7 Mayıs 2017 03:38

İslamcılar Saray Pelikanlarına yem mi olacak?

Mustafa HOŞ

RTE/AKP propagandist/paramiliter isimlerin kavgası Türkiye için çok şey söylüyor. Bu kavgayı medya kavgası olarak görmek de doğru değil. Çünkü yaptıkları işin gazetecilikle ilgisi yok. Birbirleri için en ağır hakaret cümleleri kuruyorlar. Hakaretler bir yana TCK’ye göre çok ağır suçlar da var. Mesela;

-Kokainman
-5 kadına taciz 
-Nüfuzu kullanıp para indirmek
-İş adamlarından haraç 
-İsrail ajanı 
-İngiliz ajanı 
-Seks kanalı için RTÜK’e şantaj

Normal bir hukuk işleyişi olsa suçlayanlar ve suçlananlar mahkemeden çıkamaz. Ama mevzu AKP etrafında kümelenmek olunca, hukuk değil entrika esas oluyor. Birbirlerine söyledikleri sözlere bakınca siyasi bir dava adamları gibi değil mafyatik bir organizasyonun üyeleri gibi duruyorlar. 

Meseleyi daha net anlamak için kavgada kim hangi grupta yer alıyor onları da görelim...

Pelikancılar: Can Paker, Egemen Bağış, Cemil Barlas, Canan Barlas, Hilal Kaplan, Süheyb Öğüt, Haşmet Bababoğlu, Melih Altınok, Cem Küçük, Rasim Ozan Kütahyalı, Nagehan Alçı, Nasuhi Güngör, Ömer Turan, Kurtuluş Tayiz ..

Pelikancıları kim kontrol ediyor?  Pelikancı olarak bilinen isimleri Süleyman Soylu (Mehmet Ağar), Berat Albayrak, Serhat Albayrak  üçlüsü ile birlikte MİT koordineli bir ekip koruyor. Kuzguncuk’taki Beyaz Köşk ana üs olarak kullanılıyor. Saray’ın emrinde olan Pelikancılar algı yönetimi, Troll kontrolü ile manipülasyon yapma görevi yürütüyorlar.

Pelikancıların direkt kontrol ettiği medya: Turkuvaz grubu (Sabah, Takvim, ahaber, ATV vs.) Beyaz TV, TGRT, Es Medya (Star, Akşam, Kanal 24) (köşe yazan/program yapanlar Pelikancılara tabii)

Etki altına aldıkları medya:Doğan Grubu (Reisçi Muhafazakarlar/Gülcü/Hocacılara da yakın), Ciner Medya

Reisçi muhafazakarlar: Aydın Ünal, Mustafa Varank, Salih Tuna, İbrahim Kalın

İslamcı Reisçiler: Fatih Tezcan, Kemal Öztürk, Sibel Eraslan, İbrahim Tenekeci 

İslamcılar (Davacılar): Hakan Albayrak, Nihal Bengisu Karaca, Yusuf Ziya Cömert, Nevzat Çiçek, İbrahim Kiras, Akif Emre, İbrahim Karagül, Mehmet Ocaktan, İsmail Kılıçarslan,  Ahmet Taşgetiren, Kemal Öztürk, Yusuf Kaplan, Fatih Tezcan.

Reisçi muhafazakarlarla İslamcılar, Pelikancılara karşı bazen iş birliği yapıyor. Pelikancıların tasfiye operasyonuna karşı birlikte hareket ediyorlar.

Hocacılar (Ahmet Davutoğlu): Ali Sarıkaya, Osman Sert, Taha Özhan, Hatem Ete ve Ertan Aydın, Etyen Mahçupyan, Naci Bostancı, Ali Sefer Üstün, Taha Ün (Yeniden Reisçi safa katılmak için çaba gösteriyor)

Gülcüler (Abdullah Gül) Hocacılar: Mustafa Karaalioğlu, Ahmet Sever, Fehmi Koru, Taha Akyol, Halil Berktay, Ceren Kenar, Yıldıray Oğur

Siyasi destekçileri: Bülent Arınç, Hüseyin Çelik, Beşir Atalay, Suat Kılıç, Sadullah Ergin, Taner Yıldız vs. 

Abdulkadir Selvi/Akif Beki: Reisçi muhafazakarlar ve İslamcılara yakın duruyor. Gülcü ve Hocacılarla da zaman zaman dirsek temasında bulunuyor.

Safları gördükten sonra sıcağı sıcağına Tayyip Erdoğan’ın Hindistan gezisi dönüşü uçakta yaptığı açıklamayı da görmemiz lazım. Çünkü bu açıklamalar net bir görüş de sağlıyor. Erdoğan açık ve net bir şekilde Pelikancıları desteklediğini söylüyor. Ne diyor? 

