17 Mart 2017 23:02

Ümit YILMAZ

150 bin işçiyi kapsayan MESS Grup Toplu İş Sözleşmesi öncesi yetkili sendikanın belirlenmesi aşamasına gelindiği bugünlerde yaşananlar, metal işçilerini kritik kararlar almanın eşiğine getirmiş bulunuyor. İşçi sınıfı hareketi tarihinde dönemeç noktalarından birini oluşturan 2015 mayısında patlak veren “Metal Fırtına”nın ardından; bilindiği üzere başta metal işçileri olmak üzere tüm işçi ve emekçilerin gözü bu yılın eylül ayında gerçekleşecek MESS Grup Toplu İş Sözleşmesine çevrilmişti. 

Vurgulamak gerekir ki 2017 eylülüne göz diken yalnızca işçi ve emekçiler değildi. En başta MESS’te örgütlü olanlar olmak üzere büyük patronlar, Hükümet ve sendika bürokrasisi de 2017 eylülünü bekliyordu. Çünkü onlar açısından da ortada 2015 mayısından yarım kalmış, işçilerle görülmesi gereken bir hesap duruyordu.

2017’YE NASIL GELİNDİ?

Kısaca hatırlamak gerekirse Metal Fırtına karşısında direnişi en az zararla atlatmak için MESS ve Hükümet, “sorunu” zamana yayarak çözmeye yönelik bir çizgi izledi. İşçilerin bilinç ve örgütlenme noktasındaki zaaflarından yararlanarak, taleplerin bir bölümünü taviz verip karşılarken, önemli ve can alıcı noktalar içeren taleplerin karşılanmasını 2017 yılına “erteleyerek” direnişin üstesinden gelebildiler. İşçiler ise verili koşullarda verebilecekleri mücadeleyi vererek, kazandıkları ellerinde, karşılanmayı bekleyen talepleri ise ceplerinde 2017 yılına yürüdüler. 

Düğümün 2017 yılında “çözüleceğini” her iki tarafın da çok iyi bildiği böyle bir ortamda, işçiler ne yazık ki hesap gününe MESS, Hükümet ve sendika bürokrasisi kadar hazırlık yapabilmiş değil. MESS patronları hükümet ve T. metal ve Çelik-İş bürokrasisinin de desteğini arkasına alarak türlü manevralar çevirirken, bilinç eksikliğinin koşullanmışlığı altında metal işçileri ileriye dönük attıkları her adımda karşılarında sermaye, hükümet ve sendika bürokrasisinden oluşan “şeytan üçgeni”ni buldular. Direnişin ardından “Amiral Gemisi” Renault başta olmak üzere fabrikalarda direnişe öncülük eden işçiler işten atılırken yalnızca Türk Metal Sendikası değil (Ki bu onların fıtratında var), işçilerin Türk Metal’den istifa ederek yöneldikleri Çelik-İş ve Birleşik Metal-İş sendikalarının yönetimleri de bu kıyım karşısında almaları gereken tutumu almadı. 

Özellikle Renault işçilerinin işçi kıyımına ve fabrikada yaşanan gelişmelere müdahale edecek tarzda fiili sendikacılık yapılması talebi Birleşik Metal-İş merkezi tarafından kabul görmedi. İşten atılmaları engellemek için direnişe geçtiğinde Renault işçilerinin yanında Birleşik Metal merkez yönetiminden kimse yoktu. BMİS yönetimi sürekli olarak yasal sınırları hatırlatarak yetkili sendikanın belli olacağı 2017 mayısına kadar beklenmesini vazetti. 

Çelik-İş yönetimi ise  işçi kıyımına karşı direnişe geçmek isteyen TOFAŞ işçilerini bizzat işten atılan temsilciler aracılığıyla ikna ederek direnişi engelledi. Her anın son derece önem taşıdığı bu süreçte Birleşik Metal yönetiminin bu edilgen ikircikli tutumu MESS patronları ve Türk Metal bürokrasisine manevra yapma zamanı ve imkanı tanıdı. Hükümet ve MESS patronları açısından Çelik-İş Sendikasından endişe edilecek bir durum zaten yoktu, nihayetinde bugün bir kere daha görüldüğü gibi Çelik-İş de tıpkı Türk Metal gibi işçilerin çıkarlarına karşı, ihtiyaç duyduklarında kullanabilecekleri bir aparattan ibaretti.

YETKİLİ SENDİKA BELİRLENİRKEN...

Yetkili sendikanın belirlenmesi (mayıs ayının ilk haftası) arifesinde peş, peşe yaşanan gelişmeler MESS, Hükümet ve sendika bürokrasisinin (Şeytan Üçgeni) manevralarını gizlenemez şekilde ortaya koyarken metal işçilerini bekleyen tehlikeleri de gözler önüne serdi. Bunların kısaca ne olduğuna bakalım. 

