Adalet Yürüyüşü'nde bir ‘lapacı’!
Adalet Yürüyüşü'ne katılan kadın edebiyatçılardan biri olan Ayşegül Tözeren, yürüyüş izlenimlerini yazdı.

Ayşegül TÖZEREN
Saat 6 olmadan minibüs iki Aslı’yı, Erdoğan ve Perker, Hacer’i, Ebru’yu, Ruhan’ı, Ceren’i Mecidiyeköy’den almış, Kadıköy Rıhtım’da bekleyen Nazlı, Ilgın, Belma ve benden oluşan Anadolu yakası grubuna ulaştırmıştı. Artık her iki yakanın da yürüyüşçüleri bir araya gelmişti. Adalet bize gelmiyorsa, biz ona doğru yürüyecektik. Kararlıydık. Pek kondisyonumuz yoktu, ama kararlıydık! Bizi yürüyüşün 17. gününün başlangıç noktası olan Akyazı’da bekleyecek olan Duayen Gazeteci Ayşe Önal ve CHP İstanbul Milletvekili Şafak Pavey’e lapacılık yapabileceğimi çıtlatmıştım, okuyanlara yalan söylemek istemem! Ayşe Önal, gün boyu bu sıfatımı gerektikçe bana hatırlatmıştı elbette…
KILIÇDAROĞLU’NUN YÜRÜYÜŞ ŞAPKASI ARTIK BİZDE!
Minibüsümüz sallana sallana Akyazı’ya doğru gidiyor, ama bir türlü yürüyüş kortejine ulaşamıyorduk. En sonunda üzerinde koskocaman Adalet yazılı anons aracını görebilmiştim. En önde Şafak vardı, eminim nerede kaldığımızı merak ediyordu. Bir anda minibüsü durdurduk, otobanda koşturmaya başladık, “duble yolu” ikiye ayıran barikatların üzerinden atlayıverdik. İnsan heyecanlanınca kondisyon eksiği filan kalmıyordu. Kendimizi şaşkın gözler arasında otobüse attık. İlk Aslı ile Şafak birbirine sarıldı. En son cezaevindeki görüş kabininde konuşmuşlardı. Şimdi Aslı dışarıdaydı ve adalet için yürüyecekti.
Geç kalmıştık, CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu her sabah yaptığı basın toplantısını bitirmiş, yürümeye hazırlanıyordu. Birlikte yürümeye başlayacaktık, biraz zor da olsa bunu başarmıştık. Adalet yürüyüşü o kadar tempoluydu ki, adalet koşusu da diyebilirdik. Ama Ruhan kaşla göz arasında CHP Liderinin her zaman taktığı şapkayı almış, adaletin mor olarak yazılı olduğu bizim şapkayı takmış, mor yazmalarımızdan birini de boynuna atıvermişti. Tabii, biz bunu ilk etabın sonuna doğru fark edebilecektik. Bir süre Kılıçdaroğlu’nun yanında yürüyüp sohbet ettikten sonra yana çekildik, o sırada “halkın coşkun akan seli” ifadesinin bir ezgiden ibaret olmadığını gördük. Akıyordu insanlar…
Kalabalık içinde kadın yazarlar heyetimiz dağılmıştı. Bir kez daha anons aracında bir araya geldik, mola yerine de çok yaklaşmıştık. Mola dendiğinde, otobüsten aşağı koştuk. Her yerde meyve ve su istasyonları vardı. Panayır yeri gibiydi. Tahmin edileceği gibi bir kez daha heyet dağılıverdi. Aykut Erdoğdu, bize kuytu bir yer bulmuş, oturtup dinlendirmeye çalışıyor, her seferinde “arazi şartlarında olanaklar bu kadar” diyordu. Arazi şartlarında yılın ilk karpuzunu yedik, Antalya Muratpaşa Belediyesinin ikramı olan buz gibi karpuzların tadı damağımızdan uzun süre silinmeyecekti. Her güzel şey gibi, molanın da bir sonu vardı ve yürüyüşün en sıcak gününün ikinci etabı başlıyordu.
Biz kâh yürüyorduk, kâh otobüslere kaçıyorduk ama Kemal Kılıçdaroğlu son derece zinde, hiç temposunu düşürmeden yürümeyi sürdürüyordu. Otobüse kaçtığımız bir sırada, Ayşe Önal baskın yaptı, “lapacılar” diye bağırıyordu bize… Çünkü o, bir bizim yanımıza geliyordu, bir yürüyüşün en önüne geçiyordu. Bitmeyen yaşam enerjisinden bir iki tutam bize de bulaşmıştır belki. Otobüste sesi tamamen kısık olan Özgür Özel, son bir gayretle yolun tıkanmasını anons aracından önlemeye çalışıyordu. Çünkü yürüyen insan sayısı on bini çoktan aşmıştı.