“İslamcı olanlar atılıyor, İslamcı olmayanlar getiriliyor’ deniliyor. Bir siyasi partinin çalışmalarında, İslamcı olmak ya da olmamak şeklinde bir ayrım yapmak zaten yanlış. Biz tekkeye mürit aramıyoruz ki. Siyasi parti için esas olan, dürüst, ilkeli, vatanını, milletini seven, parti ilkelerine uyacak insan aramaktır. Ama bazıları işi tamamen şirazesinden çıkardı. İşi, kendi belirledikleri çerçevede kalan insanları ‘doğru’, onun dışındakileri de ‘yanlış’ addetme noktasına getirdiler. Onların da böyle bir hakları yok, benim de yok. Kaldı ki ebedi alemin ölçüsü hiçbirimizin elinde değil. Kimse bunu teraziye çıkarmasın. Hele hele çok ağır olacak ama uluhiyet davasına da kimse girmesin…”

Ve devam ediyor; 

“Bahsettikleriniz arasında, kurucusu olduğum partiyi geçmişte desteklemiş olanlar bulunabilir. Ama onların bu desteklerini daha sonra da aynen sürdürdüklerini düşünmüyorum. Daha sonra ibreleri değişti. Yol arkadaşıysan, gönül arkadaşıysan, pazara kadar değil mezara kadar gidilir. Bunların bir kısmı pazara kadar geldiler, sonra trenden indiler. Hele hele son dönemde, çok çirkin, kabul edemeyeceğimiz yaklaşımlara şahit olduk. Bu bir defa yolda, çizgide istikrarsızlıktır. Sırat-ı müstakim’den sapmadır.”

Burada sırat-ı müstakim (aşırılıklardan uzak) uluhiyet (ilâhlık sıfatı veya tanrılık vasfı) sözleri önemli çünkü İslamcı/davacı safında yer alanlara İslami literatüre göre ağır sözler söylüyor. “İbreleri değişti. Yol arkadaşıysan, gönül arkadaşıysan, pazara kadar değil mezara kadar gidilir. Bunların bir kısmı pazara kadar geldiler, sonra trenden indiler” sözleriyle de Gülcü/ Hocacıları hedef alıyor. 

AMAÇ DİZGİNLEMEK

“Erdoğan İslamcı/ davacı kesimi kurban mı ediyor”  sorusu akla geliyor. Bunun birçok parametresi var. Erdoğan’ın pragmatist yoluna baktığımızda en belirleyici olan “makam, güç ve rant” üçlemesi önem kazanır. Necmettin Erbakan, Erdoğan’ı tanımlarken “Onda makam, mevki, mansıp, mal ve cumhurbaşkanlığı zaafı var” diyordu. Erdoğan “Beraber ıslandık biz bu yollarda” şarkısını söyler ama yoluna engel olanları da selde boğar. Bu hep öyle oldu. Neoconlar, Fethullahçılar, Milli Görüş, İkinci Cumhuriyetçiler, Liberaller vs. diye devam eder. Aslolan Erdoğan’dır çünkü. Peki İslamcıları da beraber ıslandıkları yağmurun selinde boğar mı? Boğmayacağı aşikar. Ama dizginlemek de istiyor. Bunun içsel nedenleri var. Fethullahçılarla yürütülen iktidar ortaklığından sonra gelinen durum Erdoğan’da bir travma yarattı. “Ne istediler de vermedik” dışavurumunda bunun izleri var. Dış etkenler açısından bakıldığında da Avrasya ya da Atlantik bloğunda tenis topu gibi bir o tarafa bir bu tarafa gidip gelmesine rağmen ortak payda “Siyasal İslamcılarla araya mesafe koyma hatta gerekirse sırtından atma” olarak özetlenebilir. Her iki bloğa da (Avrasya/Atlantik) Siyasal İslamcılara mesafeli olduğunu göstermek zorunda. Özellikle Rusya’nın elinde (ki bu özür af dilemede etkiliydi) Siyasal İslam dosyası bulunuyor. Rusya’nın BM Güvenlik Konseyi’ne verdiği “özür diledikten” sonra sümen altı ettiği dosyada “Türkiye, IŞİD’in ve diğer radikal İsamcıların ana silah ve askeri teknoloji tedarikçisi durumunda. Bu amaç doğrultusunda yasa dışı örgütleri kullanan Türkiye’de tüm bu organizasyonu idare eden Milli İstihbarat Teşkilatı. Sevkiyat, arabalarla ve insani yardım konvoylarıyla gerçekleştiriliyor” deniyordu. Rusya “Reyhanlı, Azez, Kamışlı ve Cerablus’taki sınır hattı üzerinden Suriye’deki teröristlere patlayıcı madde ve kimyasal madde” gönderildiğini de iddia ediyordu. Şimdi İHH ile Erdoğan’ın söz düellosunu hatırlayalım. İsrail ile yapılan anlaşma sonrası İHH Başkanı Bülent Yıldırım “İsrail’le örtünen çıplak kalır” demişti. Erdoğan’ın yanıtı da aynı sertlikte olmuştu. “Siz kalkıp da Türkiye’den böyle bir yardım götürmek için günün başbakanına mı sordunuz.”