Olgu 1: Geçtiğimiz hafta Metal Fırtına sırasında Türk Metal’den istifa ederek Çelik-İş’te örgütlenen Kocaeli’de kurulu 600 işçinin çalıştığı Dytech fabrikasında TİS görüşmeleri sürerken, Çelik-İş Sendikası beklenmedik şekilde resmi internet sitesinden Dytech’ten çekildiğini açıklayarak, işçilere Türk Metal’de örgütlenmelerini önerdi. 

Olgu 2: İşe bakın ki, aynı anda Türk Metal de Çelik-İş’in tek bir üyesinin dahi bulunmadığı Mayasan’dan Çelik-İş lehine çekildi. 

Olgu 3: Metal Fırtına’nın en önemli dayanaklarından TOFAŞ’ta Çelik-İş işçilere haber vermeden pılı pırtısını toplayarak (TOFAŞ Şube binasının içini boşaltıp, kapı kilidini değiştirerek) adeta sırra kadem bastı. 

Olgu 4: Uzun süredir İSDEMİR’de Türk Metal ile Çelik-İş Sendikası arasında devam eden yetki sorununda İskenderun Yerel İş Mahkemesi Çelik-İş’i yetkili kıldı. 

Ve tüm bu olanları açıklayacak biçimde; 

Olgu 5: Bütün bu adımların Türk Metal ve Çelik-İş sendikalarının yönetimleriyle Hükümet ve MESS temsilcilerinin Ankara’da yaptığı toplantı sonrası atıldığı ortaya çıktı.

KARARI METAL İŞÇİLERİ VERECEK

MESS ve Hükümetin 150 bin işçiyi kapsayan toplusözleşmeyi Türk Metal Sendikası ile “al gülüm, ver gülüm” temelinde bağıtlamak istediği, bu olgularla ayan beyan ortadadır. Bu aşamada operasyonun Renault üzerinde yoğunlaşacağını görmek için kahin olmak gerekmiyor. Kendisini yeniden Metal Fırtına öncesinde olduğu gibi cendereye almayı hedefleyen bu operasyonu boşa ı çıkartmak metal işçisinin ellerindedir. MESS patronları ve Türk Metal ağalarından 2017 yılı TİS’ine dair verdikleri sözü tutacaklarını beklemenin “ölü gözünden yaş beklemek”ten bir farkı olmadığı gibi, yalnızca öfkeyle varılabilecek bir nokta da yoktur. Tüm olumsuzluklara ve gecikmişliklere rağmen Metal Fırtınayla girilen yolda ilerlemek için zaman tümüyle geçmiş, her şey bitmiş değildir. Yalnızca Renault değil, grup sözleşmesi kapsamındaki tüm fabrikalardaki metal işçisi açısından, tıpkı direniş günlerinde olduğu gibi ünite ünite örgütlenerek inisiyatif almak, TİS sürecinde karar ve son sözü söyleme hakkını elinde tuttuğu bir mevzide durarak sendikal tercihte bulunmak için hâlâ vakit vardır. Direnişe öncülük eden işçilerin tasfiye edildiği, direnişte ortaya çıkan tüm işçi örgütlenmelerinin dağıtıldığı verili koşullarda başkaca bir çıkar yol da gözükmemektedir. 

EMİS ile yapılan grup toplu iş sözleşmesinde Birleşik Metal-İş’te örgütlü metal işçileri hükümet tarafından yasaklanan grevi fiili greve dönüştürerek (kararını alarak) bunu başarmıştır. MESS Grup Toplu İş Sözleşmesi kapsamında olan fabrikalardaki metal işçileri de aynısını pekala yapabilir. BMİS yönetiminin örgütlenmek isteyen Dytech işçilerine tam da böyle bir anda “Mayısı bekleyelim” demesi olan bitenden  yeterince sonuç çıkaramadığını daha da önemlisi işçilerin taleplerine yanıt verebilecek bir sendikal kalibreye sahip olmadığını göstermekle birlikte; “Sezar’ın hakkı Sezar’a”, BMİS ne kendisinde örgütlenen Renault işçisini Çelik-İş’in TOFAŞ işçisini bıraktığı gibi ortada bırakıp gitmiştir ne de EMİS grevini fiilen sürdürmek isteyen üyelerinin taleplerini geri çevirmiştir. Üyeleri ve üye olmak isteyen işçiler üzerinde işten atma, bölüm değiştirme gibi büyük baskılara rağmen Renault’da yetkiyi alabilmek için örgütlenme çalışmasını sürdürmektedir. 

Geleceğiyle ilgili karar almanın eşiğinde bulunan metal işçileri, Metal Fırtına günlerinin gösterdiği gibi “iş bilir sendikacı”lara değil, kendi öz gücüne ve örgütlülüğüne güvenerek hareket ettiği oranda geleceği kazanabilir. Metal işçileri Türk Metal’e mahkum olmadığını/olmayacağını bir kere daha dost düşman herkese gösterebilir/göstermelidir.

Söz ve karar metal işçilerinde…

Evrensel'i Takip Et