Erdem AKSAKAL
1 Kasım tarihi, iki önemli kulübün kuruluşuna denk geliyor. Birisi 1897’de kurulan İtalya’nın Juventus’u, diğeri de Juventus’tan 15 yıl sonra kurulan Karşıyaka. Karşıyaka taraftarları, bir tribün bestesinde şöyle anlatıyorlar kuruluş öykülerini:
Yıl 1912
Memlekette savaş günleri
Başkaldırdı boyun eğmedi
Karşıyaka gençleri
İzmir’de 1912 koşullarında Rumlar, Ermeniler ve İngilizlerin kurduğu birçok takım vardı. Karşıyaka ise Müslüman Türk nüfusun kurduğu ilk takımdı. Zaten Karşıyaka’nın renklerinin yeşilinin İslam’ı, kırmızının ise Türklüğü simgelediği söylenir. İzmir’de dönemin Rum, Ermeni, İtalyan, İngiliz takımlarının yarattığı kültürel ve sportif zenginliğe bugün bile yetişemiyoruz. Anadolu’nun çok kimlikli olduğu o yılları bu açıdan da özlüyor toplumsal bellek.
Karşıyaka, her daim kültürel olarak da, coğrafi olarak da İzmir’in bütününden kendisini ayrı tuttu. Bugün de, geçmişte de. Coğrafi fark aleni zaten. Adıyla müsemma, Karşıyaka İzmir’in karşısında ayrı bir dünya. Karayoluyla ulaşması zor, deniz yoluyla gidilen bir nevi okyanus ötesi. Karşıyaka halkı, kültürel farkını 1900’lerin başında Müslüman Türk nüfusu temsil etmekle, İzmir’e ait olmamakla, Karşıyaka adlı ayrı bir aidiyete sahip olmakla ifade etti. Şimdi de “Biz Karşıyakalıyız” diyerek, “35 ½” plakasıyla biz ayrıyız diyor. Karşıyaka Spor Kulübü de bu kültürel aidiyetin mutlak bir parçası olarak resmi tamamladı. Semtte oturan, Karşıyakalı kimliğini İzmirlilikten ayrı ve önde tutan, Karşıyaka taraftarı olan bir topluluk oluştu. (Son dönemde bu kimliğe AKP karşıtı olmak, Cumhuriyetçi politik çizgiyi desteklemek de eklendi; AKP’nin büyük şehirlerde en zorlandığı ilçelerden birisi)
Sportif kimliği de şöyle tamamladı Karşıyaka. Sadece futbolda değil, başta basketbol birçok spor dalında mücadele eden bir kulüp. Her branşta takımını destekleyen taraftar. Şahsen bir üyesi olduğum Karşıyaka taraftarları, kendilerine Türkiye’nin en iyi basketbol seyircisi derler. Şüphe götürmeyecek ölçüde doğrudur bu. Karşıyaka taraftarı, semte yapılan Karşıyaka Arena’dan sonra iyice bağlandığı basketbolda, takımıyla bir Euro Challenge Cup finali (son saniyede kaybedilen), bir de lig şampiyonluğu yaşadı. Maçta takımıyla çok iyi bütünleşmeyi başardı, Ufuk Sarıca’yla kenetlendi, oyuncuları motive etti. Karşıyaka’dan ayrılıp büyüklere giden her oyuncu üzüldü. Camia o kadar istedi ki şampiyonluğu, Play-Off yarı finali ve finalinde Fenerbahçe ve Anadolu Efes’le oynadığı 9 maçın 7’sini kazanarak şampiyon oldu. Kan, ter ve gözyaşı ile değil; çığlık, haykırış ve kahkaha ile kazandı şampiyonluğu.
100. yıl beklerken yapılan bestelerden birisinde 2012’de Şampiyonlar Ligi’nde Real Madrid’î yenme hayali kuruyordu Karşıyaka. Tabii ki futbola dair bir hayaldi bu ve tabii ki de olmadı. Lakin, 2015’te, basketbolun Şampiyonlar Ligi’ndeki ilk maçında Barcelona’yı yendi Karşıyaka. Varsın bestelerde geçmiyor olsun; bundan gayri hangi Karşıyakalı bir ömür aklından çıkarabilir Barcelona’yı?
