Değinmeler
Adnan Özyalçıner: Tam bir sonsuzluk duygusu içinde düşünmeden, duymadan, konuşmadan eriyip gidecekti. Olmadı.

Adnan ÖZYALÇINER
NE BİLİYORUZ, NE BİLMİYORUZ?
-Ne biliyorsun?
- Hiç bir şey!
- Ne bilmiyorsun?
- Her şey!
DÖNÜŞME
Bahçenin gölge veren güzelim ağaçlarını, çitleri saran etli yapraklı canım yeşilliklerini kesip biçtiler. Keleş bir toprak parçası kaldı orta yerde. Tam göbeğe plastikten yuvarlak bir bidon gömdüler. İçini suyla doldurdular. Havuz görünümü vermesi için çevresine birkaç parça çiçekli bitkilerden diktiler. Kentsel dönüşüme uyarlanmış gibisinden. Artık ne gölge, ne esinti, ne bir şey. Gündüz güneşin, geceleri ayın şavkı vuruyor. Hepsi bu. Gökyüzü yerine suyun aynasında izliyoruz güneşi, bulutları, ayı. Resimleriyle avunuyoruz yani. Zaten her şey resimden ibaret değil mi şimdi!
BULANIK HAVA
Beton su gibi akıyor. Alt Yapı, Üst Yapı, Düz Yapı, Kat Yapı, Bir Yapı, İki Yapı, On Yapı derken ne ağaç, ne yeşillik, ne açık alan bıraktılar. Betona kesti topraklar. Gökyüzü de payını aldı. Çimento, kum, kireç, çakıl, kimi midye kabaklarının karışımı beton, dev mikserlerin ağzından döne döne fışkırtıldığından gökyüzüne ulaşan bilmem kaçıncı kattan sonra bulutları da katılaştırdı. İstedikleri gibi akmıyorlar artık. Oldukları yerde asılı kaldılar. Güneşle ay maskelendi. Hava hep bulanık şimdi.
AĞIRLIK
Atık karton parçaları, plastik öteberilerle kimi madensel hurdaların tıka basa doldurduğu koskoca hararını çekçekiyle yokuş yukarı çıkarıyordu. Güç bela. Soluksuz kalarak. Her gün, her gün. Ne ağır hararı çekişi, ne soluksuz kalışı bitiyordu. Koca bir kümbeti andıran hararını bir gün, yokuşun üstünde yayılan masmavi gökyüzüne çekerek içindekileri bulutlara yükleyip hafifleyeceği güne kadar.
KAN HER YERDE
Her günün, her gecenin, her saatin, her dakikanın kana bulanmasından/bulandırılmasından gökyüzünü seyre dalarak avunmayı denemek istedi. Tam bir sonsuzluk duygusu içinde düşünmeden, duymadan, konuşmadan eriyip gidecekti. Olmadı. Gökyüzü de kanayarak kızıllaşıyordu gün batımlarıyla gün doğumlarında. Kan her yerde kendini gösteriyordu.
GÖÇ
Kan akıyor çöl boyunca. Kızgın kumlardan daha sıcak, daha kaynar. O saat karlı ülkenin karları kızıla kesip eriyor akan kanın sıcağından. Gözyaşı olup akıyor bir boşluğa, bir boşunalığa.
IŞIKSIZ
Tek başına tuttukları zindan karanlığından alıp alabildiğine aydınlık, güneşli, gölgesiz bir yolun ortasında bıraktılar. Dört bir yanından göz alabildiğine uzayıp giden bir bozkırın ortasındaki boş bir yola. Keskin ışığın yansıdığı asfaltın göz alıcılığında ufku seçilmeyen, ne başı, ne sonu olan kör bir yolda kör bıraktılar. Yıllardır yaşattıkları kör karanlığı gözlerinde hapsederek. Işıkta ışıksızlığın acısıyla. Tek başına.
KİMLİKLER
Arama noktasında arabalar arka arkaya sıralı duruyordu. Orta yerde megafonla dolaşan bir asker belirdi. Yavaştan gittikçe yükselen bir sesle:
- Kimlikler, kimlikler, kimlikler... diye haykırmaya başladı. Bir süre sonra kimlikler sözcüğü, hızla yinelendiğinden, askerin ağzından çılgınca:
- Kemikler, kemikler, kemikler... diyen sayıklamalara dönüştü. Çevrelerini saran namluların tam ortasında.
Evrensel'i Takip Et