17 Ocak 2016 05:27

Buz ve ateşten bir dahi: Boulez

Çağımızın en büyük bestecilerinden Fransız Pierre Boulez, 81 yaşında hayatını kaybetti. Boulez’in büyük başarılarını ve zaman zaman tartışma yaratan mizacını ‘ateş’ ve ‘buz’la sembolize eden Dionysios Dervis-Bournias, Boulez’in arkasında bıraktığı dev mirası bizlere hatırlatıyor.

Buz ve ateşten bir dahi: Boulez

Dionysios DERVIS-BOURNIAS

Pierre Boulez, icra ettiği sanatın kronolojisinde “ondan öncesi” ve “ondan sonrası” şeklinde kalıcı ve silinmez bir iz bırakan figürlerden biriydi. Bir besteci olarak, çağdaşı sanatçıların en büyüklerini etkileyen ve besleyen sınırsız bir zenginliği miras bıraktı. Onun ilham veren, büyüleyici müziği, tutkuları uyandıran ve bazen de fikir ayrılıkları yaratan türdendi. Bir koro şefi olarak eserlerinin zenginliği, onun estetik tercihlerinin ve orijinal perspektifinin tasdikidir. Ancak, Boulez’in kendisi şaşırtıcı biçimde yalın ve alımlıydı. Muazzam bir kültürle donatılmış olan bu büyük Alman kültürü uzmanı, Wagner’i olduğu kadar mizacı ve hicvini zarif bir biçimde paylaştığı Robert Musil’i de biliyordu. Sir Simon Rattle, genç bir adam olarak öğrencisiyken, Boulez’in Baden-Baden’deki evinde katıldığı bir akşam yemeğinden bahseder. Tablolar hariç tamamen boş sayılabilecek bir odanın duvarlarında en az 9 Miro ve 2 Paul Klee eseri saymıştır. Boulez, genç öğrencisinin hayranlık dolu bakışları karşısında kendisini hızlıca açıklamak için “Oh hayır, ben kesinlikle bir koleksiyoner değilim” der ve ekler: “Bunlar insanların bana hediye ettikleri şeyler.” Gerçekten de tablolardan birinin üzerinde “Pierre Boulez’e, tüm hayranlığımla, Joan Miro” yazmaktadır. Bu ona hediyeler veren “insanların” kimler olduğu hakkında yeterince fikir veriyor.

Onun bir koro şefi olarak itidali ve berraklığı bize “operaları yakıp kül etme” çağrısı yapacak kadar asi ve ihtiraslı bir delikanlı olduğunu unutturmamalıdır.

Gençliğinde yansıtmayı sevdiği dediğim dedik, soğuk görünümü her zaman için yakıcı bir ateşle birlikte varolmuştur. Onun bir orkestrayı meslektaşlarından(Rattle ve Barenboim sık sık şaşkınlıklarını dile getirmiştir) çok daha iyi yöneten efsanevi kulağı, aynı zamanda renkleri, nüansları ve gölgeleri, çevresini çok daha iyi gören ve bizi varlığı bilinmeyen manzaralara götüren bir ressam gibi ayarlamayı bilirdi.
Teknik ustalığı, 23 yaşındaki bir genç adam için hayret verici seviyede olan ‘İkinci Piyano Sonata’sıyla dinleyicilerini büyülediğinden bu yana besteleri, onun her şeyi analiz eden, parçalarına ayıran ve sergileyen olağanüstü kapasitesini de aşarak şairane bir niteliğe evrildi. Her zaman için ateş ve buzun ardında gizlenen onurlu insanı(Mensch) tüm çıplaklığı ve mütevazılığıyla ortaya çıkardı.

Huffingtonpost’tan çeviren Mithat Fabian SÖZMEN

Evrensel'i Takip Et