Nikaragua notları
Ozan Kelleci, Nikaragua'da gezip gördüklerini Evrensel Pazar'a yazdı.

Ozan KELLECİ
“Biletini hemen al gel; geri kalanını burada hallederiz.”
Neredeyse herkesin hayatını değiştiren cümleler, sözler vardır. Benimki de içinde sadece bu sözlerin yer aldığı bir e-posta oldu.
Yüksek lisansı bitirdikten sonra Hollanda’dan döneli 3 sene olmuş, askerlik yüzünden doğru dürüst bir iş bulamamış halde pastane işletiyordum.
Bu sırada da “Bedelli çıkmazsa ne yaparız” temalı whatsapp grupları kurulmuş, “Nasıl kaçarız”, “Küçük ayak parmağı kesilirse askerlikten muaf olur muyuz” gibi şeyler tartışılmış ve sonunda bunlar yerine Suriye üzerinden Ürdün’e kaçma, oradan da Latin Amerika’da herhangi bir ülkeye uçma fikrinde karar kılınmıştı ki bedelli çıktı.
Askerliği de hallettikten sonra planın son kısmına sadık kaldım. Planlar programlar yapıldı, iş planları hazırlandı. Kolombiya ya da Nikaragua arasında, yukarıda yazan e-posta ile birlikte Managua’ya taşınmaya karar verdim.
DEPREMİN YIKTIĞI KENT
Managua, Nikaragua’nın başkenti. 1972 depremine kadar da Orta Amerika’nın en gelişmiş şehri. Gelişmişlikten kastımız orayı kolonize eden Kuzey Amerikalılar için gayet rahat bir hayat sağlaması. Yoksa yerel halk için yine yoksulluk ve fakirlik var.
6.2 şiddetindeki depremden sonra 1 saat içinde 5 ve 5.2 richter ölçeğinde iki artçı şokla şehir iyice yerle bir oluyor. Depremden geriye 6 bin 500 ölü, 20 bin yaralı ve 250 bin evsiz kalıyor.
O zaman gökdelenlerin yükseldiği Managua’da bugun 5 katın üstünde bina yok. Yeni bir rezidans inşa ettiler. Şehrin ikamet edilebilecek en yüksek binası oldu 16 kat ile.
KLASİK NİKARAGUA KAHVALTISI
İlk sabah kahvaltıya isimsiz bir yere gidiyoruz. Geleneksel Nikaragua kahvaltısı yapacağız. Bir tabakta iki tane sahanda yumurta, gallo pinto (mor fasulyeli pilav) kuru yağsız peynir salsa sosu ve kızarmış plantain geldi. Kuru ve tuzsuz peynir haricinde gayet lezzetli bir kahvaltı menüsü. Nikaragua’ya gidip bunu yemeden dönmeyin.
RUBEN DARIO
Kendimi edebiyat fanatiği olarak tanımlamam ama bir ülkeye gitmeden önce mutlaka meşhur yazarlarını okurum. Siz de Managua’ya giderken mutlaka Ruben Dario okuyun. Orta Amerika’nın Cervantes’i olarak kabul ediliyor. Nikaragualı ve şehrin bürokratik meydanında kocaman bir heykeli var. Aynı zamanda devlet tiyatrosunun adı da Ruben Dario. Ülkede “kahveden sonra yetişmiş en meşhur şey” diyebiliriz.
ELEKTRİK SORUNU
Ülkede en pahalı kaynak elektrik. Elektriğin pahalılığını dışarıda yiyip içerken farkediyorsunuz. Dünyanın en büyük kahve üreticilerinden birinde, dışarıda bir bardak kahveyi 1.8 dolara içiyorsunuz ki bu kahve ithalatçısı Türkiye’deki ortalama kahve fiyatı zaten. Ama bu fiyatı hem klima hem de makinanın elektriği dahil; öyle hesaplamanız isteniyor; siz de aval aval bakıyorsunuz. 2004-2007 arası günde ortalama 12 saat elektrik verilen ülkede çok da şaşılacak bir şey degil aslında.
VOLCANA MASAYA
Ertesi hafta ülkeyi gezmeye başlıyoruz. İlk durak Volcana Masaya oluyor. Volcana Masaya Nikaragua’nın aktif 19 volkanından en meşhuru. Zirvesine çıktığınız zaman genzinizi keskin bir sülfür kokusu yakıyor. “Supernatural” hayranı olarak ilk refleksim etrafta “Demon” var mı bakmak oluyor. Ben dönmeden önce yoğun olarak aktif olduğu için turlar iptal edilmişti. Gidebilirseniz gece turuna gitmenizi tavsiye ederim. Gece karanlığında parlayan lavları gördüğünüzde yaşayacağınız hissin tarifi yok.
