1 Mart 2013 19:02

‘Suriye’de denge toplumsal barışa bağlı’

Özlem Temena

Suriye’de uzun süredir devam eden bir karışıklık var, iç çatışmaların öncesinde nasıl bir hava vardı?

Suriye’de Baas rejimi 8 Mart 1963’te iktidara geldi. O süreçten sonra 1970’lerde bir askeri darbeyle Hafız Esad başa geçti. 2000’e kadar Hafız Esad ülkeyi yönetti. Sonrasında Beşar Esad yönetime geldi fakat henüz hazır değildi. 46 yıldır Baas Rejimini ayakta tutan uluslararası dengeler oldu. Mesela Esad ‘91’de bir yandan eski Sovyet Rusya’dan diğer yandan da İsrail’den destek alıyordu. ABD ile kapışırken bir yandan da ABD’ye Şam’daki en önemli adamları teslim etti. Onu bu denge ayakta tuttu. John Kerry 2010’da Şam’a geldiğinde Suriye ile iyi ilişkiler konusunda ısrarlıydı. Esad, ABD ile ilişkileri iyi olduğu dönemde halka daha çok baskı yapıyordu.

Peki bu dönemde rejimin Kürtlere yönelik nasıl bir politikası vardı?

Baba Esad öldüğünde Kürtlere karşı yumuşak bir asimilasyon vardı. Mesela Newroz'u, anneler günü yapmıştı. Tatildi ama Newroz olarak tatil değildi. Hafız Esad halkı tamamiyle aç bırakmıyordu fakat her zaman kendine muhtaç ediyordu. Beşar Esad bu dengeyi sağlayamadı.

2004’ten sonra, Esad’la Erdoğan yakınlaşması, Esad’ın Kürtlere karşı tutumunu değiştirdi. Baskı daha çok arttı. O dönemlerde mesela Esad Türkiye’ye gelmeden önce birkaç PKK’liyi rehin yolluyordu. Bir yere kadar Erdoğan’la dost olurken Türkiye’nin Ortadoğu’daki rakibi İran’la iyi ilişkilerini devam ettirdi. Esad’ın Türkiye’de yaptığı tatilden sonra Kürtlere yönelik baskılar arttı. Kürt şehirlerinin yönetimi daha çok Sünni kaymakamlara verildi.

2008’den sonra birçok Kürt aydın gözaltındaydı. Kürt şehirlerinde inanılmaz baskı vardı. Daha sonra, 2011’e geldiğimizde, rejim bir şeyleri değiştirmek istedi. Esad Arapları Kürtlere karşı ve Kürtleri de Araplara karşı kışkırtmaya başladı. Böylece müdahaleyi meşru kılmak istedi. ‘Kürtler ayaklansın zaten onlar bölücüdür’ suçlamaları hazırdı. Belki o dönem Kürtler ayaklansaydı Suriye böyle olmazdı. Ve sonra mart ayına geldik, mart ayı Kürtler için önemli bir tarih.

Ayaklanmalar başladıktan sonra süreç nasıl gelişti?

Dera’da olanlar mesela. Orada rejim resmen ayaklanmaya neden oldu. 25 çocuğu aldı işkence etti. Aileleri çocukları istediğinde çocuklarınızı unutun dedi. Sonrasında olaylar ardı ardına gelişti. Dera’da başlayan süreç Halep’te, Şam’da, Lazkiye’de etkili oldu.

Mesela ilk iki üç haftada yabancı medya Suriye’deki olup bitenleri takip etme konusunda kararsızdı. Daha sonra Kürt şehirlerinde, büyük gösteriler oldu. Ancak temmuz ayında medya detaylı biçimde takip etmeye başladı. Körfez ülkelerine yakın medya hep bir soru üzerinden takip ediyordu. Mesela halkın kendi meşru müdafaa hakkı var mı? gibi soruları sürekli sordular. Silahlanma fikrini yaydılar. Biz o dönemde böylesi bir silahlanma olursa Esad kalır, gitmez demiştik. Suriye’de toplumsal barış halkların dengesi üzerindedir. Bu denge bozulursa savaş kendiliğinden başlar. Ancak yurt dışındaki muhalefet bunu duymak istemedi. İstanbul’da ekim ayında, Suriye Ulusal Konseyi ilan edildi. O dönemde silahlanmaya yeşil ışık yakıldı.

SİLAHLANMA REJİME YARADI

Silahlı muhalefet rejimi nasıl etkiliyor?

Rejimin kendisi de muhalefetin silahlanmasını istiyordu. Zaten barışçıl kalırsa daha büyük  katılım olur ve meşrutiyetim kalmaz diye düşündü. Bu silahlanma Humus’ta başladı. Orada önceden halk barış içinde yaşıyordu. Rejim bu dengeyi bozmak istedi. En şiddetli çatışmalar yaşandı. Aleviler ve Hıristiyanları, Sünnilerle karşı karşıya getirdi.

Esad giderse çatışmalar biter mi?

Bugün Esad olmasa da Aleviler ve Sünniler arasında çatışma durmayacaktır. Aleviler artık ordu dışında da kendi silahlı örgütlerini kuruyorlar. Şehiba okulları vardır mesela, ordu dışında, Esad bunları ayaklanmaları bastırmak için kullanıyordu. Bu okullar artık iş adamları tarafından finanse ediliyor. Bu ayaklanma başlamadan önce, o dönem bir çok muhalif siyasetçi Alevi tutuklandı. Aleviler muhalefet silahlanınca bu silahlanma bizi bitirir dedi. Sessiz kaldılar.

