Ahmet Oktay ya da Nasipsizim!
C. Hakkı ZARİÇ
Panzerler çekiliyor mahalleden,
sokakta hâlâ yanan lastikler. Çocuk
kesiyor ayvayı kalaylı maşrapayla,
elinin kenarında biraz kan.
- Uzun bir kış olacak herhal.
Ahmet Oktay
Gittikçe kemiren bir merakla Ahmet Oktay şiirleri okumanın yollarını arıyorum. Çevremde kime sorsam sessizlik karşılıyor merakımı. Sonunda gide gele olmayacak birinde denk geldi kitap; ama “özel yerlerini işaretlediğinden” vermek istemiyor Ahmet Oktay’ın “Toplu Şiirleri”ni. Kıvranıyorum meraktan. Milliyet’teki köşe yazılarını merakla okuyorum…
***
Aşık olduğu kadar işsizdir o sıralar Ahmet Oktay. Tülay Hanım ile aralarındaki tutkulu aşk evliliğin kapılarını açar onlara. Zonguldak Kömür Ocakları’nda “puvantör” olmayı bile göze almış durumdadır evlenebilmek için. Ailesine açar meseleyi. Oğullarının düzenli bir hayata geçeceğinden umudunu kesmiş olan aile Tülay Hanım’ın Beyazıt’taki evinde alır soluğu. Ahmet Oktay’ın babası “bodoslama” girer söze; kız babasının naza çekecek yanları törpülenir ufaktan, razı olur ama taş atmaktan da geri durmaz Tülay Hanım’ın babası: “Desene Kenan Bey, bir şiir kitabına bir kız vereceğiz.” Oysa haberi yoktur babanın, o şiir kitabı Tülay Hanım’ın 1963 yılında 500 Lira karşılığında Devlet Resim ve Heykel Müzesi için satın alınan resminin parasıyla bastırılmıştır, “Gölgeleri Kullanmaktır” adı da. 7 Ağustos 1964 tarihinde Beyoğlu Evlendirme Dairesi’nde muradına kavuşur iki genç insan.
***
Tek çare yayınevinin adresine Ahmet Oktay’a bir mektup yazdım ve kendisinden istedim “Toplu Şiirler”ini.
***
Ankara’nın külhani zamanları. Bir edebiyat mahfili gibi Özen Pastanesi. İlhan Berk, Necati Cumalı, Oktay Akbal gibi yazar ve şairlerle öğleden sonraları oturuluyor. O sıralar Kırşehir’de öğretmenlik yapıyor İlhan Berk, arada gelip gidiyor Ankara’ya. Çıkıp Çankaya’ya doğru yürüyorlar birlikte. Şiirler okuyorlar. Ahmet Oktay çok sevdiği bir şiirinden dizeler okuyor ısrarlara dayanamayıp:
Daha belalı değil
sokak muharebeleri
seni sevmekten
Çok beğeniliyor şiir ama bir sonraki ay yayımlanan dergilerden birinde aynı dizeleri İlhan Berk imzasıyla okuyor Ahmet Oktay. “Bundan böyle şiirlerimi İlhan Berk’e okutmayacağım,” dememiş miydi Ülkü Tamer de. “Şair mısra çalar,” diye karşılık veriyor İlhan Berk.
***
Uzun sürmedi, yıldırım bir telgraf geldi kısa süre sonra. Mektubum ulaşmış Ahmet Oktay’a. Kitabı en kısa sürede göndereceğini muştulamış. Bir hafta on gün sonra, 11 Ağustos 1999 tarihinde imzalayıp ulaştırdı “Toplu Şiirler”ini bana.
***
Oysaki o günlerde Milliyet’teki köşe yazılarına yapılan sınırlamalardan dolayı gönlü hoş değildi Ahmet Oktay’ın. Çetin Emeç’in teşvikiyle on beş yılı yakın bir zamandır yazıyordu ona ayrılan köşede. Sanattan edebiyata, felsefeden siyasete uzanan yazılarında hayata karşı itirazlarını dile getiriyordu. Gittikçe palazlanan siyasal islama karşı duruşu da rahatsız ediyordu kimi çevreleri. Yalçın Doğan’ın genel yayın yönetmeliği döneminde yazılarına ufak tefek değinmeler başladı. Milliyet el değiştirip bir mafya babasının mermi manyağı olmaktan korkan ve kimyası değişen Korkmaz Yiğit’e satıldığında iyice tadı kaçtı Ahmet Oktay’ın. Yalçın Doğan’ın müdahaleleri artmaya başlayınca kovulmadan ayrılmaya karar verdi Ahmet Oktay. 24 Ağustos 1999’da “Veda yazısı”ndan sonra Ahmet Oktay’ı arayan ve üzüntüsünü bildiren tek kişi Hasan Pulur’du.
***
Dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın heyetiyle Ürdün’e gider Ahmet Oktay. Cahit Güçbilmez aracılığıyla FKÖ lideri Yaser Arafat’tan TRT adına bir randevu almayı başarırlar. Yan yana çekildikleri fotoğrafta silahı omzunda poz verir Yaser Arafat. Söyleşi gerçekleşir elbette; ama dönemin Dışişleri Bakanlığı demecin büyütülmesini engeller, TRT’de “çok havalı” bir biçimde yayınlayamazlar söyleşiyi.
***
“Yol Üstündeki Yazıcı Ahmet Oktay Poetikası İçin Bir Yaklaşım” kitabı henüz yayımlanmamıştı Serdar Aydın’ın. Ankara’dan geldiği bir gün Ahmet Oktay’ı ve eşi Tülay Hanım’ı Göztepe’deki evlerinde ziyaret ettik. Çaylar, kurabiyeler, bitimsiz güzellikte sohbet sürdü saatlerce. Duvarlarda Tülay Hanım’ın büyük tabloları. Evde kitapları koyacak yer kalmadığında bir sahafı çağırıp elden çıkarıyor, yeni kitaplar için yer açıyormuş Ahmet Oktay. Bir süre sonra da gidip gidip kitapları verdiği sahaftan geri satın alıyormuş, diye anlattı Tülay Hanım. Yazdı. Eskiden bülbül öttüğünü anlatırdı Ahmet Oktay bahçedeki ağaçlardan.
***
Belki burada Mavi dergisini de anmak gerekir. Buradan yola çıkıp Ahmet Oktay’ın “gizli çekmece”sinde nelerin gün ışığına çıktığına tanık olmak, onlarca kapının aralanacağı müjdesini verir. Altın Portakal’da adına sunulan bildirilerden oluşturulan kitap onun şiirleri için vazgeçilmez bir kaynaktır. Serdar Aydın, yukarıda adını andığımız kitabında, enine boyuna tartışmıştır Ahmet Oktay şiirini. Sadece şair midir Ahmet Oktay? Popüler kültüre karşı bayrak açmış bir düşünürdür aynı zamanda. “Toplumcu Gerçekçiliğin Kaynakları”nı sorgulamıştır uzun uzadıya. “Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı 1923-1950” vazgeçilmez bir kaynaktır. Gazeteciliği ayrı bir toplam...
Gittikçe çoraklaşan, gittikçe içine kapanan, fiyakayla kendini dışa vurmanın peşinde koşan Türkiye edebiyatı ulu bir çınarını kaybetti.
“Eski zanaattır görüşmecilik” şiirinin son dizeleriyle analım ustayı. Saygıyla Ahmet Oktay’a.
Üzgünüm, üzgünüm, üzgünüm
gidenler herkesten gitti.
Evrensel'i Takip Et