12 Eylül 2018 15:23

NELER OLDU?

Geçen sürece baktığımızda üniversitelerde ve liselerde saldırının, baskının, sömürünün daha da arttığı bir dönemi geride bıraktık. Antidemokratik seçim koşullarıyla birlikte tek adam tek parti rejimini inşa eden Erdoğan-AKP hükümeti OHAL'i de üniversiteler ve liselerde bir baskı aracı olarak kullandı. Özellikle 15 Temmuz sürecinin ardından ülke OHAL ve KHK'lar ile yönetilmeye başlandı.  Ülkede zaten kırıntı halinde bulunan demokrasi tamamen ortadan kaldırıldı. İşçilerin, emekçilerin grevi yasaklandı. Ülkedeki demokratik, ekonomik, sosyal-kültürel haklar bakımından bir ilerleme değil tam tersine gerileme yaşandı. Parasız, bilimsel, demokratik eğitim isteyen, demokratik bir üniversiteyi savunan gençler gözaltlarıyla, tutuklamalarla bastırılmak istendi. Gençlik içerisinde işsizlik oranı büyük oranlarda arttı. 16 Nisan'ın ardından fiili bir şekilde hayata geçen "tek adam tek parti" rejimi, işbirlikçi tekeller ve Erdoğan'ın da içinde aldığı "aile şirketi"  kliğinin çıkarları doğrultusunda 24 Haziran seçimlerinin ardından kurumsallaşıyor.

TASARRUF PAKETİYLE EĞİTİMDEN “TASARRUF”

Geçen sürecin gösterdiği üzere; AKP-Erdoğan hükümetinin değişen sistemle beraber yeni dönemde saldırılarının daha da arttıracağını söylemek mümkün. Özellikle bu süreçte ülkede yaşanan ekonomik daralma ve döviz kurundaki gelişmelerin ardından Hazine ve Maliye Bakanlığı "tasarruf paketleri" adı altında MEB'in bütçesinden 2 Milyar TL'lik bir kesinti yaptı. Bu MEB'in bütçesinin %18'lik daralması anlamına geliyor. Değişen sistemle beraber oluşturulan kabinenin ve hükümetin ilk icraatı milyonlarca öğrenciyi ve ailesini ilgilendiren eğitim bütçesinden kesinti yapmak oldu.

YOKSULLUK VE İŞSİZLİK ARTACAK

Son süreçte kapitalist-emperyalist sistemin doğasından kaynaklı ve AKP'nin uzunca yıllardır uyguladığı ekonomik model ile ekonomik bir daralma sürecinin başlaması söz konusu. AKP uzunca bir süredir kalkınmacı, planlı, üretken bir ekonomi planından ziyade dışarıdan gelen sıcak para ile gününü kurtarmaya çalışıyor. Ekonomideki bu dışa bağımlılığın yarattığı sorunlar ise daha da çarpıcı bir şekilde ortaya çıkıyor. En temel ihtiyaçların dahi ithal edildiğini düşünürsek bu ürünlerde yüksek oranda fiyat artışları görülüyor. Bunun yanı sıra borçlarını döviz üzerinden ödeyen şirketler artık borçlarını ödeyemez hale geldi. Bunun ise iki sonucu olacak: İnsanlar için daha güvencesiz yaşam koşulları, toplu işten çıkarmalar. Yaşanan ekonomik daralma ve kur krizi ile birlikte yoksulluğun ve işsizliğin daha da artacağı bir süreç bizleri bekliyor.

NASIL BİR ANTİEMPERYALİZM?