Futbolda ise istikrarsızlık içinde müthiş bir istikrar yakaladı Karşıyaka. 2003’ten beri Süper Lig’in bir altında, 1. Lig’de ne aşağı ne yukarı gidebilen yegâne takım. Play Off’ta finalden döndüğü de oldu, son haftalarda düşmekten kurtulduğu da. Karşıyaka aynı ligde şafak sayarken, ezeli rakibi Göztepe bu dönemde 8 kez lig değiştirdi. Düştü, çıktı ama değişti. Karşıyaka ise saplandı kaldı 1. Lig’e. Taraftar sıkıştı, takım sıkıştı. 2013’ten beri 21 kere teknik direktör değiştirdi Karşıyaka ama kaderini değiştiremedi.
Geçen yıl ise, bir sabah Karşıyaka’nın başına kuş kondu. Ben anlatayım da kuşun cinsine siz karar verin. Ünlü işadamı Erdal Acar (bu ünlü işadamı kelimesi şu anlama geliyor sanırım. O kadar karışık işler çeviriyor ki, hepsini anlatamayız. İş adamı dersek de sadece normal “iş”ler yaptığı sanılacak. O halde “Ünlü İşadamı” diyelim ki normal işadamı olmadığı anlaşılsın.) bir sabah uyanır ve Karşıyaka’ya sahip çıkmak ister. Karşıyaka’nın milyonlarca liralık borcunu ödeyecek, üstüne yeni bir teknik ekip kuracak, kadroyu yenileyecek ve milyonlarca dolar yatırım yaparak Karşıyaka’yı ait olduğu yere çıkaracaktır. Teklif gerçek olamayacak kadar iyidir, ama kim kime neden böyle bir iyilik yapsın ki? Dünya böyle bir yer midir?
Geçmişte, cebinde balya balya paralarla bir takımı kurtarmaya gelen adamlar oldu hep. Türkiye’nin futbol tarihi bu insanlarla dolu. Fadıl Akgündüz Siirt’i, Cem Uzan İstanbulspor ve Adanaspor’u, Dinç Bilgin Göztepe’yi, Melih Gökçek Ankaragücü’nü aynı vaatlerle ele geçirip, ilk fırsatta yükün altından çekilince birkaç lig altta bırakmamış gibi Karşıyaka umutlandı. Türkiye’nin 103 yıllık efsanesi, Türkiye’nin 13 yıllık gerçeğinin, bir inşaat zengininin eline düşüyordu. Taraftar ise ancak, umutlanmaya çalışıyor ve bunda çok ama çok zorlanıyordu.
Taraftarlık zor zanaat. Hele ki Türkiye gibi değneklerin her ucunun pis olduğu bir coğrafyada, Karşıyaka gibi keskin bıçak bir camiada. Erdal Acar’ın “şartsız” desteği nasıl mutsuz etsin? Futbol piyasasının yetenekli genç teknik direktörlerinden birisini, Süper Lig’in dikiş tutturamayan eskileriyle harmanlayıp, Alaçatı plajlarına lazerle isim yazdıracak kadar görgüsüz bir tarzla soslayarak başarı hayal edildi bu takımda. Gelmeyeceği o kadar aleniydi ki. Daha ligin ilk haftalarından çatlamaya başladı Erdal Acar projesi.
Karşıyakalı için, kuruluş yıl dönümünde manzara bu. 103 yılı, basketbolda olgunluk, futbolda olamamışlık ekseninde kutluyor. Ahmet Kaya yaşasa Karşıyaka’ya bakıp “Yaprak döker bir yanımız bir, yanımız bahar bahçe…” der miydi acaba? Ya da Karşıyakalı Attila İlhan yaşasa, bir Karşıyaka vapurunda Denizlerin anısına yazdığı “O Mahur Beste” şiirinden “Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara” dizesini Karşıyaka için kullanmamıza izin verir miydi? Karşıyaka 103. yılını kutlarken, nice yıllar diler sözü yine Karşıyaka taraftarlarına bırakarak bitirmek isterim:
Acı çekmektir,isyan etmektir
Koşa koşa ölümlere gitmek demektir
Canından çok sevmek demektir
Karşıyakalı olmak deliliktir
Evrensel'i Takip Et