11 Mart 2010 01:00

Yaşar Nezihe’ye mektup


Sayın Yaşar Nezihe Bükülmez,
130. yaşınızı kutlarken, tüm emekçi kadınlar adına, izin verirseniz ellerinizden öpüyorum. Sizin ilk 1 Mayıs şiirini yazdığınızı anlattığımda bilin salondaki her kadın öylesine heyecanlanıyor ki. Hele, eğitim olanağı bulamayışınız, kendi kendinizi yetiştirişiniz ve döneminizde yaygın olan ikinci eşe baş eğmemeniz nasıl beğeniliyor. Üç çocukla yaşam mücadelesi verişiniz, kadın mücadelesiyle yetinmeyip sosyalist dünya görüşünü seçişiniz, üstelik şiire verdiğiniz emek.
Acı ama sizin dünya görüşünüz örtülmeye çalışılıyor. Mürettipler grevinde matbaa patronlarına yazdığınız şiir de dahil yalnızca 9 şiirinizin sosyal içerikli olduğunu, bu yüzden sizin sosyalist sayılmamanız gerektiğini vurguluyorlar. Güvenip şiirlerinizi bıraktığınız kişi de bu kişileri destekliyor.
Sizin Cumhuriyet’in birinci sayfasında yer alan 1925 yılındaki tutuklanma haberinden utandığınız söylenecek neredeyse. Aydınlık gazetesinde yazdığınız şiirleri de görmezden geliyorlar. Kızıl Güller şiirinizin ise anlamı saptırılmaya çalışılıyor:
“Bu baharın da gülleri ne kadar /Lekelenmiş şehit kanıyla gibi/ Ateşindi, kızıldı ya Rabbi!” Güllerin bu yılda gözlerine diken olduğunu söylüyorsun. “Sevmedim gülleri bu yıl da yine/ Öyle gül isterim ki gülmelidir. /Bana ‘kardeşlik’ hissi vermelidir” Anlatışın ne kadar akıcı: Koklamak güçtür dikeni gül yerine “ Bekleyeceğini, beklemekle gururlu olduğunu bildirdiğin bahar “insanlığın kurtuluş baharı”dır. Yorumcuların bu bekleyişi anlatmanı bile yaşamındaki olumsuzlukların yansıması olarak saptıyorlar. İki kitabın olduğunu söylerken bu kitapların ikincisinin, birincisinin genişletilmesi olduğunu görmezden geliyorlar. Yeni harflerle basılan kitabının sözü bile edilmiyor. Lütfiye Aydın’ın TRT’nin radyo dizisinin de. Dertleri Türkiye’nin ilk sosyalist işçi şairi olduğunu yalanlamak.
Geçim yolu anlamına gelen Rah-ı Maişet’te “bir kuru ekmek için” verdiğin savaşı anlatıyorsun. Bu senin yaşamının gerçeği. Bir mühendis kocayı, onun peşinden İstanbul dışında geçirdiğin günleri, bu kocanın öğrenciliğinde yoksul kayınpederinden aldığı harçlıkları unutup yeni eş peşine düşüşünü bilmek için şiirlerini okumak yeterli oysa.
Ya da yaşam öykünün başlangıcını anlatışını:
“Silivrikapı’nın fakir bir sokağında, fırtınanın çatıları titrettiği bir kış gecesinde doğmuşum. Doğduğum gece evde damla gaz yokmuş. Annemi altı yaşında kaybettim. Dört kızı ölmüş bir ailenin tek kızıydım. Yoksulluk içinde büyüdüm.”
Belediyede kantar memuru baban, kötürüm amcan ve evlenmemiş bir teyzen vardır evde. Bu teyzeyi kimi yazılarında zalim diye anıyorsun, kimilerinde aşk öyküleri anlatan bir dert ortağı diye. Okula göndermezler. Okula para gerektir, ayda iki kuruşluk bir katkı payı. Kendi kendine papatya, ebegümeci toplar satarsın. Bir yıl gidebilirsin ancak okumayı sökecek kadar. Ondan sonrası hep kendi çabanla gerçekleşir: şiiri öğrenmen, aruzla yazman. Dergilerde yayımlanması, bestelenmesi. Urfa’da ünlü oluşun… Kazancı Bedih dahil gazelhanların gözdesidir senin dudak büktüğün, bir bölümü bestelenmiş “sarhoşları ağlatan, acılı şiirler”in.
Senin Urfa’da neden bu kadar sevildiğini sordum, Urfalı ünlü bir yayıncıya. Bana yanıt olarak öğretmenliğinin büyük bölümünün orada geçtiğini söyledi. Öğretmen olduğun doğru Yaşar Nezihe Bükülmez. Sen bizim öğretmenimizsin.
Urfalı Bekir Yıldız senin öykünü yazdığında mahkemeye verilmişti. Af çıkınca “Ölü Soğumadan öyküsü” tutuklu kalmıştı. Bir yanımız hâlâ tutuklu işte.
Çocuklarının açlıktan ölümünü yaşaman bile bin lira maaşlı eski kocana avuç açtırtmadı. Yalnız kendi emeğine baş eğdin, ne mutlu sana. Nâzım Usta gibi sana “abla” dememe izin ver Yaşar Nezihe. Eğer yanıtın “Ben ışıl ışıl bir yıldız idim/Düştüysem yere gökyüzü utansın” olacaksa, bil ki insanlığın kurtuluş baharını bekleyen sınıfın yıldızlarını korumayı bilir
Saygılarımla.
Sennur Sezer

Evrensel'i Takip Et