2017 TİS’lerine hazırlanırken
2017 yılına, emek mücadelesi açısından bakıldığında, çok önemli bir 'toplusözleşme yılı' olmaya aday görünüyor

İhsan ÇARALAN
2017 yılı, siyasal gündemleriyle, belki pek çok başka özellikleriyle de Türkiye’nin yakın tarihi açısında unutulmayacak, dönüp dönüp atıflar yapılacak bir yıl olacak. Daha yılın ilk iki ayı bile bunun işaretlerini veriyor. Ama 2017 yılına, emek mücadelesi açısından bakıldığında, çok önemli bir “toplusözleşme yılı” olmaya aday görünüyor.
Çünkü;
- 150 bin dolayında işçiyi kapsayan, içinde en önemli otomotiv fabrikalarının da olduğu metal iş kolunda, Türk Metal, Birleşik Metal-İş ve Çeliş-İş sendikalarıyla MESS arasında yapılacak sözleşme,
- Lastik-İş Sendikası ile lastik fabrikalarının patronları arasındaki sözleşme,
- Cam sektöründe Kristal-İş Sendikası ile Şişecam işvereni arasındaki sözleşme,
- Petkim’de, Petrol-İş Sendikasının yürüteceği sözleşme,
- 320 bin dolayındaki kamu işçisiyle kamu işverenleri arasındaki sözleşme,
- 3 milyon kamu emekçisini temsilen Memur Sen, Kamu Sen ve KESK’le Hükümet arasındaki sözleşme 2017 yılı içinde yapılacak.
BASKI ALTINDA BİR SÖZLEŞME DÖNEMİ
Toplu iş sözleşmelerinde işçiler (elbette kamu emekçileri de), yaşama ve çalışma koşullarını iyileştirmeyi amaçlayan talepler öne sürer ve isteklerinin mümkün olduğu kadar fazlasını elde etmek için mücadele eder. Patronlar ise bu süreci mümkün olduğu kadar ucuza kapatmak ister. Dolayısıyla da ister istemez ekonominin durumu, işletmelerin işçilerin isteklerini karşılayıp karşılayamaması TİS dönemlerinin başlıca tartışması olur.
Özellikle kriz belirtilerinin ya da bir kriz beklentisinin olduğu koşullarda patronlar, “en kötüsü”nün olacağını var sayarak, olası krizin yıkıcı etkilerini abartarak işçilerin taleplerini baskı altına almak ister.
Nitekim, 2016’ın başlarından beri patronlar bir kriz ihtimalinden, hatta krizin yaşandığından söz etmektedirler. Bu bahaneyi patronlar, TİS görüşmeleri başladığında daha da yüksek sesle dillendirip, işçi isteklerini baskılamak isteyeceklerdir. Bunun belirtileri şimdiden vardır.
Öte yandan 2017 TİS’lerinin OHAL koşullarda geçmesi ihtimali de güç görünmektedir ve patronlar OHAL’i hem ülke sathında emek mücadelesini sindirmek hem de TİS yapılacak iş kolları ve işletmelerdeki işçi eylemlerine karşı bir tehdit olarak kullanacaklardır.
KRİZ BAHANE KAZANÇLAR ŞAHANE!
Evet, tekstil başta olmak üzere bazı iş kollarında ihracattaki daralmanın etkileri görülmektedir ve bir çok işletmede işten çıkarmalar yaşanmaktadır. Dahası bazı küçük işyerlerinin kapatıldığı da bir gerçektir.
Ama bu yıl sözleşme yapılacak işyerleri hem Türkiye’de sanayiinin en önemli işletmeleri, hem de üretimi sürekli artan daha da önemlisi kârları sürekli büyüyen işletmelerdir. “Bütün dünyada ekonomik faaliyet daralıyor”, “Türkiye ekonomisi bundan etkilenerek küçülüyor”... denirken; cam, petrokimya, lastik, otomotiv sanayi son yıllarda kârlılığı giderek artan, kriz baskısı altında kıvranmayan iş-yerleri ve iş kollarıdır.
