9 Nisan 2017 22:57

Bu topraklarda zulüm bitti bitti bitmedi

Serdal KESKİN
İstanbul

Türkiye edebiyatının önemli yazarlarından olan Vedat Türkali, yazdığı romanlarla adından oldukça söz ettirdi. “Bir Gün Tek Başına” adlı ilk romanıyla edebiyatımızda kendine yer açtı ve gittikçe de yerini sağlamlaştırdı. Son romanı “Bitti Bitti Bitmedi” de yine edebiyatımızda az rastlanır bir konuyu ele alıyor.

Yazar son romanını yazmadan önce birçok tarihsel verilerden yararlandığını ve kişilerin, olayların belgelere dayandığını yapılan röportajlarda dile getirmiş. Roman, tarihsel bilgilerden yararlanılarak ve gerçek karakterler aktarılarak oluşturulmuş. Vedat Türkali, belki de tarihsel tezini romanla anlatıyor. Roman bir bakıma resmi tarihin, bize öğretilen tarihin gizli yönlerini ele alıyor.

Roman, 1987’yi anlatıyor ve 90’lara kadar geliyor. 1980 darbesinde Diyarbakır Cezaevinde işkence gören Tarık’ın, çalıştığı yerdeki mimar, Ermeni kız Lüsi’yi sevmesi üzerinden ilerliyor. Romana Tarık’tan başlamak gerekirse; 80’de cezaevine düşmüş. Orada türlü işkenceler görmüş hatta ölmeyi bile istemiş. Hayatını düzene sokamamış ve yaşadığı travmalarla hayatını sürdüren, bunun için psikolojik tedavi alan, geceleri uykularında bunların etkisiyle kabuslar gören, sayıklayan işkence mağdurudur Tarık. Romanda Mamak ve Diyarbakır Cezaevlerinde yaşanan “insan dışkısı yedirme, mahrem bölgelerine cop sokma, veremli balgamları yemeklere katma” gibi insanlık dışı uygulamalar yer alıyor. Cinsel tacizler, gardiyanların tutumu Tarık’ın silemediği vak’alar. Hatta Ermeni bir gence “maşallah” yazılı sünnet takkesi giydirip sünnet etmeleri bile romanda yerini alıyor. Erdal Eren’in idamı, cezaevlerindeki tutumlar, işkenceler ve 1980 döneminin yaşantısı Tarık’ın kişiliğinde yer kaplıyor. Tarık’ı bu durumdan kurtaran Lüsi’ye duyduğu aşk... Bu aşk, adeta kötü yaşanmışlıklarının üstünü örtüyor.

Romanın diğer kahramanları ise mimar Lüsi ve dedesi. Ermeni olan Lüsi, Tarık’la aşk yaşar ve evlenirler. Dede, Lüsi ve Tarık’ı tarihsel bir yolculuğa çıkarır. Yazarlığa başlayan Tarık’a anlattıklarını yazmasını ister. Dedenin anlattıkları aslında romanın arka planında “soykırım” olduğu gösteriyor bize. Tarih boyunca, Osmanlı’dan beri Ermenilerin durumunu ve kıyımını anlatıyor. Bunlarla birlikte Kürtlerin, Alevilerin bu topraklardaki acı tarihini ve yaşantılarını da bir bir ele alıyor.

ANADOLU’NUN ACILI HALİNİ ANLATIYOR

Tarih boyunca köyleri, yapıtları, türküleri birbirine geçmiş, birbirinden etkilenmiş ve kültürlerinin harman olduğu farklı milletlerin yuvası olan Anadolu’nun acılı halini anlatıyor Bitti Bitti Bitmedi romanı. Devletin kanun adı altında bir halkı talan etmesini, yok etmesini ele alıyor. Bu toprakların, Ermenilerle, Kürtlerle ve Alevilerle boydan boya toplu bir mezara dönüş(türül)düğünü ince ince anlatıyor. İttihat-Terakkici Enver ve Talat Paşa’nın, Abdülhamid’in kıyımları, 1915 tehcirinde Der-Zor çöllerinde yaşanan Ermeni felaketi, talanları tarihsel verilerle romanda yerini alıyor. Bu çağın faillerini romanda Hamidiyeler, İttihat-Terakkiciler, diye işaret ediyor yazar. Romanda Sakallı Nurettin Paşa, Abdullah Alpdoğan, Esat Oktay Yıldıran ve Topal Osman Ağa halkın kıyımında başrol oynayan, elleri kanlı tetikçiler olarak romanda adı geçen tarihi kişilikler. Yazar anlatılan bir bölümde dedenin geriye dönük anıları ve anlattıkları ile Ermeni soykırım tezini dile getiriyor. Vedat Türkali bu bölümde Dede’nin ağzıyla tarihsel tespitini ortaya koyuyor.

Yazar romanda bu topraklardaki acılara göz atarken Alevileri de unutmuyor. Koçgiri ve Dersim 38’i anlatıyor. Devlet eliyle yapılan Dersim Harekatını ve yaşanan acıları romana sıkıştırıyor. Abdullah Paşa’nın Munzur Çayı kenarında halkı süngületip nehire attırması, kaçanları havadan bombalatması romanda ince ince işleniyor. Romandaki ironilerden biri de Abdullah Paşa’nın, Sakallı Nurettin Paşa’nın damadı olması. Yazar tarihin “cellatlarının ve tetikçilerinin” aynı soydan olduğunu da ortaya koyuyor.

Yazar romana “Bitti Bitti Bitmedi” adını vermesiyle bu topraklarda zulmün bitti denilse de devam ettiğini ve devam edeceğini anlatmak istiyor. Yazarın deyimiyle acılar, kıyımlar, talanlar ve katliamlar bu topraklarda, bu coğrafyada bitti bitti BİTMEDİ.

Romanı okuyup bitirince Murathan Mungan’ın şu cümleleri geldi aklıma: “İnsandan daha uzun yaşar kemikleri. Dillerini ne kadar toprağa gömerseniz gömün, kelimelerin kemiklerini örtecek toprak yoktur. Gün gelir, yazılır, söylenir” Türkali’nin romanı belki de toprak altındaki “kemiklerin kelimeleri”dir. Ne dersiniz?

EVRENSEL'İNMANŞETİ

Yağma iklimi

Yağma iklimi

Enerji şirketlerinin patronlarının bizzat yönetimine girdiği Saray iktidarı, “iklim değişikliğiyle mücadele” adı altında sermayeye yeni kaynak aktarma hazırlığında. İktidarın Meclise getirdiği tasarıya göre karbon emisyonu ticareti sistemi kurulacak, “atmosferi kirletme hakkı” alınıp satılan bir mala dönüşecek. Sistem karbon ticareti zenginleri yaratırken, halka zehir kalacak.

BİRİNCİSAYFA
SEFERSELVİ
Erdoğan: Dünya bir imtihan yeridir, ekonomik zorluklar gelip geçer.

Evrensel'i Takip Et