21 Şubat 2013 14:45

Latin Amerika’da her şey yolunda gitmiyor

Efrain Chury Iribarne

Şili’nin Santiago kentinde yapılan Latin Amerika ve Karayıp Ülkeleri Topluluğu (CELAC) toplantısı ve Avrupa Birliği CELAC zirvesini değerlendirir misiniz?

Ben öncelikle işin olumsuz yönlerine değinmek istiyorum. CELAC ülkeleri, Avrupa’daki durgunluk ve bunalım karşısında büyük bir ilerleme gösterdiler. Avrupa borç batağında, ekonomisi astronomik rakamlarla ifade edilen işsizlik düzeyi ile umutsuz ve durgunken bir bütün olarak Latin Amerika, Avrupa’dakilerden daha iyi durumdaki sosyal programlarla ekonomik büyüme sinyalleri verdi. Öte yandan CELAC üyesi ülkeler, Küba’yı bloke etmeye çalışan ABD politikalarını tanımamak anlamında Raul Castro’yu başkan seçtiler. Raul Castro’nun bir sonraki toplantıya kadar blok başkanlığını sürdürecek olması bölge bağımsızlığının gelişimi açısından iyiye işaret.

TOPLUMSAL HAREKETLER SUÇ OLARAK GÖRÜLÜYOR

Ancak Latin Amerika’da her şey yolunda gitmiyor. Bu gelişmelerin dışındaki sorunları da görmemiz gerek. Büyümeye rağmen üst sınıflarla emekçiler arasındaki eşitsizlik artmayı sürdürüyor. İkincisi, büyük sermaye sahipleri toplumsal programları finanse etmek için oldukça düşük düzeylerde vergi ödüyor ve çeşitli mekanizmalar kanalıyla vergi kaçırıyorlar. Üçüncüsü, şurası bir gerçek ki zenginliğin büyük bir kısmı hammadde ihracından geliyor; tümüyle tarım ürünleri, mineral ve petrol ihracına bağımlılık nedeniyle ekonomi çeşitlilikten yoksun. Bağımlılık istikrarlı bir ilerlemeye izin vermez, bu nedenle her zaman bir tehlike söz konusu. Son olarak çevre tahrip edilmeye devam ediliyor ve sözde refaha rağmen toplumsal hareketler hâlâ suç olarak görülüyor. Gelir büyümesi oldukça yoğunlaşmış durumdadır. Öte yandan yaşamı iyileştirme çabasındaki toplumsal hareketler hala sorunlarla karşı karşıya. Örneğin Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde Topraksız Köylüler Hareketinin bir önderini öldürdüler. Sahiplerince terkedilmiş bir çiftliğe el koyma eylemine önderlik eden şeker kamışı isçisini. Toprak sahibiyle bağlantısı açık olan bazı silahlı kişilerce bisikletiyle giderken. Ve bu tür olaylar medyada yer aldığından çok daha fazla cereyan ediyor. Bu tur olayların çok azı medyada yer alıyor.

İLERLEME SADECE AVRUPA CEPHESİNDE

Brezilya’da ölüm tehditlerine ilişkin eldeki rakamlar son iki yılda üç kat arttı. Ve bu gerçekliğin bir parçası Madalyonun öbür yüzü... O halde Latin Amerika’ya ilişkin iki yönlü bir kıyaslama yapıldığında; Latin Amerika’nın Avrupa cephesinde açık bir ilerleme kaydettiği, ancak halk cephesinde zenginlerle işçiler arasındaki aynı eski sorunların varlığını sürdürdüğü söylenebilir.

DEVLET İNSANLARIN GÜVENLİĞİYLE İLGİLENMELİ

Değinmek istediğiniz başka konular var mı?

Evet birkaç noktaya değinmek istiyorum. Birincisi Brezilya’daki korkunç trajediye, gece kulübü yangınına. Herkes bunun bir kaza olduğundan söz ediyor. Peki bu tür kulüplerin güvenli koşullarda faaliyet yürütebilmesi için yasalar nerede? Nerede güvenlik, nerede devlet koruması ve müdahalesi? Bu kulüplerin Arjantin ve hatta ABD ve diğer ülkelerde de bütünüyle yasaları hiçe sayarak çalıştıkları bilinen bir gerçeklik. Ölümler, devletin insanların güvenliğine yönelik yasaları uygulatmada yetersiz ve verimsiz olmasının sonucudur. O halde yalnızca kulüp sahipleri değil, bu kulüplerin güvenliğinden sorumlu resmi görevlilerin de sorgulanması gerekir. Asya’da emekçiler yanıyor. Latin Amerika ve ABD’de eğlenmek isteyenler yanıyor. Bu yalnızca ağlanacak bir trajedi değildir. Devletin insanların güvenliğiyle ilgilenmediğini, gerekli güvenlik önlemlerini almadığın ve suçlu olduğunu bilmemiz gerekiyor.

