Hatay’da kadim halklar HDP ile kucaklaşıyor

Gürbüz ŞAHİN
Hatay
Bereketli toprakların, denizden esen rüzgarın, Amik Ovası’na can veren Asi Nehri’nin, kiliselerin, camilerin ve havranın, Agop, Naseh, Ahmet ve Semir’in, portakalla pamuğun, tütün ile zeytinin, avluların kardeşliği olan Antakya, şu sıralar 7 Haziran’da yapılacak seçime kilitlenmiş durumda.
Son dört yılını Suriye’de yaşanan savaşın, çatışmanın kaygısı, korkusu ile geçiren, Gezi direnişi döneminde bütün öfkesini, tepkisini kusan, isyanın, itirazın kenti Antakya halkı, kendilerine dayatılan, reva görülene karşı bir çıkış arıyor.
2011 Genel seçimlerinde AKP 5, CHP 4, MHP’nin 1 milletvekili çıkardığı Hatay’da bu dönemde dengeler değişmiş görünüyor. Dengelerin değişmesinde, halkın arayış içine girmesinde AKP’nin Suriye politikası ve onun yol açtığı işsizlik etkili olmuş. Gelinen noktada birkaç yıl öncesine kadar yaşam standardı ile kardeşlik ve huzur ortamı ile bir cazibe merkezi durumundaki kentin kimyasının bozulmuş durumda. Dokusu bozulan, örselenen, halkta kaygı ve güvensizlik oluşturulan Antakya huzurlu geçmişini özlemle arıyor. Bu durum doğallığında insanları bir arayışa itmiş durumda.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 28 bin 500 oy alan HDP bu seçimlerde hedefini milletvekili çıkarabilecek bir oya çıkarmış. Sokaktaki vatandaşın politik tercihini artık açıkça ifade ettiği bu dönemde HDP’yi destekleyeceğini söyleyenlerin sayısı her geçen gün artıyor.
Türkiye genelinde HDP’den yana esen rüzgar, Hatay’da bir miktar daha güçlü esiyor. Daha önce Arap Alevi (Nusayri) aday bulmakta zorlanan HDP’ye bu sefer birçok değişik meslek gruplarından Arap aday adayı başvurdu. İlk iki sıra milletvekili adayı Arap Alevisi. Antakya-Defne ve Samandağı bölgesinden.
Daha önceki yıllarda seçim büroları açmakta ve bulmakta zorlanılırken şimdi birçok Arap bölgesinde kolaylıkla seçim büroları açılıyor. Defne, Harbiye, Gümüşgöze, Sinanlı gibi dünün beldeleri bugünün mahallelerinde coşkulu seçim bürolarına tanıklık ediyor. Birçok kesimden özellikle Arap Alevileri HDP, HDK gönüllüsü olmakta, kendi doğal gruplarını oluşturup seçim çalışmaları yürütür durumda.
Bu kırılma esas olarak Kobani direnişi ile yaşandı ve Cumhurbaşkanı seçimlerinde ortaya konan kapsayıcı politikayla devam etti. Özellikle el Kaide, el Nusra, IŞİD gibi terör örgütlerinin, Suriye’de gerçekleştirdiği katliamlara olan tepki Kürt halkının bu eli kanlı çetelere karşı vermiş olduğu direnişe ciddi bir sempati yarattı ve kardeşleşmenin kapısını araladı.
En son İştebrak Alevi köyünde 35 insanın vahşice katledilmesi Arap halkında var olan öfkeyi arttırdı. HDP’nin bu katliama sessiz kalmaması da olumlu etki yarattı. Antakya halkı bugüne kadar eli kanlı cinayet şebekelerine her türlü desteği veren AKP hükümetini bu katliamın sorumlusu olarak görüyor. Lazkiye’nin Alevi köylerinde katliamlar yapan teröristlerin ‘eğit-donat’ projesi kapsamında Serinyol’da eğitilen Nusra ve İslam cephesine bağlı cihatçılar olduğu artık sır değil. Halkların Demokratik Partisi; oynanan bu kirli oyunları ve yaşanan katliamları boşa çıkarmak için birleşme ve mücadele merkezi olarak görülmeye başlanıyor.
Seçimlere ilişkin olarak HDP Hatay 1. ve 2. Sıra Milletvekili Adaylarıyla konuştuk.
AKP’NİN SURİYE POLİTİKASI HATAY’I VURDU
Hatay nasıl bir toplumsal dokuya sahip?