#AdaletiçinCesaret
İkinci etap da bunaltan sıcak altında bitmişti ve uzun mola başlamıştı. Bir sürü karavanın olduğu bir alana gittik. Orada bizi bir sürpriz bekliyordu: Türkan Elçi. Aslında onun da geleceğini biliyordum ama yürüyüş yolunda telefonlar bir türlü çekmiyordu. Kimse kimseye ulaşamıyordu. Türkan Elçi’yi bir iki saat önce çok aramıştım, ulaşamamıştım. Şimdi bir kez daha bir tentenin altında dinleniyorduk. Şafak Pavey ve Aykut Erdoğdu konukseverliklerini zarafet içinde sürdürüyorlardı. Ben de o sırada düşünüyordum. Her yürüyüşün bir hikâyesi olmalı. Bizim de Adalet Yürüyüşü'ne katılmamızın bir hikâyesi vardı. Bundan aylar önce Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay, iki edebiyat insanı hapisteyken, Kemal Kılıçdaroğlu kadın yazarları bir heyet halinde kabul etmiş, tutuklu gazeteci yazarlar için neler yapabileceğimizi konuşmuştuk. Bu sırada Aslı ve Necmiye için birer mektup da yazmıştı. Şimdi o kadın yazarlar heyetinden bir grupla Aslı Erdoğan da yürüyüş için yan yanaydı adalet yolunda. Necmiye Alpay da birkaç gün sonra yürüyüşe katılacaktı. Adalet talep etmek için her zaman cesaretimiz vardı. Dün de, bugün de… Cezaevi önündeki nöbetlerde, mahkeme kapılarında son ana kadar yanımızda olan Sezgin Tanrıkulu da gelmişti. İyi ve hakiki insanlar farklı yollardan gelseler de, adalet arayışının bir yerinde karşılaşıyordu.
PARTİNİN ÖNÜNDE YÜRÜYEBİLMEK
Üçüncü etap başlamadan önce Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşecek ve alandan ayrılacaktık. Şafak Pavey’in öyle güçlü bir organizasyon yeteneği vardı ki hem sevenleriyle binlerce fotoğraf çektirebiliyor, hem de bizim görüşmelerimizi ayarlıyordu. Bu sırada biz de gazetecilerle konuşuyorduk. Yasin’in "Adalet Yürüyüşü siyaseten nasıl değişimler getirir?" sorusuna, 69 yaşında ana muhalefet partisi lideri "Kırk derece sıcakta dört yüz kilometreyi aşkın mesafeyi adalet için yürüyor, değiştirmez olur mu" diye cevap veriyorduk.
Bizim yürüyüşümüzden birkaç gün sonra HDP Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay, beraberindeki heyetle parti logosu taşımayan, sadece “Herkes için Adalet” yazan dövizlerle Adalet Yürüyüşü'ne katılacaktı ve Kılıçdaroğlu ile yürüyecekti. Ardından da tutuklu vekil Ferhat Encü’nün yakınlarının da içinde bulunduğu Roboski için Adalet heyetiyle birlikte, Kemal Kılıçdaroğlu, “Hak, hukuk, adalet” sloganlarını bir avaz atacaktı. Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin önünde yürüyordu. İyi ki…
YAZARLARIN SAVUNMALARI YERİNE ROMANLARINDAN KONUŞABİLECEĞİMİZ GÜNLER İÇİN
Kemal Kılıçdaroğlu ile son etap öncesi bir kez daha görüşecektik. Konuklarını kaldığı küçük karavanda ağırlıyordu ve biz karavana sığamayacak kadar büyük bir heyettik. Korumalar bölüm bölüm girmemiz gerektiğini anlatmaya çalışıyordu, biz birbirimizden ayrılmak istemiyorduk. Bu sırada gürültülü konuşmalarımızı duymuş olacak ki CHP Lideri karavanından çıktı ve “Burada görüşelim mi?” dedi. Konuşurken de, Ruhan’ın tişörtü gözüne çarptı. Tişörtte “Bezdum” yazıyordu. Ruhan "Bezduk" dedikçe, Kılıçdaroğlu “Kesinlikle Bezmuyacağız” diyordu. Bizi bu sözle uğurladı, biz de İstanbul’da karşılama sözü verdik. Dönüş yolunda minibüste hem yürüyüşümüzü, hem de son gazeteci davalarını konuşuyorduk. Konumuz gazetecilerin, yazarların yaptığı savunmalardı. Birçoğunun edebi nitelik açısından da ne kadar güçlü olduğu… Tam bu sırada Aslı bana döndü, “Ayşegül, farkında mısın, eskiden yazarların romanlarını konuşurduk, artık dava savunmalarını konuşuyoruz,” dedi. Sustum ve düşündüm. Sadece bunun için bile Adalet Yürüyüşü'ne katılmış olabilirdik…
Evrensel'i Takip Et