer alan Ermeniler, vakıf mallarından toplum yaşamına kadar zengin bir içeriğe sahip olan kitap, soykırımla yüzleşmeye küçük de olsa bir katkı sunmayı amaçlıyor. 

Aydın Çubukçu, Nevzat Onaran, Hakkı Zariç ve Onur Öztürk’ün hazırladığı Utanç Ve Onur’da, Erdoğan Aydın Ermeniler Ne Yaşadı? Sorumluluğu Nerede Aranmalı?, Nesim Ovadya İzrail 24 Nisan 1915: 76’sı Sağ Kaldı ve 1915’te Öldürülen 7 Ermeni Milletvekili adında iki makalesiyle, Nevzat Onaran “1915’te Benimdi!..” ve Cumhuriyet’in 1915 Fişi ile yer alıyor. Paramaz’ın ve yoldaşlarının izini süren Kadir Akın Osmanlı Döneminde Ermeni Sosyalistler yazısıyla kitaba katkı sunarken, Hrant Dink davasının avukatlarından Fethiye Çetin, Hukuk İçinde Yerleşmiş Bir Olgu Olarak Soykırım yazısını yazdı. Agos Genel Yayın Yönetmeni Yetvart Danzikyan ise “İyi Ermeni” Olmanın Yakın Tarihi’ni kaleme aldı.
Ressam Burhan Kum Gayrıresmî Hatırlamak: Osmanlı İmparatorluğu’nda Kimliksiz Ressamlar başlıklı yazısında Ermeni ressamları anıyor. Evrim Kaya Yüz Yıl Sonra: Sinemanın Boğazında Bir Bıçak yazısı ile sinemanın Ermeni soykırımını anlatması gerekliliğine dair Fatih Akın’ın Kesik filminden yola çıkıyor,  Nazaret Dağavaryan’ı anlatan Karin Karakaşlı Nazaret Dağavaryan’ın Taşları ve Hayat Ağacı yazısını kitap için yazdı.

Yazarlar yüzyıllık acının yıl dönümünde yazılarının çıkış noktasını anlattı. 

‘KÜLTÜREL FUKARALIĞIMIZIN ALTINA SOYKIRIM YATIYOR’

Burhan Kum (Ressam): Türk resim tarihi genellikle Osmanlıların 1835’te Avrupa’ya askeri amaçla resim eğitimi alması için gönderilen ressamlarla başlatılır. Ama ondan 100-150 yıl önce Ermeniler bu topraklarda resim yapıyordu ve kendi dönemleri içinde Avrupa’yla yarışacak boyutta, yüksek derecede resimler yapıyordu. Fakat Türk tarih yazımı içinde ne yazık ki bu Ermenilerin adı hiçbir zaman geçmedi. Ben bu kitapta özellikle bu Ermeni ressamların hakkını teslim etmeyi denedim. Aynı zamanda şunu da göstermek istedim, şu anda yaşanan topyekün kültürel fukaralığın altında aslında yok edilen muazzam bir kültürel birikim var ve kültürel birikimde Ermenilerin payı büyük. Onun için soykırımı bir de bu boyutuyla incelemek gerekir diye düşünüyorum. 

‘DEVLET VATANDAŞINA KARŞI İMHA EDİCİ GÖZLE BAKIYOR’

Nevzat Onaran (Tarihçi yazarı): 1915’te İttihatçı hükümetin kararıyla Ermeniler, Van’dan Edirne’ye, Kastamonu’ya, İzmit’e, Konya’ya kadar yaşadıkları her yerden sürüldüler. Sürülen Ermenilerin geride kalan evi, tarlası, bahçesi, bağı, iş adamıysa fabrikası, imalathanesine kadar hepsine Osmanlı döneminde İttihatçı hükümetin çıkarmış olduğu 26 Eylül 1915 tarihli tasfiye kanunun ikinci maddesine göre devlet el koydu. El konulan mallar daha sonraki süreçte de satıldı. 1920’li yılların sonunda da yeni sahiplerine tapulandırılmaya başlandı. Bu işlemlerle önceki sahiplerinin varlığı tamamen sonuçlandırılmış oldu. Ben bu çalışmada mülkiyetin Türkleştirilmesi üzerinde durdum ve gerçekten Osmanlı’dan cumhuriyete sadece kadrosal değil, ekonomi politiğin de devam ettiğini gördüm. Devletin vatandaşına karşı imha edici gözle baktığını Ermeni nüfusunun yıllara göre azalmasında görebiliriz.

