6 Ekim 2010 01:00

İki Almanya’nın birleşmesinin üzerinden 20 yıl geçti. “Duvar”ın yıkılışının yıl dönümü olan 3 Ekim, Almanya Merkez Bankası Yönetim Kurulu Üyesi (istifa etti) Sarrazin’in, Ortadoğulu, İslami inanç sahipleri ve Türklere yönelik “geri zekalı” suçlamasıyla başlayan tartışmalara denk geldi.
Aslında ilginç bir tesadüf. İlginçlik, iki olayın da birbiriyle çakışan özelliklerden kaynaklı. Uyum ve bakış.
İki Almanya’nın birleşmesinden başlarsak...
Doğrusu 20 yıl az buz bir zaman değil. Neredeyse bir gençlik çağı kadar. Bugün 30 yaşında olan bir Alman, duvarın yıkılışına ve onun yarattığı havaya ilişkin çok fazla imgelere ve duygulara sahip değil. Dolayısıyla “duvarın yıkılışı” bugünkü gençler için çok derin bir anlam taşımıyor. Bu da birleşmenin başarısına işaret ediyor.
Ama 40 yaş ve üstü için durum daha farklı. 40’tan sonraki her yıl için, birleşme daha büyük, daha derin ve daha hissedilir bir anlam ifade ediyor. Şöyle ki; 2. Dünya Savaşı öncesini yaşayanlar (75 ve üstü) için ayrı, Faşizmi deneyimleyenler için ayrı, iki ayrı devlete bölünmeden ve duvarın örülmesinden sonraki sürece tanık olanlar için daha da ayrı. İki ayrı sistemde geçirilen on yılların ayrı ayrı tezahürleri var ve bunlar bugün de hissedilir biçimde devam ediyor.
Hepimiz biliyoruz. Bu birleşme, ikiye bölünmüş bir kentin birleşmesi değil. Bir sistemin diğerini yutması. Hem de uluslararası tek kutuplu bir destekle. Çünkü uzun zaman iki devasa zıt sistemin vitrinleri olarak birbirinin karşısında duran iki ayrı Berlin’in ortasındaki duvar yıkılınca, birleşme tek kutuplu dünya için gayet sembolik bir anlam taşıyor. Buna rağmen, 45 yıl süren bir ayrılığın 20 yılda ortadan kaldırılması çok da kolay olmuyor.
Berlin’de yaşayan herkesin bildiği bir gerçek: Doğu ile Batı arasındaki fiziksel farklar giderek azalıyor olsa da ruhsal durum için henüz böyle değil. Özellikle Berlin’de hâl⠑Doğu’ ve “Batı’ kavramları varlığını koruyor. Keza duvar fiziksel olarak ortadan kalkmakla birlikte eğilimlerde zevk ve tercihlerde, yaklaşımlarda farklılıklar var. Kimileri, giyim ve kuşamda bile bu farklılığın rahatlıkla gözlenebileceğini dile getiriyor. Örneğin Batı’da yaşayan birinin Doğu’ya, Doğu’dakinin de Batı’da oturma isteği fazla değil. Herkes kendi bölgesini daha güvenli buluyor. Eğlence ya da oturulacak mekanlar, yine böyle bir tercihte etkili olabiliyor. Bu durum alışverişlere dahi yansıyabiliyor. Düşünsel alanda da böyle... Doğululara ilişkin kimi çekinceli bakışlar tam silinmiş değil. Ekonomik farklılık, eğitim sistemi, kaynak ve yatırım açısından Batı, Doğu’ya göre daha iyi konumda.
Bunun yanı sıra iki birleşimin getirdiği pek çok avantajı yaşıyor Berlin. Sosyalist bir deneyim (reel de olsa) ve onun sağladığı altyapı, bilgi ve birikimin, Batı’daki ile birleşmesi; Berlin’i bir anlamda dünyanın en özgün kentlerinden biri haline getirmiş. Bunda Doğu’nun çok önemli bir payı var. Dolayısıyla Berlin, bir anlamda sol rengi ağır basan bir metropol. Ve birçok açıdan daha özgürlükçü. Dünyanın birçok yerinde ötekileştirilen birçok farklılık burada kendini var etme şansına sahip. Kentin her bir köşesi birbirinden çok farklı dillerin, müziklerin, akımların, gösterilerin mekanına dönüşmüş. Hem tarihi anlamda hem güncel anlamda, Berlin, Avrupa’nın en zengin ve en ucuz kenti sayılıyor. Yerleşimin doğayla barışıklığı da cabası.
Ama Berlin, üzerine titrenen bir vitrin olsa da, Almanya’daki ve Avrupa’daki çelişkilerin dışında değil. Avrupa merkezcilikten ve onun barındırdığı birçok hastalıktan arınmamış. Göçmenler, kendilerini daha rahat ifade edebilseler de, eşitsizler çemberinin içinde, ön sıralara pek geçemiyorlar. Öyle “.... raus”lar (.... defolun) falan da yok. Olan da çok marjinal. Ancak, sistem, eşitsizliği gidermeye yönelik değil, “yabancıların” mutlak adaptasyonu üzerine kurulu. Sarrazin’in büyük tepki çeken ama belli bir kesimden destek gören açıklamaları da bunu gösteriyor.
Sonuç olarak özgürlükçü havasına rağmen Berlin’de de, ayrımcılık, ötekileştirme başta olmak üzere kimi konularda sıkıntılar devam ediyor. Bunlar, Berlin’den çok aslında mevcut sistemin kendisinden kaynaklı.
HÜSEYİN DENİZ Gazeteci

Evrensel'i Takip Et