KÜRTLER KENDİLERİNİ HEMEN ÖRGÜTLEDİLER

Kürtler Kobani, Amude, Efrin, Terbasti, Ayn el Arab ve Derik bölgesini ele geçirdi. Bu bölgelerde özerklik ilan etti. Bu deneyimden biraz bahseder misiniz?

Bizler hep temmuz 2012’den sonrasını değerlendiriyoruz ama 2011’in sonlarına doğru Kürtlerin birçok örgütlenmeleri vardı. Halk meclisleri vardı. 26 Ocak 2012’de Batı Kürdistan Halk Meclisi ilan edildi. Zaten birçok Kürt şehrinde halk evleri vardı ve yerel sorunlarla ilgileniyorlardı. Kürtler kendilerini hemen örgütlediler. Ama en büyük sorun ekonomik özgürlükleri yoktu. özerklik için ekonomi kaynağı gerekliydi.

Bu süreçte kadın ve gençlerin rol alması çok önemliydi. Kürtler 4 şehrin yönetimini ele geçirdiklerinde, bir hazırlıkları vardı. Her yerde yerel meclisler vardı. Bunlar Demokratik Toplum Hareketine (TEVDEM) bağlıydı. Yerel meclisler TEVDEM bünyesinde şehrin kamu hizmetlerini yürütüyordu. Şehirlerde meclislere diğer etnik grupların katılmaları önemliydi. Mesela Kobani’de Ermeniler vardır ve onların yerel mecliste temsilcileri vardır. Efrin’de Arapların, Derik’te Süryanilerin.

Kürt Halk Savunma Komiteleri oluşturuldu. Bu komiteler otoritenin ele geçirildiği bölgelerde olası saldırı ve işgal girişimlerine karşı güvenliği sağlamakla görevli? Güvenlik nasıl sağlanıyor?

En önemli konulardan biri güvenlik. Kontrol noktaları ve karakollar var. Çevre köylerden her köy gönüllü olarak güvenlikte yer alıyor. Genelde şehir merkezinden denetime geliyorlar. Masraflar halk tarafından bağışlarla karşılanıyor. Kamu hizmetlerinde her ihtiyaç için yerel komiteler var. Bir de halk mahkemeleri var. Adı toplumsal adalet ve barış. Asayişi sağlıyorlar. Bu mahkemeler biraz daha farklı olarak toplumsal barışı sağlamaya çalışıyorlar.

GIDA KAÇAKÇILIĞI ARTTI

Rojava’da halk, Türkiye ve Federe Kürdistan Bölgesi tarafından kapatılan sınır kapıları nedeniyle mazot, su, ekmek gibi temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor. Uzun süren bir ambargo dönemi var. Halk nasıl geçiniyor?

En önemli sorun yakıt ve elektrik. Her şey bunlara bağlı şu anda. Ambargo öncesinde biraz öngörümüz vardı savaş dönemi sonuçta, yerel meclisler halkı uyardı. Ekmek depoları ve tarım mahsulleri yerel meclislerin yetkilerinde. Kürt bölgesinde değirmenler yoktu. Rejim değirmen yapılmasına bile izin vermemişti. Bir tek Qamışlo bölgesinde vardı. O da Süryanilerin elindeydi. Komiteler bu değirmenleri kamulaştırdı. Un yaptık ve ihtiyacı olan köylere dağıttık. Köyler kendi ihtiyaçlarını belirlediler, komiteler tarafından ihtiyaçlar karşılandı. Gıdaların çoğu Güney Kürdistan’dan önce Türkiye’ye, sonra Rojava’ya gelir. Bu yüzden gıda fiyatları inanılmaz ve gıda kaçakçılığı da çok arttı. Bir yandan da işsizlik ve yoksulluk var. Efri’nin nüfusu mesela 1 milyonu aştı . Türkiye’ye 140 bin mülteci geldi, idare edemiyor veryansın ediyor. Kürt bölgesine gelen halk bunun iki üç katı.

ÖSO ve PYD arasında bir anlaşmaya varıldı. Nasıl değerlendiriyorsunuz bunu? Kürtler ve Araplar Esad’a karşı birlikte savaşacaklar mı?

Suriye’deki iç savaş daha da sertleşti. Tansiyonu düşürmek için bu anlaşma çok önemliydi. Suriye’de toplumsal barış halklar arasındaki dengeye bağlı. Bu çatışmadan kaçınmak için YPG bazı tavizler verdi.


ALEVİLERİN KİMLİKLERİ DEĞİŞTİRİLMİŞTİ

Suriye’de yaşananlar bir mezhep kavgası olarak da gösterildi, Esad’ın Alevi kesimi temsil ettiği söylendi. Bunun etkisi nedir?

Bir çoğu Esad’ın, Alevileri temsil ettiğini söyler. Ama rejimde Sünniler de yer alır. Ordunun içerisinde birçok komutan Alevidir. Baba Esad da oğul Esad da Alevilerin fakirliğini kullandılar ve kendi sistemlerinde yer almalarını sağladılar. ‘90’dan sonra baba Esad dönemindeki Hama ayaklanmalarından sonra, Müslüman Kardeşler rejime karşı, Sünnilere yaklaştı. Ve Alevilerin kimliğini değiştirmeye çalıştılar. Sünniler ve diğerlerinin kimlik numarası ‘023’  ile başlarken, Aleviler ‘022’ kimlik numarası aldı. Şimdi bu kimlik yüzünden birçok insan öldürülüyor. (İstanbul/EVRENSEL)