19 Mayıs 2016

Kitle psikolojisi, terör, ve karşı birlik!

Öncesi bir yana bırakılırsa, son kırkaltı yıldır Türkiye’yi yönetenlerin neredeyse kesintisiz şekilde en çok kullandıkları sözcük “terör” olmuştur. Araştırma şirketleri ya da üniversitelerde tez hazırlayan akademisyenler konu üzerine çalışsalar, bunu verileriyle ortaya koyan birkaç cilt kitap bile çıkarabilirler. 

Devlet ve hükümet yöneticileriyle sermayenin her türden sözcüsünün terör üzerine bu durmaksızın konuşmaları; “ülkenin terör tehditi altında olduğu”nu söylemeleri; kendilerini de “teröre karşı mücadele edenler” olarak göstermeleri, çok yönlü psikopatik bir durumun oluşmasına da yol açmıştır. Terör hem bir yönetim politikası olmuş hem de yığınsal etki oluşturmanın aracı olarak kullanıla kullanıla, kitlelerde psikolojik sorunları tetikleyen etkenler arasına girmiştir. Kapitalist parti fraksiyonlarını ve burjuva hükümetlerini destekleyen milyonlarca insanın davranışını yönlendiren etkenlerden biridir artık terör! Sözcük olarak da, simgelediği şeyin gerçek karışlığı olarak da.

Kendi çıkarları için  ülkeyi ve bölgeyi savaş ortamına sürmekten kaçınmayan son ondört yılın devlet ve hükümet yöneticileri, terör propagandasının terörle yönetme şeklinde “kanlı-canlı” kimlik kazanmasını daha ileriden sağladılar. “Özel Güvenlik Yasası”, yönetici bürokratik kastın baskılarına karşı hakları için mücadeleye yönelen herkesi terörle sindirmenin yasal adıydı. Polis öldürme yetkisiyle donatıldı. Yüzlerce insan bu yetkinin kullanılması sonucu katledildi. R. Erdoğan, “yetkiyi kullanmakta tereddüt edenlerin hesap vereceklerini” söyleyerek, daha fazlası için cesaretlendirmekten kaçınmadı. Sadece bu da değil; IŞİD’ci “ideolojik ortaklık” askeri-pratik politika olarak cisimleşirken, kitlesel katliamlarla “sokağa çıkılamaz, hak istenemez, miting-gösteri yapılamaz” bir ortam yaratmak için ardarda “canlı bomba” patlamaları gerçekleştirildi. Sırtında çantası, elinde torbası olan herkesin “şüpheli görüldüğü” bir ortam yaratılarak, insanların birbirlerine kuşkuyla bakmaları, yaşamlarının her an ve her yerde tehdit altında olduğu kuşkusuyla hareket etmelerine yol açıldı. 

Terörün yönetim politikasının söylemsel aracı olmakla kalmayıp, saha uygulamalarıyla “kanlı-canlı” gerçek haline gelmesi, kullanımını ve pazar payını daha da artırdı. Kürtlere karşı sürdürülen imha savaşı da, grev, gösteri ve mitinglerin polis saldırılarıyla dağıtılması da “teröre karşı mücadele” olarak gösterildi. Terörle yönetim, “teröre karşı mücadele” söyleminde maskesine büründüğünde, durmaksızın meyve veren bir ağaç gibi “büyüleyici” etkisi artıyordu. Devlet-hükümet politikalarına yedeklenmiş kesimlerde susku ve desteği pekiştiren bu propaganda, onlar dışındaki bazı kesimlerde de tereddütlü bir beklentiye-hatta giderek desteğe dönüşebiliyordu. 

Ancak, Erdoğan başta olmak üzere iktidar sözcülerinin her gün her saat “terör belası”nı işlemeleri, bu ürünü; kazanç payı yüksek görünen bu tehlikeli silahı durmaksızın pazara sürmeleri, giderek bir doygunluk durumunun oluşmasına da yol açıyor. Ya süregiden karmaşa içinde terörize edilmiş yığınların patlamaya yol alan karşı hareketi üstün gelecek, ya da terör söyleminin etki düzeyini artıran kimi terörist eylemlerin ivme kazandırdığı “birbirine kırdırma” politikası! 

Buna karşı yapılacaklar var: Ülkenin ve tüm halk kesimlerinin; her ulustan, ulusal topluluklardan ve çeşitli azınlıklardan işçi ve emekçilerin yararına ve onların haklarını savunmayı esas alan politik bir “çıkış”ın çok daha etkili ve geniş kesimleri kucaklayacak şekilde gerçekleştirilmesi, terör söylemi ve uygulamasından, terörist politikalardan beslenen iktidar gücü ve tekelci gericiliği püskürtmenin tek çaresidir. Bu, uzun zamandır gerçekleştirilmesi için çaba gösterilen, ancak henüz yeterince başarılamayan bir çıkış yoludur. Kürtlere karşı sürdürülen saldırıların durdurulması, ulusal tam hak eşitliğinin yaşamın tüm alanlarında kabulü, işçi ve emekçilere yönelik çok yönlü sermaye saldırılarının püskürtülmesi, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve barınma sorunlarının  rant kaynağı olmaktan çıkarılarak halk yararına çözüm biçimlerinin bulunması, söz, basın-yayın ve örgütlenme özgürlüğü önündeki ve giderek yenileri eklenen tüm engellerin kaldırılması, despotik, baskıcı ve özgürlük düşmanı yönetim politikalarının etkisizleştirimesi için, etkili ve geniş bir birlik, bir halk bloku şarttır. Bunun başarılması, kitle psikolojisinin mücadeleden yana değişiminin ve terör söylemi destekli gerici-faşist politikaların etkisizleştirilmesinin en önemli etkenlerinden biri olacaktır. Devlet-hükümet yönetiminin baskı ve terörü giderek yoğunlaştırdığı ve yönetim aygıtının tüm kumanda merkezlerinin hızla “Tek Adam!”ın elinde toplandığı yönündeki genel kabul, bu birliğin ve birlikte mücadelenin gerçekleştirilmesi ihtiyacını daha da acil ve önemli kılıyor. 

Evrensel'i Takip Et