Bunun yanı sıra AKP-Erdoğan hükümeti sahte bir "antiemperyalizm" üzerinden kitleleri kendi gerici politikalarına yedeklemeye çalışıyor. "Dış güçlerin büyüyen ekonomimizi kıskandıkları" üzerinden "Dış Güçlerin Oyunu" diyerek yaşanan durumun üzerini örtmeye çalışıyor. Evet, bugün yaşananlar zaten bu büyük tekellere her türlü açıdan bağlı olmaktan dolayı yaşanıyor ve AKP'nin uyguladığı politikalar bu ilişkileri kesmek değil daha da ileri seviyeye taşımaya hizmet ediyor. AKP antiemperyalist olamaz çünkü AKP iktidara geldiği günden bugüne kadar bölgesel çıkarlar ve emperyalist politikalar için sayısız tezkereye onay vermiş, emperyalist ülkelerle askeri, ekonomik, diplomatik ilişkileri geliştirmek için anlaşmalar imzalamış, "yerli milli ekonomi" adı altında özelleştirmelerin yolunu açıp Türkiye'yi burjuvazi için ucuz iş gücü cenneti haline getirmiştir. Gerçek bir antiemperyalist mücadele ancak her türden emperyalist politikaya karşı gelmekle olabilir. ABD, Rusya, AB, Çin fark etmeksizin her türlü yağmayı, sömürüyü yapan ve kar hırsıyla pazarda pay kapma yarışı için halklara ölüm ve yoksulluktan başka bir şey bırakmayan her türlü emperyalist ülkeyle bağları koparmakla; onların bu politikalarına karşı gerçek bir bağımsızlık mücadelesiyle olabilir.

Gençlerin rahatsızlıkları ve bunlara karşı dile getirdikleri talepleri ise tarihsel motiflerle döşenmiş AKP politikasının bir yansıması olarak 2023, 2053, 2071 yıllarına erteleniyor. 2023 yılına geldiğimizde her şeyin düzeleceği söyleniyor. O tarihe kadar yaşanan sorunlara hep beraber göğüs germemiz isteniyor. 2023, 2053, 2071 yıllarında ise AKP'nin iddia ettiğinin aksine bizleri batık bir ekonomi, emperyalizme daha da sıkı sıkıya bağlanmış bir ülke, işsizliğin, yoksulluğun daha da artacağı bir gelecek bekliyor.

GEMİNİN ROTASI SERMAYENİN ÇIKARINA

Ülkede yaşanan gelişmelere karşı AKP-Erdoğan hükümeti sürekli olarak "Aynı Gemideyiz", "Batarsak hep beraber batarız" diyor. İlk başta doğru gibi gözüken bu söz aslında asıl sömürünün üzerini örtüyor. Kendi çıkarlarını "hepimizin ortak çıkarları" gibi göstermeye çalışıyor. Ancak bu "gemi" hepimizin gemisin değil. Bu geminin asıl sahipleri bu ülkeyi yönetenler, bu ülkenin zenginliklerine el koyanlardır. Gemi batacakken hepimiz batıyoruz ancak ortadaki zenginliğe bir avuç insan el koyuyor. Zarar herkesin zararı oluyor ancak yarardan herkes faydalanamıyor. Madem herkes "aynı gemide" o zaman bu kadar ekonomik büyümeye karşın işçilerin, gençlerin yaşam koşulları neden daha da kötüleşiyor? Patronlara her türlü vergi affı, borç ertelemesi, kredi affı sağlanırken işçilerin, emekçilerin ve onların çocuklarının en temel ihtiyaçlarından eğitime kadar her alandan "tasarruf" adı altında kesinti yapılıyor. Bu geminin rotası halkların yararına değil sermayenin, patronların çıkarlarına göre çizilmiş durumda. Gemi eğer batacaksa batsın çünkü bizlerin kaybedecek hiçbir şeyimiz yok. Eğer bu durumun değişmesini istiyor, bu krizin faturasını bizler ödemek istemiyorsak bizlere tek yol kalıyor: Bu gemi batmadan gemiyi bir avuç insanın elinden almak. Ancak o zaman gerçekten aynı gemide olabilir, hep beraber daha iyi, güvenli bir yaşama yolculuk edebiliriz.

