4 Mayıs 2010 01:00
Menekşe Ana Menekşe Erbay
GÜNÜN YAZILARI
29 Nisan 1980 tarihinde ortaokul 3. sınıf öğrencisiydim. Sınıfımız ön cepheden bakıldığında Tuzluçayır Lisesinin sağ tarafına düşen binanın en üst katında bulunan 3-F sınıfıydı.
Tuzluçayır deyip de geçmemek lazım. 1980 öncesinin Küçük Moskovasıdır Tuzluçayır. Sivasın, Yozgatın, Çorumun, Amasyanın, Artvinin, Gümüşhanenin ve birçok Anadolu şehri insanlarının kendi topraklarından kopup çocuklarına güzel bir gelecek kurmak için kavgada buluştukları bir yerdir. Şair Gülten Akının Seyran Destanında ölümsüzleştirdiği bir tarih sayfasıdır:
..
Tuzluçayırdan bir yanı kente bir yanı dağa
Yol gider asfalttır, Natoyolu
Ankaranın ağaları beyleri
Oradan sürerler arabalarını
Bir tapınma gibi, karlı dağlara
Arınır mı sanırlar kim bilir
Yüreklerindeki kir.
.
Ankaranın susuz dereleri
Bademliyi Kesikbaştan
Kesikbaşı Seyrandan
Seyranı İncesudan, onu Topraklıktan
Topraklıkı Abidinpaşadan Tuzluçayırdan
Ve Mamaktan
Ayıran susuz dereler
.
İlkokul 2. sınıfa kadar Süleyman Nazif İlkokulunda okumuştum. Sonra kaydımı Açıkalın İlkokuluna aldırmıştı babam. Evimiz yazlık sinemanın sahnesine bakan tahta merdivenli bir evdi. Kiradaydık. Sonra Natoyoluna, yani çöplüğe, yani yıkım ekiplerinden sakınarak her yıl bir odasını zar zor tamamlayabildiğimiz ve bir zeytini bölüşerek yediğimiz gecekondumuza taşınmıştık.
Tuzluçayır Lisesi de o yıllarda, memleketin diğer birçok okullarında olduğu gibi öğretmeni, öğrencisi ile birlikte devrimci mücadeledeki yerini alıyordu. Liseyi diğer okullardan farklı kılan, bölgede yaşayan insanların neredeyse tamamının devrimci saflarda yerini alması ve devrimci mücadeleye önderlik edecek birikimli önderlerin oradan çıkmış olmasıydı. Menekşe Ana (Menekşe Erbay) bunun en güzel kanıtıydı.
Yaklaşan 1 Mayıstan dolayı okulda bir hareketlilik vardı. Üstelik Denizlerin idam edilişinin yıl dönümü yaklaşıyor ve Maraş katliamı da belleklerimize iyice kazınmıştı. Doğrusu çocuk denilecek yaşta olduğum için o gün de her zamanki gibi slogan atıp derse girmeyeceğimizi, okulu boykot edeceğimizi düşünmüştüm.
Sınıfımız okulun en üst katındaydı. Ön cepheye bakıyordu. Milli Güvenlik dersimiz vardı ve öğretmenimiz üniformalıydı. Kapı açıldı ve liseli ağabeylerimizden birisi, eylem yapacağımızı, sınıfı boşaltmamız gerektiğini söylemişti. Öğretmenimiz, sınıfta kalmamızı, dışarı çıkmamamızı söyledi! Dinlemedik. Dinleyenler öğretmenimizle sınıfta kalmışlardı.
Üst katta bulunan sınıflardaki bütün sıraları merdiven koridorundan aşağı atmaya başladık. Bu arada alt katlardan da öğrenci arkadaşlarımız yukarıya çıkmış ve çıkarken de sıraları merdiven boşluklarına atmışlardı. Sıkıyönetim ilan edilmişti. Bu sebeple ağabeylerimiz askerin eylemimize müdahale edeceğini ama merdiven boşluklarına atılan sıralardan dolayı en üst kata çıkmalarının zaman alacağını ve böylece de eylem süresinin uzatılabileceğini düşünmüşlerdi.
