2 Ekim 2016 07:04

Deniz Faruk ZEREN

“Toplumlar Tarihi”nden konuşuyoruz. Elbette ilkin Zubritski Mitropolski Kerov’un ve sonrasında İlgin ve Segal’in tedrisatından geçenler hatırlayacaktır, “Bir insanı sevmekle başladı” her şey, o sevgi uğruna havsalamızın alamayacağı kadar uzun bir zaman diliminde bir ağaç parçasını bildiğimiz anlamda bir “sopa” araç olarak kullanmayı akıl etti. Sonra işte hep bu sevgiden o ilk aracı diğerini yok etmek için nasıl daha etkili kullanabileceğini buldu geliştirdi. Atom bombasına kadar hep bu sevgi ile çalıştı insan.
Ya da şöyle başlamalı söze; eğri çamların arasından kıvrılan dar patikanın ortasına büyükçe bir taş getirip bıraktı. Etrafına bakındı. Çamların kokusunu aldı. Taşın üzerine oturdu geçmişini, geleceğini düşünmeye koyuldu ki birden ağaçkakanın ağacı kakmasının çıkardığı sesle irkildi, düşünmeyi bıraktı, taşı bıraktı, yürüdü gitti.
Bütün o toplumlar tarihinden anladığım, aldığım en güzel ders budur. Dil yaratmak. Yeni bir dil yaratmak. Her iktisadi, beşeri hamlenin bir dili var. Kölecilik döneminin Ezop dili. Feodal dönemin meşhur sözele vurmuş, şarkıya düşmüş taşlama dili. Kapitalist dönemin sanatla büyümeye çalışan daha çok görsele dayalı şaşalı dili. İçlerinden en çok sevdiğim Ezop dilidir. Vaktiyle “Arkadaşın dili Ezop dilidir, bundan kurtulması gerek” gibi bir eleştirinin yapıldığına tanık olduğumdan uzun zaman boyunca kendisini kurtulmak gereken bir bela olarak gördüm. Sonradan sonraya kölelerin, Ezop dilini aslında ağır baskı koşullarında hem iletişim hem de bir çeşit eleştiri dili olarak geliştirdiğini fark ettim. Tabii ağır baskı kölelik koşullarında. Bu günümüz için geçerli değil elbette. Nihayet iletişim çağındayız. Tv kanalları, gazeteler, dergiler, her dilden, anlayıştan basın yayın yapılabiliyor. Dahası da var elbette. Topraklarımızda edebiyat bahar şıvgınları gibi topraktan, kentlerin kuytularından fışkırıp gürbüzleşiyor, her gün her an. Yazarlarımız, edebiyatçılarımız yaratıcılığın çıldırtıcı etkisi ile dolup taşıyorlar, dilediklerince yazıp çiziyor, üretiyor, paylaşıyorlar.  Ezop dili ile konuşmanın ne gereği var?
Sonuç itibariyle ancak kölelikten ısrarla kurtulamadığımızdan günümüze uyarlanmış acil bir Ezop dili geliştirmeye ihtiyaç var. Ne farkımız var? Asgari ücret diyeni tatile gönderin. Yeni bir dile ihtiyacımız var. Yeni masallara. Yeni bir dille anlatılan masallara. Büyük masalcı Ezop’un kölelere umut, kölelere, direnç, kölelere birbirinin ahvalinden haber veren, ileten diline ihtiyacımız var. İçimizdeki kirpileri konuşturalım. Zehirli dikenleri de olsun gerekse köle tüccarlarına karşı. Gerekse okları Eros’un oklarına dönüşsün. Ama konuşturalım.  Kertenkeleleri de, güvercinleri de konuşturalım. Hatta yazılmamış, söylenmemiş imgeleri de konuşturalım. Delinmiş pabuçları da, ölünmüş yarınları da, bölünmüş uykuları da konuşturalım. Konuşmanın bir yolunu, birkaç yolunu, birkaç milyon yolunu bulalım, bulamayanlara da ulaştıralım. 
Yoksa sessizlik, dilsizlik bütün arenalarda kana, yokluğa, yoksulluğa, yalnızlığa boğulmamıza sebebiyet verecek. Verir. Sessizlik bu mükemmel masal çağını kaçırmamıza sebep olacak. Sebep olanın gözü çıkmadan evvel hele bir “mübalağa cenk” olunmadan evvel, konuşmasını, yeni sesler çıkarmasını öğrenelim. Kölelerin saçları arasındaki biti, pireyi konuşturarak dil oluşturan masalcı Ezop’un çağdaşları için bütün olanaklar var. Mademki gerçeğin birçok yönü var o vakit onu göstermenin de, söylemenin de, iletmenin de, öğretmenin de birçok yolu vardır. Olmalıdır.  Olsun. Ol. Araçları da tabii ki. O zaman köleler konuşsun.

Evrensel'i Takip Et