GRANADA
İkinci durağımız Granada oluyor. Orta Amerika’nın en büyük gölünün kıyısında kurulan bu şehir Nikaragua’nın ilk başkenti. Sürekli korsan yağmasına uğradığı için 19.yüzyılın ortalarında başkenti buradan Managua’ya taşıyorlar. Şehir şu an Gringoların eline geçmiş durumda. Gringo = Beyaz Amerikalı. Avrupalılara ise chele diyorlar. Daha hola(merhaba) dediğin an senin Amerikalı olup olmadığını anlayıp ona göre chele ya da gringo diyorlar. Neyse Granada’ya dönelim. Turistsever biri olmadığım için çok hoşuma giden bir yer değil Granada. Kiliselerle dolu, tarihi bir şehir ama o yerel Nikaragua havasını kaybetmiş. Kuzey yarımkürenin en fakir ikinci ülkesinde mutenalaştırmayı en fazla Granada’da hissediyorsunuz.
LAGUNA DE APOYO
Geleneksel olarak pazar günleri kalkıp coolera biraları doldurup Laguna de Apoyo’ya gidiliyor. Eğer dünya üzerinde bir cennet varsa burası orası. Bir kriter gölü olan Apoyo, yemyeşil ormanlarla çevrili. Göl etrafında 3-5 tane hostel var. Orada da kalabilirsiniz ya da günlük 5 dolar vererek tüm hizmetlerden, mangal, kayak vs dahil, faydalanabilirsiniz. Kimse “Vay efendim dışarıdan içki getiremezsiniz” demiyor, hatta üstüne coolera koymanız için size buz bile temin ediliyor. Hostel ya da günlük kullanım için tavsiyem Monkey Hut. Siz hamakta puro rom keyfi yaparken ağaçlardaki maymunları izleyip eğlenebiliyorsunuz. Gecelik fiyatları da uygun ama uyarayım geceleri maymun çığlıklarından uyuyamayabilirsiniz.
LEON
Ülkedeki ikinci büyük, üçüncü en meşhur şehir Leon. Leon’un en büyük turistlik atraksiyonu aktif olmayan Cerro Negro Volcano’da kum sörfü yapmak. Günübirlik turla bütün şehir rahatlıkla geziliyor.
SAHİL TURİZMİ
Batısında Pasifik Okyanusu doğusunda Karayip Denizi olan ülkenin biraz da sahil turizminden bahsedelim. Rivas, Pasifik Okyanusu kıyısında bir şehir. Sahil şeridinde iki kasabası var, biri Gigante Bay; genelde Nikaragualiların pazar gününü geçirmek için tercih ettiği; turistlerin de sörf yapmaya geldiği bir yer. Birçok hostelin ne adı ne internet sitesi var. Rivas’ın turistlik kısmı ise San Juan Del Sur. San Juan Del Sur aynen Granada gibi gringolarin eline gecmis durumda. O kadar fazla ABD’li var ki; bazen kendinizi Miami’de hissediyorsunuz. Ama bunun da getirisi modern tesisleşme olmuş. Her yerde hostel, restaurant bulabiliyorsunuz. Mutlaka Sunday Funday’e katılmanızı öneririm. Pazar sabahı başlayan eglence, birkaç hostelde ve kulüpte sabaha kadar değişik duraklara uğrayarak devam ediyor.
BİR DE PROTESTO ANISI
Bir perşembe günü indiğim şehirde salı günü Nikaragua kanalı projesini protesto etmeye gidiyoruz. Elime hemen plastik bir Nikaragua bayrağı tutuşturuyorlar. Hava 37 derece falan. Biz bir gazla sabah 7’de toplanma alanına gidiyoruz. Protesto, kuzeyden gelen asıl grubu beklediğimiz için öğlen 3’te başlıyor. O zamana kadar serinlemek icin plastik poşette buzlu kola içiyoruz çünkü plastik poşette kola içmek devrimci bir eylemdir!
Protestonun içeriğine dair daha geniş bilgiyi bir sonraki yazıda, Başkan Daniel Ortega’yı anlatırken yazacağım.
Evrensel'i Takip Et