Ben Miraç ve Bizim Küçük Hikayemiz
Ben K.K., 16 yaşındayım. Hikayem size inandırıcı gelmemiş olabilir. Oysa bir sokak mesafesi kadar uzağınızdayım, çığlıklarım iki kaldırım arasından çok daha öteye yayılıyor.

Hazal KAR
Gaziantep
Evden mi kaçtın? Nasıl oldu olay?
-Piknikte oldu...
-Piknikte mi?
Sözcükler boğazımda düğüm düğüm oluveriyor. Dokuz ayın her günü, zihnime her üşüştüğünde kovaladığım, kovalamadığım anlarda beni boğduğunu hissettiğim düşünceleri şimdi küçük bir kapı ardında bırakıp, sadece az bir kısmını yanıma alarak düşüncelerin üstüne gitmeye, insanlara kendimi inandırmaya koyuldum bir anda... Düğüm olan sözcükler gırtlağımdan akıp gitsin istiyordum. Çünkü artık yargılayıcı gözlere tahammül edemiyordum. Hikayemden öğrendikleri bir cümleyle başlıyorlardı toplumsal yargılarını gözleriyle bedenime doğrultmaya. Sen mi yormuştun beni yoksa bedenime doğrultulmuş gözler mi?
“İlk bebeğin mi?” diye sordu benden iki üç yaş büyük olduğu belli olan hemşirelerden biri. Benim daha önce oyuncak bebeğim bile olmadı demek geçti içimden ama demedim, yutkunup, “Evet, ilk...” dedim. Yaşça biraz daha büyük olan hemşire yöneltti ikinci soruyu:
Cinsiyetini öğrendin mi?
Evet, erkek.
İsmini ne koymak istiyorsun?
Miraç...
GERÇEK YALNIZCA BENİM CÜMLELERİMDE...
Gözlerinden anlıyordum büyük bir merakla hikayemi öğrenmek istiyorlardı. Yargılayıcı olmaktan, beni incitmekten korktukları için böylesi genel sorularla başlamışlardı meraklarını gidermeye. Oysa yaşça daha büyük olan hemşire doktorla olan kısa diyaloguma tanık olmuş, hastane defterine adli vaka olarak kayıt edildiğimi görmüştü. Üstüne bir de ayak ucumdaki sandalyelere oturup fısıldaşmışlardı ve fısıldaşma konusunun ben, Miraç ve bizim küçük hikayemiz olduğunu biliyordum... Bunu bildiğimden midir bilmiyorum hemen asıl soruyu sorsunlar ve ben gerçeği onlara anlatayım istiyordum. Çünkü gerçek yalnızca benim cümlelerimdeydi ve ben o gerçeği dokuz ay boyunca gelişimi tamamlanmamış karın şişliğim ve zihnim arasında çokça getirip
götürdüm.
Ben 16 yaşındayım.
Nerden çıkarmıştım şimdi ansızın bu yaş mevzusunu? Yaşımı sormamışlardı ki! Evet, bakışları merak ettiklerini anlatıyordu ama yargılama gayretine düşmemişlerdi. Doktorla konuşurken de aynı şeyi yapmıştım, doktora neydi piknikten...
Yaşımı söylediğimde göz çizgilerinin iyice yuvarlandığını ve gözlerinin büyüdüğünü gördüm. Başarmıştım, hikayemi anlatmaya başlayabilirdim.
“Bu bebeği ben istemedim. Biz pikniğe gitmiştik, orda arkadaşlarım bana oyun oynadılar nasıl oldu anlamadım.” Gözler büyümeye devam ediyor, merak daha da belirginleşiyordu. Anlatmaya devam ettim. “Bir çocuk vardı, kendisiyle arkadaşlık yapmamı istiyordu. Bu konuda da defalarca ısrarcı olmuştu ama ben kabul etmiyordum. Pikniğe gitmiştik arkadaşlarla, orda bana ilaç içirdiler ne olduysa orada oldu.”
