4 Şubat 2017 23:41

Nuray SANCAR

Birkaç gün önce, Holocaust Kurbanlarını Anma Günü'nde Trump’ın verdiği mesaj dünya Yahudi cemaatlerinde tepkiye yol açtı. Trump önceki başkanlardan farklı olarak, Hitler’in toplama kamplarında öldürülen milyonlarca Yahudi’nin adını anmamış, genel bir “masum kurbanlar” ifadesi içinde Yahudileri katledilenlerin arasında eritivermişti. 2000 yılında yazdığı “Holocaust’un inkarı” adını verdiği kitaptan sonra İngiltere’de hakkında açılan davada mahkum edilen David Irving’den bu yana Holocaust inkarcılığına karşı tetikte olan İsrail’in, adı geçen diaspora cemaatlerinin ve de demokrat kamuoyunun dikkatinden Trump’ın mesajı kaçmadı. Dolayısıyla bir dizi tepki ortaya çıktı. Ahmedinejat’ın da bir zamanlar İsrail’le diplomatik ilişkilerinin düzeyini Yahudilerin yarasını kanatabilecek bir seviyeye düşürerek Holocaust’u inkar ettiği hatırlanırsa, pek de uzak bir tarihte gerçekleşmediği halde Yahudi katliamı gibi elim bir gerçeğin siyaseten çarpıtılabildiği, yok sayılabildiği bir “görecelik” ikliminin doğuda ve batıda giderek yerleştiği söylenebilir.

“Çifte doğruculuk” feodalizmden kapitalizme geçerken yeni bir dünyanın emarelerinin göründüğü ama bu yeni dünyayı kuracak olan sınıfın henüz eski sistemin normlarını değiştirebilecek kadar güçlü olmadığı zamanların bilgi kuramıydı. Hem Tanrının bahşettiği hem de insanın yarattığı dünyanın birlikte yaşamaya veya birbirini açıklamaya çalıştığı koşullara benzer bir süreç 2000’li yılların başından beri yeniden yaşanıyor. Ancak “Tanrının hakkı tanrıya Sezar’ın hakkı Sezar’a” diye başlayan kapitalizm, Trumpgillerin kendi siyaseten doğruları uğruna, tarihin ve gerçekliğin hilafına bir fil hoyratlığıyla zücaciye dükkanını cam kırıklarıyla doldurmaya başladığı bir noktaya geldi. Kırılmayan camlar kalıyorsa arkasında hâlâ sağlam bir halk birikimi olduğundandır. 

Trump’ın seleflerinden George W. Bush ve ekibi Irak’ta kimyasal silahlar üretiliyor iddiasına hiçbir kanıt gösteremeden, bir spekülasyonun diğerini doğruladığını varsayarak işgal ettiği zaman, bu çözülme başlamıştı. ABD’nin dış ve iç politikasına getirilen yeni nizama, gelmiş geçmiş en “kullanışlı aptal” başkanın adıyla doktrin sözcüğünü birlikte kullanarak isim takan ve bir oksimoron yaratan Bush ekibiin ilk adımları, Trump’ın, şimdi rahatlıkla hareket edebileceği kadar diplomasinin iplerini de gevşetti. Hitler nasıl Bismarck’ın başlattığı ama 1918 kalkışmasıyla hüsrana uğrayan büyük Almanya düşünü onun kaldığı yerden devam ettirmeye yeltendiyse Trump da aynısını yapıyor. Eski nizamın yerine yenisinin henüz kurulamadığı dünyaya, giderek hatları belirginleşen bir Trump doğrusu armağan ederken, eşeledikçe kıymetler bulduğu Bush’un enkazına borcunu ödüyor.

Irak-Afganistan işgali sırasında Guantanamo Hapishanesinde, kuşkulu bulunan Ortadoğulular sorgusuz sualsiz; mahkemesiz, avukatsız, temyizsiz bir tecrite maruz kalmıştı. Trump ise 7 Ortadoğu ülkesinden ABD’ye gitmek isteyen insanları havaalanlarında mahsur bıraktı ya da geri göndererek bu Guantanamo ruhundan sınır kapılarında bir duvar örme cüretini gösterdi. Bu cüreti gösterebilmesinin nedeni, dünyayı yöneten sınıfın siyasetçilerinin, önceki tekil ve yalıtılmış örneklerin bir kural olarak yerleşebileceği bir düzeni inşa edebilecekleri eşiğe gelmiş olmasıdır.

