3 Aralık 2011 15:11
Sultan Aralı

Öğrencimin babasından mahkemenin sonuçlandığını belirten telefon aldığımda, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü için yapılan bir kadın toplantısındaydım. Ertesi gün gazetelerde şöyle bir haber geçiyordu: “2009’da Ordu Valiliği’ne verilen imzasız dilekçeyle,  sınıf öğretmeni olan bir çocuk babası Hürmet Atar,  şikayet edildi. Nöbetçi mahkemeye çıkarılan öğretmen tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılırken, hakkında Ünye Ağır Ceza Mahkemesinde 15 kız öğrencisine cinsel istismarda bulunmak ve hürriyetten yoksun bırakma suçlarından dava açıldı. Mahkeme, son duruşmaya katılmayan Atar’a her öğrenci için ayrı suç işlendiği kanaatine vararak toplam 176 yıl 9 ay hapis cezası verip, tutuklanmasına karar verdi.”
Yıllardır devam eden, öğretmen tarafından farklı çocuklara uygulanan taciz, nihayet ortaya çıkarılmıştı. Durumun biliniyor olmasına rağmen üstüne gidilmemesinde, tacizci öğretmenin belediye başkanının akrabası olmasının payı tabii ki büyüktü. Siyasi baskı ve adaletin güçlünün yanında olduğunun görülmesi, diğerlerinin sindirilmesine yol açmıştı. Çocuklar bir şekilde tacizi dile getirme cesaretini gösterdiklerinde “siyasi bir karalama derler kapatırlar,  kızlar adları çıktığıyla kalır” yönlü gerekçelerle tacizin yıllarca farklı çocuklar üzerinde de devam etmesine olanak sağlanmış olundu.
Bayram hazırlıklarının yoğunluğu arasında açığa çıkmıştı olay. Fen ve teknoloji öğretmenleri,  taciz olayını anlatarak, daha önce de farklı çocukların aynı şekilde şikayette bulunduklarını ama bir yanlış anlaşılma var diyerek olayın üzerine gitmediklerini “Şimdi ise ne yapmak gerektiğini bilemediklerini” söylediklerinde ürpermiştim. Derslerde tekrarladığım “kişi dokunulmazlığı ve haksızlık karşında sessiz kalmak, suç işleyen kadar suçlu olmak”  laf olsun diye söylenmiş sözler değildi.

YALNIZ VE SAVUNMASIZ

Yıllarca böyle bir olaya nasıl sessiz kalınabilir? Bir şeyler yapmalıydım ve olaylar çocuklara zarar vermeyecek şekilde gelişmeliydi. Ders çıkışı, tacize uğrayan öğrencilerden biri olan K.K’ nin evinin yolunu tuttum. Annesi H. Hanımı, evde akşam yemeği hazırlığını yaparken buldum. Konuya nasıl başlayacağımı bilemiyordum. H. Hanım bir hafta önce okula çağrılmış ve durum hakkında bilgilendirilmişti. “Çocuklarla ilgili görüşmek için mi geldiniz?​” diyerek konuya giriş yapmama yardımcı oldu. Olay açığa çıkmasına rağmen, çocukların hiç bir korumaya maruz kalmadan okulda tacizcisi ile birlikte aynı ortamı paylaşıyor olmaları ve işlerin yavaş ilerlemesi, bir an önce bir şey yapılması gerektiği konusundaki sabırsızlığımı da artırmıştı. K.K’nin evine gittiğimde, olaydan haberdar olanlar yavaş yavaş gelmeye başladılar. Bu kadar insanın, olaya sessiz ve seyirci kalmaları anlaşılabilir bir şey değildi! H. Hanımın evine, komşular, Kur’an kursu hocası, imamın karısı ve tacize uğrayan farklı şubede bulunan öğrencim ve annesi de gelmişti.
Sessiz kalmak, çocuklara yönelecek daha başka tacizlere de göz yummaktır. Yalnızlık, örgütsüzlük, insanları güçlü karşısında savunmasızlığa ve çaresizliğe itmişti. Ne yapmak gerektiğini bilmiyorlardı. Karşıda tek başına bir tacizci yoktu, onu koruyan ve kollayan bir yapı vardı. Belediyenin de yeşil kart meselesinde, yol, su, tarla vb. birçok konuda karşılarına almak istemedikleri, oldukça güçlü bir yapı olduğuna inandıkları için korkuyorlardı.
Tacize uğrayan D.K’nin annesinin, henüz eşine olaydan bahsetmediğini ama öğrendikten sonra gelişecek olaylardan kaygılandığını belirtmesi üzerine, kalabalıktan birisinin ve diğerlerinin de hemfikir oldukları “Öğretmenlerin babaya açıklamasının daha uygun olacağı” yönündeki kararlarının ardından, babayla görüşmek için gittiğimiz evde, kendimizi belediye meclisi üyelerinin karşısında buluvermiştik. Tedirgindik, yanlış bir adım atmaktan korkuyorduk. Olayların nasıl gelişeceğini sezmeye çalışıyorduk! “Ee hoca, anlat nedir bu olayın aslı?​” diyen belediye meclis üyesi, olayı açıklamamızın ardından “Bu durumu belediye de muhtarlar ile yapacakları toplantıda değerlendireceklerini” belirtti. “Ne biz, ne de siz, değerlendirecek konum ve yetkide değiliz. Uzmanlar durumu inceleyerek gerçeği ortaya koyarlar, bundan sonra ancak onlar olayı inceleme yetkisine sahiptir” diyerek yapılması gerekenler hakkında bilgi verdik. Kaygılıydık, hem kendimiz için hem çocuklar için. Sendikalı meslektaşlarımızın desteği ile rehber öğretmenler, müfettişler ve hukukçular ile görüşerek ne yapılması gerektiği konusunda arkadaşlarımızın deneyimlerinden faydalanmaya, yönümüzü görmeye çalışıyorduk. Bizi korumak amacıyla söylenen “hiçbir şeye karışmayın” tembihlerine rağmen öğrencilerimize ve velilerimize aynı zamanda psikolojik danışmanlık yapmak yükümlülüğünü hissettik. Biz çoktan karışmayın dedikleri olayın içindeydik.