HDP Hatay 1. Sıra Milletvekili Adayı Nihat Eraslan: Hatay tam anlamıyla bir halklar mozaiğidir. Farklılıkların bir arada kardeşçe yaşadığı bir şehirdir. Hükümetin ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı siyaseti insanları birbirinden uzaklaştırdı. Doğup büyüdüğüm mahalle bunun en iyi örneğiydi. Bütün renklerin bir arada kardeşçe yaşadığı mahallemizde şimdilerde renkler soldu. Önce Museviler göçtüler ardından Hıristyanlar. Bunun sorumluluğu elbette bu tekçi siyasal iklimi yaratanların omuzlarındadır. İnsanları nasıl ayrıştırırız, birbirine düşürürüzün hesabı yapılıyor. Geçen yüzyılın başında yedi tane Ermeni köyü, Hıristiyanların ve Musevilerin toplam nüfus içindeki oranı oldukça yüksekti. Halkları Antakya’da birbirine kırdıramadılar ama yaratılan olumsuz iklim insanları göçe zorladı. Göç yollarına düşen bu toprakların kadim halklarıydı. Bu coğrafyaya rengini veren, toprağa alın terini akıtan insanlardı.
Suriye savaşının etkileri neler oldu?
Nihat Eraslan: Dört yılı aşkın bir süredir devam eden savaş tüm Ortadoğu’yu hatta tüm dünyayı etkiledi. Ancak en çok Antakyalıları etkiledi. Komşumuz, akrabamız, tarihi, ticari ve kültürel bağımızın olduğu bir ülkeden bir kardeş toprağından bahsediyoruz. Patlayan bombalar, üniformalı sakallı tipler, dilenen çocuklar, fuhşa zorlanan kadınlar, ucuz işçilik yapan işçiler, yüksek ev kiraları ve daha sıralayabileceğimiz bir sürü olumsuz durum... Antakyalıların payına düşen de bu oldu. Ticaret hacmi düştü. Türkiye’nin en büyük TIR filosuna sahip bir il iken şimdi durum içler acısı. Bu süreçte binlerce esnaf iflasını vererek dükkanının kapısına kilidi vurdu. Gayri meşru işler arttı. Kayıt dışı haksız kazanç tavan yaptı. Antakyalılar Suriye savaşı ile kendilerini değerlendirme ve yeniden konumlandırma yoluna gittiler. Osmanlı’da baskılar nedeniyle bu toplum kendisini ifade edemiyordu. Cumhuriyetle beraber kısmi bir takım ilerlemeler sağlanması, toplumu sisteme entegre etti. İnsanlar savaşla beraber sistemi, yapılmak istenenleri daha iyi anlayıp politikleştiler, olayları izlemek yerine müdahale etmeyi daha doğru buldular.
‘TOPLUM TEDİRGİN’
HDP Hatay 2. Sıra Milletvekili adayı Kerem Nalbant: Ekim 2014’ten bu yana 6 bin 200 esnaf iş yerini kapatmış. Antakya genç işsizlerin kol gezdiği bir kent haline getirildi. Toplum tedirgin. İnsanlar diken üstünde. Dört yıldır devam eden savaşın lojistik üssü olarak kullanılan eli kanlı çetelere her türlü desteğin yapıldığını dünya alem biliyor. Zaten Hükümet de itiraz etmiyor. Son günlerde İdlip’in düşmesinde ve İştebrak köyünde yapılan katliamda Hatay üzerinden giden, gitmesine müsaade edilen silahlı unsurların etkisi büyük. Reyhanlı başta olmak üzere Hatay’ın çeşitli yerlerine yayılmış ve militanların tedavi edildiği hastanelerin varlığı kamuoyunun malumudur.
HDP olarak nasıl bir Hatay projeniz var?
Kerem Nalbant: Arap, Türk, Kürt, Ermeni ya da Alevi, Sünni, Musevi, Hristiyan ayrımının olmadığı, inançların, kimliklerin zenginlik olarak görüldüğü bir Hatay... Sanırım tarihsel mirasına uygun olan anlayış da bu olur. Birlikte karar alıp birlikte yöneteceğimiz bir demokrasiyi inşa etme hedefimiz var. Barışı, kardeşliği, çevreyi, kadını, emeği savunacağız. İnsana dair ne kadar olumlu değer varsa onunla yürüyeceğiz.