“BİZİM BAŞIMIZA BELA KOYMA”
Gözlerdeki merak yerini şaşkınlığa bırakmıştı. Belki anlamaya çalışıyorlardı, belki de inandırıcı bulmamışlardı hikayemi. Ama yargılayıcı bakmıyorlardı ve inanmasalar da bakışlarında eksik olan yargılayıcı ifade beni rahatlatıyordu. Kimseye duymadığım gibi onlara da güven duymuyordum fakat yüreğimde bir yerlerde tamamlanmamış bir şeyler beni bazı insanlara olduğu gibi bu insanlara da yakın hissettiriyordu ya da tek istediğim kendimi ve hikayemi inandırmak olduğu için samimiyetlerine güvenmek istiyordum.
O çocuk nerde şimdi?
Kaçmış, nerde olduğunu bilmiyorum. Tanımazdım da zaten.
Peki ailen?
Onlar Şemdinli’de. Altı ay sonra öğrendim hamile olduğumu ve öğrendiğimde evden kaçtım.
Çünkü şiddet görüyordum ve bu durumu kabullenmelerini bekleyemezdim. Evden kaçıp bir arkadaşıma sığındım, doğumum yaklaşınca onlar da polisten yardım istemem gerektiğini fakat arkadaşımın ve ailesinin bana yardımcı olduğunu söylememem gerektiğini söylediler. “Bizim başımızı belaya koyma...” dediler. Başka bir arkadaşımın başına da böyle bir olay geldi ama bebek dört aylıkken bebeği aldırdılar. Benim bebeğim ise altı aylıktı ve elimden hiç bir şey gelmedi.
Bebek doğduktan sonra ne yapacaksın?
Sığınma evine dönüp bebeğime bakacağım.
SIĞINDIĞIM DEVLETİN BAŞKA BİR KURBANIYIM...
Bu cevabımdan sonra kısa bir sessizlik oluşuyor, ikisi de ayrı ayrı noktalara dikiyorlar gözlerini ve ardından başka bir konu üzerinden sohbete dalıyorlar.
Benimse gözlerim kapanıyor, burada böylece uyumak, uyandığımdaysa tüm bu yaşadıklarımın kabus olduğunu bilmek istiyorum. Oysa ben bunu gerçekleşmeyeceğini bile bile dokuz aydır her gün istedim. Zaten bir bunu istiyordum bir de anlattıklarıma insanların inanmasını...
Sancılarım olmadığını iddia etsem de doktor beni dinlemeyip hastaneye yatmam gerektiğini söylüyor ve bir yandan da saatlerdir hastaneye ulaşamamış olan polislere söyleniyor. Tekrar tekrar yineliyor şu cümlesini; “Nasıl bir ülkede yaşıyoruz!..” Oysa ben sığınma evine dönmek istiyorum çünkü hastanede hikayemi sürekli baştan anlatmak ve yargılayan ifadelerle baş başa kalmak istemiyorum. Sığınma evine dönmek istiyorum çünkü oradaki kadınlarla hikayelerimiz benzer ve beni incitmeden bakıyorlar bana... Tıpkı benim onlara baktığım gibi...
Doktor ve hemşireler adımı biliyor, polisler de... Ama siz bilmeyeceksiniz, belki de aylar sonra bir gazetenin satır arasında ismimin baş harflerini okuyacaksınız. G.T., M.K., A.P., G.Ö., N.Ç. gibi... Belki de ben kendi tabirimle sığındığım devletin, erkek eliyle başka bir kadın kurbanı olacağım. Ama bunlardan çok daha önemli düşünceler var zihnimde; Miraç’ı büyüteceğim ve onu büyütürken tüm canlılar gibi kadınların da bu dünyanın sahibi olduğunu öğreteceğim.
Ben K.K., 16 yaşındayım. Hikayem size inandırıcı gelmemiş olabilir. Oysa bir sokak mesafesi kadar uzağınızdayım, çığlıklarım iki kaldırım arasından çok daha öteye yayılıyor.
Duyuyor musunuz?
Evrensel'i Takip Et