AVRUPA EMPERYALİZMDE ARTIK DAHA AKTİF

Biraz bölgeden çıkalım isterseniz. Bir yanda Suriye’ye emperyalist bir saldırı gerçekleştirilirken, Mali’de sömürgeci bir istila gerçekleştiren Fransa konusunda görüsünüz nedir?

Şurası gerçek ki Avrupa, dünya emperyalizminde yıllarca pasif kaldıktan sonra, önce Libya, sonra Suriye ve şimdi de Mali’den başlayarak daha aktif bir role soyundu.  Gördük ki Avrupalılar, sömürgeci ya da yeni sömürgeci bir rejim oluşturup devamını getirme yetkinliğinden yoksunlar. Libya’da olanlara bakalım; Afrika ekonomisinde birçok olumlu işlere imza atmış olan Muammer Kaddafi hükümetini yıktılar ve yerine, İslamcı, terörist, silahlı grupları yani kaosu koydular.

Aynısını Suriye’de yapıyorlar. İslamcı gruplar terörist saldırılara önderlik ediyor ve ülkeyi mahvediyorlar. Fransızlar Mali’de ilerliyorlar. Avrupa’nın askeri gücü var, ancak iddia ettikleri refahı sağlayacak istikrarlı bir rejim kurmaya yetecek politik güçleri yok. Buna karşın örneğin Libya’da hükümeti ve istikarli ekonomik ilişkileri ortadan kaldırdılar. Meşruiyeti ve istikrarı sağlayacak ve sömürgeci çıkarları savunacak bir rejim kurabilme yetisinde değiller. Suriye’de de aynısı söz konusu. Hükümete saldırılar düzenliyor, alt yapıyı, üretim hacmini yok ediyorlar. Er ya da geç sonunda ülkeyi yok edecekler.

MALİ’DE HER ŞEY YOK OLACAK

Şu anda Fransızlar Mali’de savaş uçakları ve tanklarıyla ilerliyorlar. Kentleri ele geçirebilirler, ancak bu kentleri yönetemezler. Fransa, askeri kuvvetlerini geri çektiğinde isyancılar geri dönecek. Ama bir farkla Fransızlar her şeyi yok ettikten ve ülkeyi öncekinden daha kötü bir şekilde bıraktıktan sonra. O halde yeni sömürgecilik,  19. yüzyıl ve 20. yüzyıl başlarında olduğu gibi gerçek sömürgeci bir imparatorluk kurma yetisinden yoksundur. Bunun için ne yeterli güçleri ne de yeterli destekleri var. Kazanılan ama sonra heba edilen. Bu, hızla yükselen ancak hızla düşen bir imparatorluk düşleme biçimidir. Avrupalılar şu anki koşullarda 18. yüzyıl ya da 19. yüzyılın zaferlerini elde edebileceklerini düşünerek yanılıyorlar. Bu dönemde böylesi sömürgeci bir projeyi başarısızlığa uğratacak yetkinlikte pek çok çatışmalı etken var.

DAVOS’TAN, HALK LEHİNE KARAR ÇIKMAZ

İkinci olarak, İsviçre’nin Davos kentinde yapılan toplantıdan söz etmek istiyorum. Ekonomik koşulları tartışmak amacıyla büyük banka şeflerinin ve egemenlerin, diğer bir deyişle dünya egemen sınıfının bir araya geldiği toplantıya. İçinde iyimser öğeler bulamayacağınız. Kapitalist dünyanın başı dertte. Mali durum oldukça kötü durumda. ABD’nin mali sorunlarını ne derece çözebileceği ve ekonomisinde ne derece iyileşme sağlayabileceği bilinmiyor. Avrupa’da durum daha da beter. Şunu kabul etmeliyiz ki Davos, halk tabakaları lehine hiçbir kararın çıkmayacağı, krizin yükünü emekçilerin sırtına yüklemenin yeni yöntemlerinin kavramsallaştırıldığı yerdir. Büyük sermaye sahipleri her yıl orada, emekçilerin aleyhine kendi çıkarları lehine politikalar oluşturmak üzere toplanırlar.Umut ediyorum ki emekçiler, çalışanlar, isçiler de bu boyutlarda, bir mücadele planı ve eylem programı olan güçlü bir uluslararası organizasyona sahip olurlar. Ancak görünen o ki uluslararası çıkarları konusunda kapitalistler emekçilerden daha bilinçli.

Çeviren: Hilal Ünlü

Evrensel'i Takip Et