Hatay Suriye’deki savaşın başlamasıyla sadece huzurunu değil aynı zamanda işini, geçimini de kaybetti. Her dört gençten birinin işsiz gezdiği bir ilden bahsediyoruz. Antakya’da son yıllarda en çok açılan işletme nedir derseniz tereddütsüz olarak bunun cevabı kafelerdir derim. Suriye üzerinden Körfez ülkelerine gidiliyordu. Özellikle yaş sebze ve meyve ihracatı bitme noktasını geldi. Nakliye hem daha masraflı hem de daha uzun zamanda gerçekleşiyor.
YOKSULUĞU YÖNETME DEĞİL YOKSULLUKLA MÜCADELE!
Nihat Eraslan: HDP’nin açıkladığı seçim bildirgesinde de belirttiği gibi açlık sınırının altında yer alan asgari ücretin 1800 liraya çıkarılması. Taşeron sisteminin kaldırılması, özel sektöre bağlı işletmeler, İSDEMİR gibi fabrikalarda sağlık açısından meslek risklerinin fazla olduğu iş yerlerinin kontrol altına alınması, çalışma saatlerinin azaltılması. Tarımda izlenen politikalar Türkiye’yi dışa bağımlı hale getirmekle kalmamış üretici köylüyü de mağdur etmiş, kırdan kente göçü teşvik etmiştir. Yüksek mazot ve gübre fiyatları, plansız üretim üreticiyi kredi borcu batağına atmıştır.
Kerem Nalbant: Amik Ovası’nda tarım yapan üreticilerle buralarda çalışan tarım işçilerinin durumu içler acısıdır. Hükümetin bir tarım politikası yok. Bir de Ortadoğu’daki savaş ve tüm komşularla sorun yaşanması Hataylı üreticileri ve işten geçim sağlayan esnafı perişan etmiştir. Suriye sınırının kapanmasıyla Rusya ve Kafkaslara yönelen yaş sebze ticareti sık sık Rusya’ nın ürünleri almaması nedeniyle zararla sonuçlanmaktadır. Merkezi bir planlama, üretici birliklerinin ve kooperatiflerin kurulması, teşviklerin verilmesi gerekiyor. Kırıkhan’da üretilen, kavun, havuç ve kayısı kalite ve rekolte açısından önemli ürünlerdir. Keza Samandağ biberi, maydanozu, Altınözü’ nün zeytini hak ettiği değeri, ilgiyi görememektedir. Tütüne uygulanan kotalar Altınözü ve Yayladağı üreticileri mağdur etmiştir.
DOĞANIN TAHRİBİ
Nihat Eraslan: Doğanın tahrip ve talan edilmesi AKP Hükümetinin politik bir tercihidir. Körfez’de yapılan, yapımı süren ve yapılması planlanan termik santraller doğayı ve insan sağlığını tehdit etmektedir. Amanos Dağları UNICEF tarafından altı yıl önce dünyada korunması gereken 20 bölgeden biri olarak belirlenmiş ve protokolle imza altına alınmıştır. Yaşam alanlarına ve tarım arazileri üzerine inşa edilen TOKİ inşaatları devlet eliyle çevrenin katledilmesinin belgesidir.
Nasıl bir seçim kampanyası yürütüyorsunuz?
Nihat Eraslan: HDK ve HDP bileşenlerini aşan toplumun farklı kesimlerinin, renklerinin kendiliğinden gönüllü çalıştığı, özveri ile koşuşturduğu bir kampanya yürütüyoruz. Bizim burjuva partiler gibi arkamızda sermaye grupları yok. Bizim sermayemiz emeğimizdir. Dayanışmayla sorunların altından kalkmayı hedefliyoruz. Karanlıktan aydınlığa, güvencesiz bir yaşamdan güvenli bir yaşama geçmek için birleşelim.
Kerem Nalbant: Amacımız ev ev, sokak sokak, mahalle mahalle insanımıza ulaşıp bugüne kadar mağdur edilip ötekileştirilmiş, emeği sömürülmüş, savaşa ve tehditlere maruz bırakılmışlarla kurduğumuz cephemizi büyütmek istiyoruz. Halkın iradesinin önüne kurulan barajları yıkıp “Büyük İnsanlık”ın iktidarını kurmak istiyoruz. Tarım ve ticaret ile uluslararası nakliyecilik Arap Alevilerin elindeydi. Hükümetin 70’li yıllarda uygulamalarına karşı Arap Aleviler sebze haline sebze getirmeyerek, fırınları açmayarak, dükkanlarını açmayarak bir protesto gerçekleştirdiler. Bu protesto o dönem epey ses getirmiş. 12 Eylül’le beraber Arap halkının kimliği, dili üzerinde baskıların yoğunlaştığını görüyoruz. Türkiye’deki demokratik mücadelenin etkisiyle Arap Alevi toplumunda ulusal bilincin gelişmesi ve diline, kültürüne sahip çıkma bilinci gelişti. Suriye süreci ile beraber bu iyice bilince çıktı.