Slogan atmaya başladık. O sıralar bizi en çok Maraş olayları etkilemişti. Televizyondan ve gazetelerden gördüklerimiz gözlerimizin önünden gitmiyordu. En çok attığımız sloganlar Tek yol devrim, Maraşın hesabı sorulacak ve Kahrolsun faşizm sloganlarıydı. O günden aklımda kalan ve unutamadığım bir slogan da Alevi Sünni dost olsun faşistler kahrolsun sloganıydı. Kuşkusuz her örgütün kendine ait sloganları olduğunu daha sonraki yıllarda öğrenecektik.
Daha sonra ağabeylerimiz küçük olduğumuz için bizi sınıflarımıza göndermişti. Okulu askerin ve polisin çevirdiğini bir süre sonra dışarıdan gelen silah seslerinden anladık. Okul kuşatılmıştı, askerler ve polisler tarafından taranıyordu. Bir ara camdan baktığımda karşısındaki caminin minaresinden ateş edildiğini görmüştüm. Milli Güvenlik öğretmenimiz üniformalıydı ve asker şapkasını camdan sallıyordu. Belli ki Ben buradayım, bu tarafa doğru ateş etmeyin demek istiyordu. Ama kimsenin gördüğü ya da umursadığı yoktu. Camlar kırılmış, cam kırıkları üzerimize yağıyordu. Duvarlar delik deşik olmuştu.
Ağabeylerimiz kısıtlı olanakları ile onlara cevap veriyor, bir yandan da slogan atmaya devam ediyorlardı. Okulun ne kadar büyük bir ablukaya alındığını ve acımasızca tarandığını birkaç gün sonra duvarların ve camların delik deşik olduğunu gördükten sonra anlayacaktık.
Epey bir zaman sonra askerler üst kata çıkmışlardı. Kapıyı tekme ile açtıklarında yüzükoyun yerde yatıyorduk. Askerler üzerimizde yürüyorlardı. Kimi küfür ediyor kimi de dipçikle rastgele vuruyordu. Asker olan öğretmenimizin Bu sınıf çatışma boyunca buradaydı diye bir cümle kurduğunu hatırlıyorum. Ama pek faydası olmamıştı! Koridorda sağa sola askerler tarafından kovalanıp duruyorduk. Yaklaşık 10 kişinin sığacağı bir tuvalete belki de 30 kişi sıkıştırmışlardı. Üstelik dipçikle bunu yapıyorlardı.
En altta bulunan spor salonuna indirildik. Kolumuzdan ya da rastgele yerlerimizden tutarak bizi salona atıyorlardı. Alt alta üst üsteydik. Askerler üzerimizde geziniyordu. Dipçikle rastgele vuruyorlardı. Özellikle elebaşı olduğundan şüphelendikleri ağabeylerimizi tanınmayacak hale getirdiklerini görmüştük.
Ve öğretmenlerimize, gözlerimizin önünde küfür edilmiş, dayak atılmıştı. Bilinçli yapıyorlardı bunları. Sözüm ona aşağılıyorlardı onları. Tuzluçayır Lisesinde onurlu öğretmenler vardı. Devrimci öğretmenlerdi onlar. Bizle birlikte otobüslere doldurulmuş, emniyetin spor salonunda aç susuz bırakılmışlardı. Üstelik dışarıdan gelen simitleri de yememiş, bize dağıtmışlardı.
Sıraya düzerek okul bahçe kapısından dışarı çıkardılar. Etraf kalabalıktı. Askerler ve polisler çembere almışlardı bizleri. Belli ki aynı hareketlilik dışarıda da yaşanmıştı. Muhtemelen ailelerimiz, ana-babalarımızdı kapıda bekleşenler. Menekşe Ananın (Menekşe Erbay), İçeride çocuklarımız var, çocuklarımızı öldürecekler diyerek bir arkadaşımızı korurken orada katledildiğini sonradan öğrenmiştik.
Tuzluçayır Lisesinin duvarındaki kurşun delikleri yıllarca kalakaldı orada. Onurumuzdu onlar. Sen rahat uyu Menekşe Ana. Çocukların ölmedi. Tuzluçayır Lisesinin önünden sana el salladılar ve seni andılar. Tüm devrim şehitlerini andıkları gibi... Anısı önünde saygı ile eğiliyorum...
VELİ BAYRAK
Evrensel'i Takip Et