Mart ayı başında, bu yılın en önemli sözleşme görüşmelerinin yapılacağı metal iş kolunda MESS’e bağlı otomotiv fabrikaları ve yan sanayisinin, kârlılık ve üretimde son on yılın zirvesinde olduğu açıklandı. Dolayısıyla patronların sözleşmelerin ucunu “kriz tehdidine” bağlama demagojisine işçilerin ve sendikaların itibar etmemesi gerekir.
KRİTİK KOŞUL; SÖZLEŞMELERİN İŞÇİLER TARAFINDAN HAZIRLANMASI
Sözleşmelerde elbette patronların kara propaganda yapması, sermaye basını ve hükümetinin de patronların arkasında yer alması doğaldır. Ama, işçilerin bir de işçi temsilcisi olarak masaya oturacak olan sendikal bürokrasi sorunu vardır. Ve bu sorun başarılı bir toplu sözleşme için aşılması gereken en önemli sorundur. Dolayısıyla işçiler, sadece sermayenin barikatlarını değil, sendikal bürokrasiyi de alt etmek, onun manevralarını boşa çıkarmak zorundadır.
Bunun için gereken koşullar ise;
- Sözleşme taslaklarının işçiler tarafından en geniş işçi kesimleriyle tartışılarak hazırlanması,
- Görüşmelerin her aşamasında temsilciler tarafından işçilerin bilgilendirilmesi ve gerekirse sürece etki edecek tepkilerin örgütlenmesi,
- İşçilerin onayı alınmadan sözleşmelerin imzalanmamasıdır.
Bunlar, gerek kamu emekçileri gerek kamu işçileri, gerekse özel sektörde irili ufaklı tüm işletmeler için üstünden atlanmaması gereken koşullardır.
FİİLİ-MEŞRU MÜCADELE ÇİZGİSİ VE İŞÇİ İNİSİYATİFİ
Sendikal bürokrasinin rolü dikkate alındığında, işçilerin daha toplusözleşme taslağının hazırlaması aşamasından başlayarak, “TİS Komiteleri” kurup inisiyatif almaları, fiili-meşru bir mücadele hattında birleşmeleri belirleyici bir önem kazanacaktır. Çünkü işçilerin sözleşme taslağı hazırlandıktan sonra sadece sonucu bekleyen bir çizgide durmaları, eninde sonunda sendikal bürokrasi ve patronların, işçileri kendi dayatmalarına razı etmeleri sonucuna yol açmaktadır.
2015 yılında metal işçilerinin büyük mücadelesi, işçilerin inisiyatif alıp başlıca talepleri etrafında birleşmesiyle çok önemli bir mücadeleye dönüşmüştür. Yine bu yılın başında Birleşik Metal-İş üyelerinin, yasaklanmasına karşın “greve devam” kararlılığı göstermesi, TİS’in kazanımla sonuçlanmasını sağlamıştır.
Bu yüzden de 2017’de sözleşmelerde son sözü söyleyecek olan, işçilerin ve kamu emekçilerinin inisiyatif alması, filli-meşru mücadele çizgisinde hareket etmeyi başarıp başaramaması olacaktır.
EN ÖNE ÇIKACAK TALEP: ÜCRET ARTIŞI
Enflasyonun yılın ilk iki ayında beklenen enflasyonun yarısını bulmuş olması, geçmiş TİS’lerdeki kayıplarla bir arada düşünüldüğünde, 2017 sözleşmelerinde yapılacak ücret zamları, işçiler ve kamu emekçileri için çok daha önemli hale gelmiştir.
Özellikle metal işçileri, Türk Metal’in 2014 yılında imza attığı düşük zammı 2017’de telafi edeceği iddiasını unutmadılar, unutmamalılar da...
Cam ve petrokimya iş kollarında da ücretler yakıcı bir sorundur. Bu yüzden de ücretlerin başlıca çatışma konusu olacağı ortadadır.
Kamu emekçilerinin ve kamu işçilerinin de ücret ve maaşlarındaki artış bakımından ciddi bir dirençle karşılaşacağını söylemek yanlış olmayacaktır.