HATAY’IN GEZİSİ DÖRT YILDIR SÜRÜYOR
Nihat Eraslan: AKP’nin Suriye’ de izlediği mezhepçi politikaya ilk tepki Hatay’da özellikle Arap Alevilerden geldi. Suriye sadece sınırları tel örgülerle ayrılmış bir komşu değil. Ortak bir avlunun ayrı düşmüş halklarıyız biz. Dolayısıyla Hatay’ın Gezisi dört yıldır sürüyor. Gezi, AKP’nin Suriye politikasına verilen reaksiyonun daha geniş bir haliydi. Türkiye halklarının isyanı Antakya’daki isyanla birleşti. İki gencimizi yitirdik bu süreçte. Armutlu ve Elektrik mahallelerinde eylemlerin yapılması bana göre hataydı. Bu Gezi sürecinin Arap Alevilerle sınırlı kalmasına neden oldu. Devletin de yapmak istediği buydu zannımca. Hatay’da mezhep farklılıklarını belirginleştirme ve Arap Alevileri marjinalleştirme planıydı.
GEZİ’NİN GÖNÜLLÜ DOKTORU
Nihat Eraslan: Gezi eylemleri boyunca sokakta haykıran, isyan ve itiraz edenlerin nedenleriyle benim nedenlerim aynı olduğu için oradaydım ve mesleğimi halk için icra ettim.
Kerem Nalbant: Geziyi devlet Hatay’daki halkın kamplaşmasının dayanağı olarak kullandı. Demokrasi güçleri ise bu oyunu bozamadılar.
‘METAL İŞÇİLERİNİN SESİ OLACAĞIZ’
Nihat Eraslan: İskenderun, Payas, Dörtyol ve Erzin ilçelerimizin bulunduğu körfez bölgesinde yer alan ve yaklaşık 30 bin işçinin çalıştığı işletmelerde çalışma koşulları oldukça ağır. Burada çalışan işçilerin iş güvenliği yok. Esnek ve kuralsız çalıştırma almış başını gidiyor. Özellikle metal sektöründe çalışan işçilerin yaptıkları iş ile aldıkları ücret arasında orantısız bir durum var. Biz esnek, kuralsız ve güvencesiz çalıştırmaya, düşük ücret dayatmalarına karşı işçi arkadaşlarımızın yanında olacağız. Şayet seçilirsek parlamentoda onların sesi olacağız.
NİHAT ERASLAN
Fırın işçisi bir baba ile ev hanımı bir annenin 6. çocuğu. Farklı etnik ve mezheplerin bir arada yaşadığı Antakya’nın en eski mahallelerinden olan Affan Mahallesi’inde 1965 yılında doğdu. Eraslan’ın doğup büyüdüğü mahallede Cami, Kilise ve Havra var. Altı kardeşin en küçüğü olan Eraslan, zor bir çocukluk dönemi geçirdi. Fırın işçiliğinden, pastane işçiliğine, oto kaportacılığa bir dizi işlerde çalıştı. Türkçe’yi ilkokula gidince öğrendi. Üniversite yıllarında gençlik hareketinde yer aldı. İlk görev yeri Kars’ ta 3 yıl çalıştıktan sonra Hatay’ın Samandağ ilçesine atandı. 18 yıl çalıştıktan sonra devlet memurluğundan istifa ederek özel bir hastanede çalışmaya başladı. Evli, 4 çocuk babası.
KEREM NALBANT
1975 Yılında Samandağ’ın denizden Suriye’ ye komşu olan Meydan köyünde doğdu. Çocukluğu inşaat işçiliği yaparak geçti. Çıkınında bir parça tandır ekmeği, bir avuç zeytin ve haşlanmış yumurtayla komşu köyde bulunan ortaokulun yolunu tutar. Yürüyerek gidilen bu yolda üç yıl boyunca giymek zorunda olduğu siyah ceketi ağarır. 6 kardeşin en büyüğü olmak yoksullukla birleşince sorumluluklarını daha da arttırır. 1990 yılında muhtarlığa adaylığını koyar. Lise mezunu olan Nalbant ticaretle uğraşıyor. Cebel Akra dağının doruklarına bakarak kurulan güzel, mesut günler görme hayali ile geçer koskoca çocukluk dönemi.
Evrensel'i Takip Et