ÇOCUKLARDAN UZAK DUR!

Velilerimiz, dilekçe yazmak üzere saat 8.00’de okula geleceklerdi. Saat 8.30 olmuştu ve ortada kimse yoktu. Okul müdürü “Gördünüz mü bizi düşürdüğünüz durumu. Neden acele ettiniz ben altını doldurmadan yapılacak hareketin nereye varacağını biliyordum, nasıl çözecekseniz çözün” diyerek bize veryansın etti. Gözlerimiz okulun giriş kapısında velilerimizi beklerken, tacizci öğretmenle görüşme kararına vardık. Üç öğretmen, suçlamayı karşımızda bu durumdan pek utandığını göstermeyen öğretmene aktardık, bir de nasihatte bulunduk, “Öğrencilerden uzak durun.”
Veliler iki gün geçmesine rağmen dilekçeyi vermemişlerdi. Tacizci öğretmen ise okula gelmeye devam ediyordu. Bir el, velileri yavaş hareket etmeleri için durduruyor gibiydi. Üçüncü günün sabahı bir anneyi, elinde kocaman bir odun ile okulun önünde, öğretmeni bekliyor bulduk. Kendi adaletini kendi verecekti. Tacize uğrayan aşağı köydeki öğrencilerimizden birinin annesiydi. Daha sonra aynı anne ile adliye koridorlarında da karşılaştım. Tabii hikayesini de bu sırada öğrendim.
Savcılıkta ifade vermeyi beklerken saat geçmek bilmiyordu. Çocuklar, anneler ve birkaçının babası da bizimle birlikte idi. Öğrencilerden birisinin beklerken ağlayışı hâlâ kulaklarımda “Ellerimi hissetmiyorum öğretmeniiim!” Yıllar sonra tayini-miistediğim zaman hâlâ kulaklarımda onların sesi.
Savcılığa ve valiliğe verilen şikayet dilekçesi işlerin daha hızlı ilerlemesini sağlamıştı. Tabii bu arada müdahaleler sırasında çocukların zarar görmemesi gibi hassas konular unutulmuştu. Eğitim öğretimin yapıldığı bir sırada, polis ekiplerinin okula öğretmeni almak için gelmeleri, jandarmanın yine aynı şekilde bir kaç gün sonra öğretmenin sınıfını incelemek için gelmeleri çocuğun içinde bulunduğu durum düşünülmeden yapılan bu kadar olmaz dedirtecek türden müdahalelerdi. Onlarca çocuk ve okulun bütün öğretmen ve idarecileri savcılığa ifade vermek için çağrılmıştı. Bu süre boyunca çocukların ailelerine 2 bin 500 TL teklif edilmiş, tacizcinin yakınları tarafından çeşitli vaatlerle ve çevre baskısıyla şikayetleri geri aldırma yoluna gidilmişti. Ama artık olaylar, üzeri kapatılamayacak boyuttaydı.

HANGİ ADALET!

Sadece filimlerde görebileceğimiz türden şeylerdi yaşadıklarımız. Bütün bunlar yaşanırken yakınlarımızdan uzakta, bazen tek başına, tedirgin yolculuklar yaptık. “Acaba karşımıza birileri çıkar da hesaplaşmak ister mi?​”  endişesiyle geçen yolculuklar!
Haberi duyduğumda “Adalet yerini buldu!” demek istedim. Fakat yine onlarca genç kızımızın hayallerini ve yaşamını heba eden bir tacizci salıverilmiş, bilgisayar kayıtlarında 300’den fazla porno film kaydı bulunması ve çocukların şikayetine rağmen tutuksuz yargılanmak için serbest bırakılmış. Yüzlerce gazeteci, yazar, ortada ispatlanmış bir suç olmadığı halde aylardır hatta yıllardır cezaevinde beklerken, Hizbullahçılar, Sivas’ın katilleri nedense sizin suçunuz kesinleşti, gidin başınızın çaresine bakın der gibi salıveriliyorlar. Kaçamayacak kadar kalabalık olan N.Ç. davası ise ceza verilmeden sonuçlanıyor. Hangi adaletten bahsediyoruz! (KIRKYAMA)

EVRENSEL'İNMANŞETİ

Yasak çuvala sığmıyor

Yasak çuvala sığmıyor

KAMUAR’ın hesaplamalarına göre son bir yılda meyve fiyatları yüzde 154.5, sebze fiyatları yüzde 116.5, gıda fiyatları ortalama yüzde 70 arttı. Hane halkının bir yıl sonrası için enflasyon beklentisi yüzde 59’u, işçilerinki ise yüzde 62’yi aştı. Emekçiler için bıçak kemikte! Yasak, tutuklama, işten atma tehdidi işçilerin harekete geçmesini durduramıyor.

Has Çuval 37 ülkeye ihracat yapıyor.

İstanbul Sanayi Odası nın ikinci en büyük 500 listesinde.

Has Çuval'ın iki fabrikasında 600 işçi fiili greve katıldı

BİRİNCİSAYFA
SEFERSELVİ
Erdoğan: Dünya bir imtihan yeridir, ekonomik zorluklar gelip geçer.

Evrensel'i Takip Et