DİĞER TALEPLER DE ÇOK ÖNEMLİ
Gerçek ücretlerin hızla düşmesi ve ortalama ücretin asgari ücrete doğru yaklaşması, TİS görüşmelerinde ücretlerin artırılması talebini elbette çok önemli kılmaktadır. Ama iş güvencesi, işçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin talepler, taşeronun yasaklanması ve esnek çalışmanın TİS’lerle meşrulaştırılmasına ‘hayır’ denmesi en az o kadar önemlidir. Hatta bu haklar, uzun vadede daha da önemlidir.
- İş cinayetlerinin katliama dönüşmesine (Her gün 4-5 işçi iş cinayetine kurban gidiyor) karşın, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin ve yaptırım içeren hükümlerin uygulama tarihinin sürekli ertelenmesi,
- Taşerona kadro verileceğine dair seçim vaatlerinin unutturulmak istenmesi,
- Esnek çalışma uygulamalarının her gün daha da yaygınlaştırılması ve çeşitlendirilmesi karşısında bu ta-leplerin geçmiş yıllara göre daha kararlılıkla savunulması ve işçiler arasında tartışmalar yürütülmesi sınıf hakları bakımından son derece önemlidir.
***
2017 yılı sözleşmelerinin ülkenin OHAL kanunlarıyla yönetildiği koşullarda yürütüleceği görünmektedir. Dahası, 16 Nisan’da son derece önemli bir referandum yapılacaktır.
Eğer, referandumdan “hayır” çıkarsa sadece ülkenin “tek adam rejimi”ne sürüklenmesi önlenmiş olmayacak. Aynı zamanda grevleri yasaklamayı adet haline getirenler, TİS’lere patronlar lehine müdahale etmekte, OHAL’i ya da hükümetin yetkisini grevlerin yasaklanmasının dayanağı yapmakta cesaretli davranamayacaktır. TİS’lerin işçilerin lehine yapılması için işçiler ve sendikaların bu koşulları bilerek davranması gereklidir.
KAMU EMEKÇİLERİNİN SAVUNMA HATTI: İŞ GÜVENCESİ
2017 kamu emekçileri için de toplusözleşme yılı. Ve elbette kamu emekçileri için de maaşlarının ne kadar artırılacağı çok önemli bir sorun. Ama iş güvencesi(*) sorunu bütün diğer talepleri de baskılayacak kadar öne çıkmış bulunmaktadır. Çünkü referandumdan “evet” çıkarsa, AKP Hükümetinin ele alacağı ilk karşı reform, “Kamuda iş güvencesinin kaldırılması” olacak.
Kamu emekçilerinin neredeyse cumhuriyetle yaşıt iş güvenceleri, şimdi Hükümet tarafından tümden ortadan kaldırılmak istenmektedir. Üstelik kamu emekçilerinin iş güvencesi;
- OHAL’den yararlanılarak binlerce kamu emekçisinin ihraç edilmesi,
- Yeni kadrolu personel alınmasının durdurulması,
- Mülakatla memur alımı yoluyla devlet örgütünün partizanlaştırılması gibi uygulamalarla “tek parti tek adam rejimi”ne giden yolun fiilen açıldığı koşullarda kaldırılmak istenmektedir. Bu yüzden de kamu emekçileri açısından iş güvencesi, Ağustos ayında yapılacak TİS’in “olmazsa olmaz” maddesi olmaya adaydır.
Özellikle KESK’in tüm kamu emekçilerini üyesi gibi görmesi ve böyle bir perspektiften seslenmesi, iş güvencesini (elbette öteki talepleri de) yüksek sesle savunması bu dönemde belirleyici olacaktır.
(*) İşçiler için iş güvencesiyle bağlantılı hak ise kıdem tazminatıdır. Kıdem tazminatı da referandumdan sonra, kamu emekçilerinin iş güvencesi gibi topun ağzında. Bu yüzden TİS’lerdeki sıcak talepler kıdem tazminatı üstündeki duyarlılığı zayıflatmamalı.
Evrensel'i Takip Et