‘EĞER KÖKÜNÜZ YOKSA HERHANGİ BİR ŞEY YAPAMAZSINIZ’

Zakarya Mildanoğlu (Mimar): Sadece Ermeni mimarisi değil, Ermenilere ait hiçbir şey durmuyor. 100. yıldayız, aklı başında, vicdanı olan herkesin düşünmesi gerekir 1915’te ne oldu diye? 1915’te olan şu: Ermeni mimarisi, edebiyatı, tiyatrosu, ziraatı, aklımıza gelen yaşamla ilgili her şey bir anda yok oldu. Mimarî ya da diğer alanlar kökle ilgili. Eğer kökünüz yoksa, ayaklarınız sağlam bir toprağa basmıyorsa ve o köklerden beslenmiyorsanız herhangi bir şey yapamazsınız. 1915’ten sonra yapı sanatı açısından herhangi bir şey kalmadı. Elbette 1915’ten sonra Ermeni mimarlar hizmet vermeye devam ettiler. Hatta benim rahmetli hocam İstepan Aratan, Cumhuriyet döneminde en fazla cami yapan mimar olarak ünlendi. Ama 1915’ten önce verimli, mümbit alanlardan hiçbir şey kalmadı, bir anlamda bu topraklar çölleşti. 

‘SOYKIRIMLA SOSYALİZMİN KÖKLERİ ZARAR GÖRMÜŞTÜR’

Kadir Akın (Tarih yazarı): Evrensel Basım Yayın’dan arandığımda Paramaz’ın izini sürüyor, Osmanlı’daki Ermeni sosyalistlerin üzerinde çalışıyordum. Sosyalistler bu konuda hatalı, bizim orijinimiz enternasyonalist değil, Kemalizmin imbiğinden geçmiş bir tarih anlayışımız var ve bunun ters yüz edilmesi gerekiyor. Bu topraklarda 1890’lı yıllardan başlayarak bir sosyalizm mücadelesi sürmüş, buna ilişkin çok derin bir edebiyat var aslında. Bütün yönleriyle araştırılması gereken bir dönem. Sosyalist hareketin kendi başlangıç tarihine dönmesi kendi geleceği için de mutlaka gerekliliktir. Bu topraklarda sosyalizmin kökleri zarar görmüştür soykırımda. Hafızasız, deneysiz kalmıştır. 

‘UTANÇ, DEVRİMCİ BİR DUYGUDUR’

Evrim Kaya (Sinema Yazarı): Biz hevesle Kesik’i bekliyorduk. Neden Kesik’e kadar böyle bir film yapılamadı diye beklerken Kesik’i izledik, sonra hep bir ağızdan Türkiye’de homurtular başladı. Evrensel Basım Yayın böyle bir kitap üzerine çalışırken, sağolsun büyüğümüz Atilla Dorsay bir yazı kaleme aldı; dedi ki Yahudi soykırımı ne kadar büyük başyapıtlar doğurdu, Ermeni soykırımıyla ilgili Kesik’e sataşan bir yazıda. Hala böyle iyi bir film yok, acaba Ermeni soykırımı diye bir şey gerçekten olmadığı için olabilir mi diye sordu. Utanç, devrimci bir duygudur gerçekten, büyüğümüz Atilla Dorsay adına utandım. Bu konuyu biraz tartışmaya karar verdim. Aslında Fatih Akın’ın bulduğu imgenin ne kadar olağanüstü olduğunu düşündüm. Sinemanın da boğazına dayanmış bir bıçak var ve o bıçağı dayayanlar ya da siyaseten hala onların tarafında kalmakta ısrar edenler, 100 yıl sonra karşımıza geçip soruyorlar: Neden anlatamıyorsun? Bıçağı bir türlü çekmiyorlar ama sen doğru dürüst anlatamadığına göre burada bu bıçak yoktur da diyorlar. Benim yazım, bunun öfkesini anlatan bir yazı oldu. Bugüne kadar görmezden gelme, itibarsızlaştırma, inkar şeklinde tepkiler verildi. Ama işte buradan bir onur devşirmenin yolunu bulacağız. 