“BİZİM DEĞİL SİZİN KRİZİNİZ”

Ekonomiyi düzeltmek adına birçok alandan "tasarruf" adına kesintiler yapıyor. Eğitimden sağlığa, gıdalardan ücretlere kadar en temel ihtiyaçlar daha artık ulaşılması zor hale geliyor. Yaklaşan krizin faturası ise işçilere, gençlere kesilmek isteniyor. Eğer ki gerçek bir çözüm aranıyor bu durumdan çıkılmak isteniyorsa bu insanların en temel ihtiyaçlarından yapılan tasarrufla mümkün değildir. Kapitalistler, her yaklaşan kriz öncesi hepimize "fedakarlık" çağrısı yaparlar. Böylelikle krizin faturası bizlere kesilmek istenir. Çünkü kapitalist üretim tarzı bitmek bilmeyen kar arzusuyla hareket eder. Bu yüzden her çareyi deneyerek emek tarafından üretilen zenginliği arttırmaya ve halka giden payı azaltmaya çalışır. İşte tam da bundan dolayı bizlerin çıkıp "kriz bizim değil sizin kriziniz, faturayı siz ödeyin" dememiz gerekir. Çünkü krizin sebebi bizler değil kapitalist üretim tarzı ve patronların bizzat kendisidir. Eğer yaklaşan ekonomik krizden kurtulmak isteniyorsa 2-3 tekelin mal varlığına el konması gerekir; işçilerden, gençlerden "fedakarlık" etmesi beklenerek değil.

ACİL İHTİYAÇLAR

Yaklaşan ekonomik krize karşı biz gençliğin geleceği zapturapt alınmak isteniyor. Ancak biz gençler geleceğimizi büyük tekellerin ellerine bırakmayacağız. Yaklaşmakta olan krizin faturasını biz gençler değil buna sebep olan büyük tekeller ödemelidir.

Gelecek kaygısının gitgide daha da artan biz gençler şunu söylüyoruz ki: Geleceğimizden Tasarruf Etmeyeceğiz! Bir avuç sermaye ve tekelin geleceği için geleceğimizden feragat etmeyeceğiz. Kapitalist-emperyalist sistemin yarattığı yıkıma karşı sahte "antiemperyalist" propagandayla karşımıza çıkanlara karşı gerçek bir bağımsızlık, demokrasi, sosyalizm mücadelesi bugün gençlik için daha elzem hale gelmiştir. Çünkü kapitalist-emperyalist sistemin gençliğe verebileceği hiçbir şey kalmamıştır. Bugün geleceğini kendi eline almak isteyen biz gençler tedbirlere, tasarruflara karşı "Geleceğimizden Tasarruf Etmemeli", bugün bu durumlara sebep olan yerli-yabancı tekellere ve onların temsilcilerine, tek adam- tek parti rejimine karşı koymalı, kendimizi yöneteceğimiz bir halk demokrasisi, tam bağımsız bir ülke için kendi bulunduğumuz her alanda tartışmalı ve mücadele etmeliyiz.

EVRENSEL'İNMANŞETİ

Yasak çuvala sığmıyor

Yasak çuvala sığmıyor

KAMUAR’ın hesaplamalarına göre son bir yılda meyve fiyatları yüzde 154.5, sebze fiyatları yüzde 116.5, gıda fiyatları ortalama yüzde 70 arttı. Hane halkının bir yıl sonrası için enflasyon beklentisi yüzde 59’u, işçilerinki ise yüzde 62’yi aştı. Emekçiler için bıçak kemikte! Yasak, tutuklama, işten atma tehdidi işçilerin harekete geçmesini durduramıyor.

Has Çuval 37 ülkeye ihracat yapıyor.

İstanbul Sanayi Odası nın ikinci en büyük 500 listesinde.

Has Çuval'ın iki fabrikasında 600 işçi fiili greve katıldı

BİRİNCİSAYFA
SEFERSELVİ
Erdoğan: Dünya bir imtihan yeridir, ekonomik zorluklar gelip geçer.

Evrensel'i Takip Et