Ölümleri sınıf mücadelesi durdurur
TAŞERONLAŞTIRMA KAZALARI ARTIRIYOR
İş kazalarını kapitalist sistemin bütünselliği içerisinde sorgulamadan yapacağımız her tartışma, kazaların o iş kollarında üretimin doğasında olduğu veya kader olduğu söylemlerine, önlenebilir kazalar, önlenemez kazalar tartışmalarının sürüp gitmesine yol açar. Sermayenin temsilcileri ve onların akıl hocaları marifeti ile “Güvenlik Kültürü” gibi kulağa hoş gelen söylemler ile toplumda farklı bir algı yaratılır, iş cinayetlerinin nedenselliği gizlenmeye çalışılır.
Kapitalizm, tarihinin en önemli krizlerinden birini yaşamaktadır. Kapitalist üretimin temel amacının kâr elde etmek olduğu temel gerçeği, azalan kâr oranları, sermaye sınıfının kârlılık oranlarını arttırmaya yönelik önlemleri almayı da beraberinde getirmiştir. Kapitalistler kâr oranlarını arttıracak her türden uygulamayı çalışma yaşamına adım adım kabul ettirmektedir. Ücretlerin baskılanması, uzun çalışma saatleri, emek yoğun çalışma biçimleri, esnek ve kuralsız çalışma vb. güvencesiz, örgütsüz, kuralsız çalışma ( TUİK Hane Halkı iş gücü araştırması 2011 Ağustos ayı sonuçlarına göre sigortasız çalışanların oranı yüzde 43.6’dır) demek olan taşeronlaşma ise meşrulaştırılmakta ve çalışma yaşamının her alanında temel çalışma biçimi haline getirilmektedir. İşçilere dayatılan bu çalışma koşulları doğal olarak sağlıklarının bozulmasına neden olmakta, iş kazalarının artışına yol açmaktadır. Kapitalist üretim sürecinde işçilerin sağlık ve güvenliklerine yapılan harcamalar da bir maliyet unsuru olduğundan bu maliyet kalemi de düşürülmelidir. Gereği de yapılmaktadır. Bu nedenle kapitalizm koşullarında işçilerin sağlık ve güvenliklerinden bahsetmek olanaklı olmamaktadır. Çok yalın bir ifade ile sermayenin böyle bir derdi de yoktur. Karşısında örgütsüz bir işçi sınıfı varsa işi daha da kolaylaşmaktadır.
VERİMLİLİK SERMAYENİN KASASINA, TASARRUF İŞÇİNİN MEZARINA YAZILIYOR
Sermayenin kolektif temsilcisi devletin yeniden örgütlendiği, buna uygun üstyapısal düzenlemelerin yaşama geçtiği onlu yılları yaşamaktayız. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği yasası da bu düzenlemeler kapsamında çıkarıldı. Önce iş kazalarının önleneceğine ilişkin bir atmosfer yaratıldı, kafalar karıştırıldı. İş kazalarını teknik bir sorun olarak görenler, sorunu sınıf bağlamında değerlendirmeyenler de bu söyleme inanır oldu. Öyle bir tablo ile karşı karşıya bırakılmak istendik ki; sanki kapitalist üretim ilişkileri içerisinde meslek hastalıkları ve iş kazalarına neden olan bu sistem/üretim ilişkileri değil de, bu sistem içerisindeki yasal eksiklikler ve “işveren”in eksikliği(siz bunu sermaye diye okuyun), bireysel sorumsuzluğu, niyeti ile “çalışanlar”ın (siz bunu işçi/emekçi diye okuyun) duyarsızlığı-bilgisizliği-niyeti. Yaratılmaya çalışılan “meşruiyet” zemininde yasanın “gerekçe”si de; “Ulusal mevzuatın yeni teknolojinin gerektirdiği şartlara uyum çabası içinde olduğu” ifadeler ile kaleme alınmıştır. Yeni teknoloji dediği şeyin ne olduğunu işçi sınıfı ve tüm emekçiler bilmektedir. Yani kapitalist üretim ilişkileri zemininde üretim araçlarının gelişkinliği ve bunun güdülediği üretim teknolojisi sayesinde ömrü uzatılmaya çalışılan kapitalist sistem. Aynı “gerekçe” TC Anayasası’nın 56. Maddesi’nde de var: …“Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlar; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak işbirliğini gerçekleştirir…” Burada “tasarruf”un nereden yapılacağı ve bunun karşılığında başına neler geleceğini ise (“işbirliğini gerçekleştirir” sözüyle saklanmaya çalışılsa da) işçi ve emekçiler yaşayarak görüyor. Yine “verimi artırma”dan ne kastedildiği de işçiler ve emekçiler için son derece görünür halde. Yani iş kazaları ve meslek hastalıkları “tasarruf” un karşılığı olarak işçiye, “verimlilik artışının” ise sermayeye tahvil edildiğini biliyoruz. “Verimlilik” sermayenin kasasına yazılırken, “tasarruf” ise iş cinayetlerinden ölen işçinin/emekçinin mezar taşına yazılıyor, o da iş cinayetinden ölen işçinin cesedi bulunursa!
Oysa bu yasa ile iş kazalarının sorumluları işçiler, iş güvenliği uzmanları ve işyeri hekimleri olarak belirlendi. Asıl sorumlu olan patronlar göz ardı edildi. Toplumda ise her çalışanın işçi sağlığı hizmetlerine ulaşacağı yanılsaması yaratıldı. Daha önemlisi bu yasa ve beraberindeki yönetmelikler ile işçi sağlığı alanı eğitimlerden hizmet sunumuna kadar piyasalaştırıldı. İşçi sağlığı hizmet sunumu taşeronlaştırıldı. Ortak Sağlık Güvenlik Birimleri ( OSGB ) ile işçi sağlığı hizmetlerinin maliyeti en aza indirilirken diğer yandan içinin boşaltılması, “değersizleştirilmesi” sağlanmış oldu.Yaratılan rekabet ortamında, yapılan ve yapılacak olan ihaleler ile işçi sağlığı hizmetleri işçi sağlığı hizmetlerinden “tassaruf” olanakları açıldı.
İŞ KAZASIZ BİR ÇALIŞMA YAŞAMI OLANAKLI MI ? NE YAPMALI ?
İşçilerin emek güçlerini satmak zorunda oldukları gerçeği mevcut verili durum iken ve işgücünü satmak için bekleyen yedek işgücü ordusu her geçen gün artıyorken, iş cinayetleri azalmayacak aksine artacaktır. İşçilerin sağlık ve güvenliklerini koruyacak bir çalışma yaşamını kapitalizm koşullarında ancak hayal etmek bile olanaklı değildir. Kapitalizme karşı yürütülecek örgütlü sınıf mücadelesi bu cinayetleri durdurmanın yolunu açacaktır.
İşçilerin sosyalizm mücadelesinin başarısı ve artı değer sömürüsünün olmadığı bir üretim tarzında artık bizler de iş cinayetlerinden değil iş kazalarından bahsediyor olacağız.
(*) Ankara Tabip Odası İşçi Sağlığı İşyeri Hekimliği Komisyonu
Evrensel'i Takip Et