Pelikancı paramiliter Cem Küçük’ün Mavi Marmara ve Siyasal İslamcılar için söylediği “Manyak” sözlerinin güvencesini de Erdoğan’ın bu çıkışında aranmalı. Mevzu uzadı. Asıl mesele Erdoğan İslamcıları beraber ıslandıkları yağmurun seline bırakacak mı? Fethullahçılar gibi sele atmayacak ama dizginleri kendi elinde olacak şekilde baskı altında tutacak. Siyasal İslam’a mesafe koyduğunu göstermek için birkaç kişiyi de kurban edebilir. Erdoğan “Ben olmazsam sizi bırakın seli bir avuç suda boğarlar. O yüzden ben ne dersem o” tehdidini sürdürecek. Burada önemli olan “İslamcılar bu dizginlenmeyi kabul edecek mi?”.  Erdoğan’ın pragmatist yolunda her şeyi bu zamana kadar olduğu gibi mübah sayacaklar mı? 15 yıllık AKP döneminde elde ettikleri NeoTürkiye pastasından vazgeçmeleri mümkün görünmüyor. Elde ettikleri rant, devlet katında makbul olma, imtiyazlı ve dokunulmaz olma ayrıcalığında kendilerine sunulanlarla yetinecekler. Aynı zamanda da 2019’u heybelerinde pazarlık olarak taşıyacaklar. 

TAMAMEN VAZGEÇMESİ GÜNDEMDE DEĞİL

Erdoğan’ın İslamcı tabandan tamamen vazgeçmesi diye bir şey aslında söz konusu değil. Her ne olursa olsun kendini güvende hisettiği bir mahalle. Mısır’da bile Rabia işaretini açıkça yapan yokken o İhvancı sembolü Rabia ile Türkiye’yi yönetiyor. Hindistan gezisi dönüşünde Müslüman Kardeşler açıklaması da yaptı. Tabii burada ironi gazetecilerin sorusu üzerine diye aktarılması. Oysa uçakta olan hiç kimse Erdoğan’ın bilgisi dışında bir şey soramaz. Erdoğan’ın dolaylı mesaj vermek istediği konularda gazeteciler soruyormuş gibi yapar. Neyse söylediklerine bakalım;

“Ben bu konuda netim. Müslüman Kardeşler teşkilatını terör örgütü olarak kabul etmiyorum. Başbakanlığımdan bu yana, tüm mahfillerde işledim bu görüşü. Tamamen fikri altyapısı olan bir teşkilat bu. Elinde silah olmayan bir teşkilat için terör örgütü diyemezsiniz.”

İhvancı Rabia’yı yerlileştirdiğini söylese de işin gerçeği bu bir siyasal İslam hareketinin sembolüdür.  16 Nisan 2017 referandumunda YSK eliyle alınan yüzde 51’in travmasını Erdoğan CHP’nin “Bir adım ileri iki adım geri” politikası ile çabuk atlattı. Ama Erdoğan, kömür sobalı bir evden 1150 odalı Saray’a taşıyan şehri (İstanbul) ve evinin olduğu kendini güvende hissettiği semti yani Üsküdar’ı kaybetmesinin sorumlusu olarak gördüğü muhafazakar kesime bir ders vermek de isteyecek. Bu dersi İslamcılara karşı açıkça yanında durduğu Pelikancılardan okumak mümkün. Erdoğan’ın “Bugüne kadar bu davaya, bu partiye sırtını dönüp de iflah olan kimse görmedim”  sözleri de ülkeyi nasıl yönettiğinin delili olarak önemli. “Rantın musluğu hâlâ bende ona göre davranın” mesajı bu. 

Erdoğan “Biz tekkeye mürit aramıyoruz ki” derken de aslında şunu diyor: “Şeyh uçmaz mürit uçurur.” Yani şimdilik Pelikancılar uçuracak ta ki yeni bir manevrada pelikan eti yenene kadar. Hepsi bu...

Evrensel'i Takip Et