TRUMP BİR KİŞİSEL SAPMA, BİR DELİ DEĞİL

Trump’ın gelir gelmez yasa-kural tanımadan aldığı kararlar, ABD yönetim sistemini kaosa sürükleyen yetki bypass’ları, yargıdan ve bürokrasiden buna gelen itirazları görevden almalarla ödüllendirmesinin filan bize pek tanıdık gelmesi bir tesadüf değil. The Guardian’da çıkan, “ABD’nin geleceğini merak edenler Türkiye’ye baksın” başlıklı makale de buna işaret ediyor zaten. Trump bir kişisel sapma, bir deli değil. Tam da dünyanın, artık önünde ayak bağı olduğu tespit edilen hukukun, diplomasinin, genel geçer değerlerin Bush zamanında itibarsızlaştırılarak şimdi ise fiilen çiğnenerek yıkılabildiği bir yeni nizam ihtiyacının bulup çıkardığı bir figür. Böyle durumlarda ilk patlayan mısırlar beklenmedik yerden çıkar ve benzerleri giderek çoğalır. 

Mülteciler sorunu hakkında konuşurken Avusturya Başbakanının yüzüne telefon kapatan, BM organizasyonunu köhne ilan eden, Meksika göçmenlerine karşı öreceğim dediği duvarın parasını Meksika Hükümetinden tahsil etmeye kalkan Trump’ın yapıp ettikleri uluslararası ilişkilerin bildik gidişatını kaba bir biçimde değiştirmekten ibaret değil. Geçtiğimiz günlerde Avrupa ve ABD’nin birçok kentinde sokağa çıkan milyonlarca insan kendi gündelik hayatlarını etkileyen Trump kararlarını protesto ederek bunu gösterdiler zaten. Her keskin tarihsel dönemeçte en çok eza gören göçmenler, kadınlar, gelecek için biçilen vizyona itiraz edenler Trump rejimini protesto ettiler. Bunlar her zaman sermaye birikim stratejisinde değişiklikler yaşanırken yıkıntıların altında en çok kalacak olan kesimlerdir.   

Ne var kiİ Trump’ın zararı, sarsıntının en çok kendilerini etkileyeceğini düşünen ve buna karşı çıkan kesime değil, onun nobranlığında, yel değirmenlerine karşı açtığı savaşta kendi karşılanmamış arzularının mümkün tatminini gören yoksul emekçilere verecek. ABD ekonomisi, ucuz emek cennetlerinden geri çağırdığı tekellerin zararını tazmin edemeyecek kadar bariz bir gerileyiş içinde. ABD emekçilerinin huzursuzluğu da bardağı taşıracak kertede. Trump’ın efelenmelerinin, söylemdeki içe kapanmanın, Yeniden Büyük Amerika vaatlerinin trankilizan etkisi elbette bir yere kadar. ABD hem yeni sınıf mücadelelerinin hem de ülkeyi bir şirket gibi yönetmeye çalıştıkça şirketler arasında dalaşmalara vesile olacak kaosun da zilini çalıyor. Üç büyük; Çin Rusya ve bizzat ABD şimdiden büyük bir savaşı muştuladılar bile.

Demokratik kurumların adım adım gelişen dejenerasyonunun, emek mücadelesindeki gerileyişin yol açtığı tahribat dünyanın başına Trump gibi bir bela çıkardı. Asıl önemli olan da Trump zihniyetinin akımlaşmasının giderek büyüyen bir tehlike haline gelmesi. Trumpizm küresel köyün bir yerinde izole kalamayacak kadar belirleyici bir etken. O yüzden biz kendi hikayemizi yazarken, dünya hop oturup kalkarken, iri gövdesiyle kendine yer açan bir heyülaya yükselen her hayır sesi… Holocaust hakkındaki gerçeği, kendi doğrusunu dayatarak kendince revize edenlerden dünyanın kurtuluş savaşıdır bir bakıma.

Evrensel'i Takip Et