21 Ağustos 2008 01:00
Fransa, geçtiğimiz günlerde, Fransa toprakları ve kendisine bağlı denizaşırı ülkelerde konuşulan 75 ayrı dili tanıdı. Anayasa değişikliğiyle, Katalan, Bask, Alsas, Korsika, gibi bölgelerin dilleri, Fransanın ortak kültürel mirası olarak kabul edildi.
Fransa, ulus-devletin klasik örneği. Fransa, ulus-devletin demokratik kuruluşunun da bir ifadesi. Zira, ulus tanımı, yurttaşlık tanımı; bir milliyete gönderme yapmaz, farklı milliyetlerden halkın, bir Anayasal sözleşme etrafında gönüllü birliğini ve Anayasal rejime bağlılığını tanımlar. Ancak; yine de, Fransız ulusal birliği, bu birliği oluşturan farklı kimliklerin baskılanması ve Fransızca ortak dili etrafında oluşturulmuştur.
Feodal parçalanmışlıklardan çıkarak üretim ilişkilerinin kapitalist tarzda yeniden örgütlenmesinde kapitalist pazarın birleştirilmesi süreci; tarihsel bir ilerlemeye denk geliyordu. Kapitalist pazarın birleştirilmesi, merkeziyetçi bir mutlakiyet rejimi, feodal monarşi ile de mümkündür. Nitekim, kara Avrupasının başka ülkeleri, Almanya, Avusturya bu yolu izlemişlerdir.
Ancak, Fransa, kapitalist pazarların birleştirilmesinde feodal monarşiyi, Krallığı da devirerek demokratik bir devlet inşa etmiştir. Milyonlarca emekçinin, köylü ve işçinin; eşitlik- özgürlük-kardeşlik idealleri etrafında, feodal Monarşi ve Kilise ile büyük ve kanlı hesaplaşmasının sonunda yeni burjuva demokratik devlet kurulmuştur. Bu anlamıyla İnsan Hakları Evrensel Bildirgesine dayalı Fransız Anayasasıyla oluşan ulus-devlet, yalnız üretim ilişkileri ve üretici güçlerinin geliştirilmesi bakımından değil, yönetim ilişkilerinin monarşiden demokrasiye gelişmesi bakımından da tarihsel bir ilerlemeye denk gelir.
Aynı demokratik Fransa, diğer emperyalist-kapitalist ülkeler gibi, işgal ve ilhaka dayalı sömürgeci bir tarihi de yaratmıştır, ama konumuz bu değildir.
Resmi tek dil konusunda en ısrarcı Fransa dahi, Anayasal değişiklikle, Fransız ulusunu oluşturan halkların özerk kimliklerini ve dillerinin eşitliğini-saygınlığını kabul etmiş oldu. Üstelik, yukarıda belirttiğimiz gibi Fransa, özel bir ulusal baskıya, bir ulus üzerinde zorla tahakküme, zorla birliğe dayalı bir devlet değildi. Bugün Fransa Anayasasındaki değişiklik, ilk devrim Anayasasından daha ileri ve demokratik bir duruma denk gelir.
Elbet, bu kabulün bir de faturası varmış. Bu dillerin kamusal alanda kullanılması için, devletin milyonlarca Avro harcaması gerekiyormuş.
Diyarbakır Valiliği, Kayapınar belediyesi tarafından dört parka verilen Berfîn (Kardelen), Nefel (Yonca), Daraşîn (Yeşil Ağaç), ve Beybûn (Papatya) isimlerini kabul etmemiş. Yine Kürtçe paranoyası ve yasakçılığı. Kürtçe üzerindeki kimi yasaklar kaldırıldı. Kurs serbestisi ve sınırlı süreli TV yayını için tanınan olanak, belki inkarı ortadan kaldırdı, ancak Kürtçe üzerindeki baskı ve eşitsizliği daha da görünür kıldı. 20 milyon insanın anadilinin, devletin resmi organlarında yerinin olmaması, dahası yasakla karşılanması kabul edilemez. AKP, demokratik ve sivil anayasa tartışmasını kapattı, ancak, demokratik anayasa ve dillerin eşitliği talebimiz devam ediyor.
Fransadaki durum gibi, dillerin eşitliğinin kabulü elbette biraz masraf gerektiriyor. Ancak, bu mesarif kardeşlik ve barış için, huzur için yapılmış olacak. Üstelik, IMFye, yerli rantiyeye ödenen faizlerin, inkarın beslediği çatışmalar ve savaş için harcanan milyar dolarların yanında devede kulak kalır.
Ayrıca biliriz ki, hiçbir mesarif, insan hayatından, kardeşlik ve barıştan daha önemli olamaz. İnsan hayatı kâr-zarar hesabıyla ele alınamaz. Bunu ancak, Tuzlada olduğu gibi, aç gözlü sermayedar hesap eder. Demokratik bir anayasa ve dillerin eşitliğini kabul; bize oğullarımızı-kızlarımızı kazandırabilir. Askerler ve dağda silahla çözüm isteyenler evlerine-annelerine dönebilir. Anaların gözyaşları, yürek sızıları dinebilir. Gelin Dünya Barış Gününde, Türkiye Barış Meclisinin 31 Ağustosta 4 ilde yapacağı barış çağrılarına kulak verelim, destek verelim; analara çocuklarını verelim.
Yıldız İmrek Koluaçık
Evrensel'i Takip Et