8 Ekim 2010 01:00

İzmir İli Çiftçi Örgütleri Güçbirliği Platformu, Torbalı Belediyesi desteğinde 29 Eylül 2010 günü “Tohum ve Tarım Şenliği” düzenledi. Şenliğin ana amacı, yerel tohumların yaşamasını ve çoğalmasını sağlamak için farkındalık yaratmaktı. Toplantıya katılan ve çoğunluğunu köylü kadınların oluşturduğu çiftçiler, yerel tohumlarını takas ettiler. Böylelikle besin değeri yüksek, daha lezzetli ve kokulu, kimyasal ilaç ve kimyasal gübre kullanmaksızın yetiştirilebilen sebze ve meyve çeşitlerinin yaşamasına katkıda bulundular. Bu niteliği ile şenlik, Türkiye’de düzenlenen ilk etkinlikti.
Yerel tohumlarımız, son yıllarda melez ithal tohumların çok uluslu şirketler aracılığıyla tarıma girmesiyle yok olma sürecini yaşıyor. Dünyada da tohumluk üretimi çokuluslu firmaların denetimi altına girmiş bulunuyor. Dünya tohumculuğu büyük altı tekelin elinde. Günümüz Türkiye’sinde de sebze tohumculuğunda yüzde 90’nın üzerinde dışa bağımlılık var. Sertifikalı hububat tohumculuğunda ise ancak yüzde 25’ini üretebiliyoruz. İthal melez tohumları çok pahalı, örneğin bir kilogram domates tohumu için çiftçilerimiz 18-20 bin ABD doları ödemek zorundalar.
Türkiye tohum pazarı küresel firmalar ile onların yerli ortaklarının denetiminde. Bu yetmedi, 2006 yılında çıkarılan Tohumculuk Kanunu ile çiftçinin tohum satması elinden alındı. Çiftçinin tohumunu satabilmesi için kayıt altına aldırması gerekiyor. Ancak bir çiftçinin ürettiği tohumu kayıt altına aldırabilmesi için, başvuru inceleme ücreti dahil en az on kalem ücret ödemek zorunda. Bunu, bireysel olarak gerçekleştirmesi olanaksız. Böylelikle yerli tohumlarımızın patentleme yetkisi firmaların güdümüne girmiş bulunuyor. Çıkarılan Tohumculuk Kanunu ile kurulan Tohumcular Birliği, tohumculuk faaliyetlerini kâr güdümüne indirgemiş küresel firmalar ve onların denetimindeki taşeron firmaların temsilcilerinden oluşuyor. Birliğin yapısında var olan kooperatif birimlerin temsilcileri ise göstermelik durumunda.
İşin ilginci, çıkarılan Tohumculuk Kanunu, Irak’ı işgal eden Amerikan yönetiminin dayattığı tohumculukla ilgili karara da çok benziyor. Karar gereğince, Irak’taki tohumculuk faaliyetleri Monsanto firmasına verildi. Monsanto da insan sağlığına zararlı, genetiği değiştirilmiş tohum üreten firmalardan birisi. Irak’ta işgal ile yapılan iş, Türkiye’de AB uyum paketi kapsamında yapıldı. Tohumculuk Kanunu ile meydana gelen değişimlerin en önemlisi, belirtildiği üzere çiftçilerin tohumluk gereksinmeleri giderek artan bir şekilde yabancı ve yerli taşeron firmalara bırakılması oldu. Kanunla zarara uğratılan çiftçiler ve köylüler üzerinde yargı yetkisi de Tohumcular Birliği kapsamında hakem kuruluna devredildi. Hakem Kurulu, birlik üyeleri ile üçüncü kişiler arasında çıkacak uzlaşmazlıkları çözecekmiş. Üçüncü kişiler aslında geniş anlamda üreticiler. Bu şekilde birlik, hem suçlanan hem de yargı yetkisine sahip bir kurum.
Türkiye’de çıkarılan Tohumculuk Kanunu’nun benzerleri ABD ve AB’de de var. Türkiye’de Tohumculuk Kanunu yasalaşmadan önce, Avrupalı çiftçilerden uyarı geldi, onlar Avrupa’da yapılan hatanın yapılmamasını ve biyoçeşitliliğin korunması için kanunun küçük ve orta ölçekli işletmelerin çıkarları doğrultusunda çıkarılmasının yararlı olacağını belirttiler.
Kanun, yalnız çiftçileri ilgilendirmiyor. Türkiye’nin gıda egemenliği açısından önemli. Tohumunu kendi üretmeyen ülkeler açlığa mahkum kalabilirler. Bu nedenle, tohumculuğu yalnız özel kesime bırakmak yaklaşımı doğru değildir. Her şeyin özelleştirilmesini isteyen yeni-liberal yaklaşımlar, Türkiye’yi tarım ürünleri ithal eder bir duruma getirmiştir. İçinde yaşamakta olduğumuz et krizi, bunun en somut göstergesidir. Tohumculukta da durum budur. Öncelikle Tohumculuk Kanunu yeniden düzenlenmelidir, çiftçi örgütleri ve bu amaçla kurulmuş ve kurulacak kooperatif birimler güçleninceye değin, devlet tohumculuğu eskisinden daha güçlü bir şekilde sürdürülmelidir.
İşte Torbalı Tohum ve Tarım Şenliği bu konudaki çalışmaların ilkidir. Öncelikle yerli tohumların önemi kitleler tarafından anlaşılmalıdır. Çiftçilerimiz durumun farkındadır. Burada, üzerinde durulması gerekli noktalardan birisi tarıma verilecek yöndür. Tarım, ya dev tarım işletmeleriyle ya da küçük ve orta ölçekli köylü işletmeciliği ile yapılacaktır. Dev tarım işletmeciliği, petrol kaynaklı gübreler, tarım ilaçları ve kullandığı hibrit ya da GDO’lu tohumlar ile çevreyi kirletmektedir. Aynı zamanda işsizlik sorunu yaratmaktadır. Buna karşılık, köylü işletmeciliği, çevreye dost bir tarım yapmakta ve aile işgücünü en yüksek düzeyde değerlendirmektedir. Ancak onların piyasada dev işletmelerle yarışabilmesi, tarım şirketleri karşısında güçlü olması için örgütlenmesi zorunluluktur. Bu da ancak, demokratik kooperatifçilik ile olasıdır.
Torbalı Tohum ve Tarım Şenliği, bu bakış açısının geçerli olabileceğini de göstermiştir. Çünkü şenliğe katılan çiftçilerin hemen tümü, köylüler olmuştur.
MUSTAFA KAYMAKÇI Prof. Dr., Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi

Evrensel'i Takip Et