TARİHSEL HAKLARI VERMEK: UTANCI YENMENİN TEK YOLU 

Aydın Çubukçu-Yazar: Utanç ve onur benim için aslında kişisel bir meseleydi. İsfahan’da, Tahran’da, Şam’da, Kahire’de, Erivan’da Hrant’la olduğumuz bütün yolculuklarda o bir şeylerin peşinde koşup yeni belgeler ararken, nasıl onurlu bir iş yaptığına tanık oluyordum. Sebebini anlayamadığım biçimde ben hep utanıyordum. Özellikle Erivan’da Türk olduğumu, Türkiyeli olduğumu duyduklarında yüzüme nasıl baktıklarını gördüğümde gözlerine bakamamak gibi bir duyguya neden kapıldığımı, aslında suça ortak olmamış biri olduğumu düşünerek kendime çok sordum. Burada da Ermeni dostlarıma her zaman yüzüm eğik durmanın sıkıntısıyla baktım. Ağır bir utanç. Eğer kendi varlığını savunmak, anılarını dik tutmak, bu topraklara yaptıkları büyük katkının gururunu ve sevincini daima taşımak gibi bir onuru taşıyanlarla ortak olabilirseniz utancı yenebilirsiniz. Onlar için tarih utanılacak hiçbir leke taşımıyor. Bizim için ise taşınması ağır bir yük. Onuru çoğaltmak ve paylaşmak, onuru taşıyanlara tarihsel haklarını vermek ancak bu utancı yenmenin tek yolu olarak görülüyor. Dolayısıyla kitaba bu ismi koyarken arkadaşlarım ve ben bir çelişkiyi çatışmayı dile getirmek istedik. Diyalektiğin bize öğrettiği bir şey vardır. Çelişki yenilenmenin temelidir. Bir yerde çatışma varsa orda değişmenin umudunu taşıyabilirsiniz. Utanç ve onur birbiriyle dövüşsün. Ve onur kazansın. Hepimiz utancımızdan kurtulmak için yüzümüzü yere eğmek zorunda kalmadığımız gerçek dostluğu kazanabilmek için o onuru yüceltmek zorundayız. 

YEDİ ERMENİ MİLLETVEKİLİ 1915’DE ÖLDÜRÜLDÜ
 

Nesim Ovadya İzrail (Yazar): Ermeni soykırımında yalnızca kadınlar, öğrenciler, öğretmenler, doktorlar değil milletvekilleri de öldürüldü. Tam 7 Ermeni milletvekili 1915 yılında Nisan ve Temmuz ayı arasında geçen 3-4 ay içinde ülkenin coğrafyasının farklı yerlerinde teker teker öldürüldü. Bunun belgesi var mı yok mu, yolda mı, açlıktan mı hastalıktan mı öldürüldüler gibi tartışmaların dışında koskoca milletvekilleri öldürüldü. Bu memlekette öteki olduğunuz zaman, Ermeni olduğunuz zaman, Kürt olduğunuz zaman milletvekili vasfınız sıfır. Öldürülebilirsiniz, katledilebilirsiniz.

SESSİZLİĞİN TARİF EDİLEMEZ KÖTÜLÜĞÜ
 

Hacı Orman (Yönetmen): Acıları mukayese etmek olmaz ama ister istemez Yahudi soykırımını hatırlıyoruz. Nazi dendiğinde aklımıza Yahudi soykırımı geliyor ama İttihat ve Terakki dendiğinde aklımıza Ermeni soykırımı gelmiyor. Bütün dünyada Ermeni soykırımı ve 1. Dünya Savaşı’na dair sanat ve edebiyat alanında çok fazla bir şey yapılmadı. Fransız kökenli bir edebiyat tarihçisi bu duruma sessizliğin tarif edilemez kötülüğü diyor. Zannediyorum son yıllarda kültürel kurumlar ve yayınevlerinin çalışmaları sessizliğin kötülüğü olarak belirtilen tarihsel gerçekliğe bir farkındalık yaratmaya hizmet eder. Türkiye edebiyatında özellikle, 1915’le imtihanına baktığımızda yüzleşilmesi gereken çok şeyle karşı karşıya kalıyoruz. Öncelikle Ermenilerin, Rumların, Türk olmayanların edebiyatta nasıl temsil edildiğine baktığımızda hakikaten bir fecaat çıkıyor. Ama yine de teselli ilacı niyetine bakabileceğimiz şeyler de yok değil. Nazım Hikmet’te, Yaşar Kemal’de, Kemal Tahir’de, Halide Edip Adıvar’da, Attila İlhan’da bile bu konuda yazılmış şeyler var. Belki doğrudan doğruya Ermeni soykırımının odakta olduğu hikayeler çok çok sonraları yazıldı. Özellikle Ayşenur Zarakolu’nun ve Ragıp Zarakolu’nun etkisiyle 90’lardan itibaren önemli çalışmaları oldu. Fakat daha öncesine baktığımızda önemli eserlere ve konulara baktığımızda soykırımın odakta olmadığını görüyoruz. Yine de Orhan Kemal’in Kanlı Topraklar’ı, Kemal Tahir’in Büyük Mal romanları bilhassa İttihat ve Terakki’nin soykırım motivasyonunu açıkça ortaya koyuyor. Belge tartışmalarında çok isteniyorsa 1918-21 döneminde İttihat ve Terakki’nin önderlerinin ve önde gelen yetkililerinin yargılandığı ve ölüme mahkum edildiği davalara bakabilirler. Türkiye sınırları içinde gerçekleşmiştir ve özellikle Ermeniler yönelik tehcir uygulaması nedeniyle bu kişiler ölüme mahkum edilmiştir.

Evrensel'i Takip Et