Selma Gürkan: Acil talepler etrafında mücadeleden başka reçete yok!
Emek Partisi Genel Başkanı Selma Gürkan ile ekonomik krizi, af yasa tasarısını ve yaklaşan yerel seçimleri konuştuk.

EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan (Fotoğraf: Evrensel)
Çağrı SARI
Ankara
Türkiye kriz sürecini yaşar ve tartışırken, yeni açılan Meclisin ilk gündemini suç örgütü liderlerinden, işçi katillerine kadar pek çok kesimin serbest kalmasını sağlayacak bir ‘af yasası’ tartışması oluşturuyor.
Emek Partisi Genel Başkanı Selma Gürkan ile tüm bu gündemleri ve yaklaşan yerel seçimleri konuştuk. Gürkan değerlendirmelerinde, özellikle krizin faturasının işçi ve emekçiler üzerindeki sonuçlarına karşı, ortak talepler etrafında mücadelenin önemine vurgu yaptı.
KONFEDERASYONLARLA GÖRÜŞMELER YAPIYORUZ
Siyasi partiler üst üste ittifak açıklamaları yapıyor. Kulisler aday isimlerini bile geçmeye başladı. Emek Partisi olarak, geçtiğimiz hafta üst üste görüşmeler yaptığınızı biliyoruz. Yerel seçimler için nasıl bir yol haritası izleyeceksiniz? Bir ittifak tartışması yaptınız mı?
Yürüttüğümüz tartışmalar ittifaktan ziyade mücadele ortaklığı. Siyasi partilerle, emek meslek örgütleri ve kitle örgütleri ile de bu tartışmaları yürütüyoruz. GYK ve MYK’mizde yapılan değerlendirmeler ışığında konfederasyonlarla görüşmeler yaptık. Türk-İş, KESK, TMMOB, TTB ile yaptığımız görüşmelerde, iktidarın açıkladığı Yeni Ekonomi Programı’nın işçi sınıfına ve emekçilere yönelik içerdiği saldırıları, ortak mücadele ihtiyacını ve bu konuda neler yapılabileceğini konuştuk. Çünkü esnek çalışmadan, kıdem tazminatlarının fona devredilmesine kadar, zorunlu bireysel emeklilik sigortasında yeni düzenlemeden, tasarruf adı altında eğitimden, sağlıktan yapılan kısıtlamalara, tarım arazilerinin yağmasına kadar, hepsi Yeni Ekonomi Programı’nın içinde yer almaktadır.
Krizin faturasını ödemek istemiyorsak, halkın tüm kesimlerini olumsuz etkileyecek olan Yeni Ekonomi Programı’na karşı mücadele etmek gerekir. Kuşkusuz sendikalar, meslek örgütleri, siyasi partiler, demokrasi güçleri kendi özgünlükleri ile kendi alanlarında bu çalışmaları yürüteceklerdir. Ancak etkili ve gidişatı durduracak gücün açığa çıkarılması gerekir. Bu da mücadele birliklerin oluşmasıyla mümkün olabilir. Krizin yükünü çekmeyi reddetmenin ve faturayı krzin sorumlularına kesmenin yolu buradan geçiyor.
Seçim çalışmasını, krize karşı mücadele ile mi birleştirdiniz yani?
Hem krize karşı mücadeleyle, hem de demokratik hak ve özgürlüklerin gaspına karşı mücadeleyle birleştirmek... Seçimleri bu temel eksenlerde ele almanın daha doğru olduğunu düşünüyoruz.
HALKIN GELECEĞİNİ İPOTEK ALTINA ALMA ADIMI
24 Haziran seçimlerinde de gündem ekonomik krizdi ama yerel seçimlere doğru giderken kriz sürecinin getirdiği tablo daha net görülmeye başlandı. Enflasyon rakamları son 15 yılın en yüksek oranına çıktı örneğin... Bunun seçimlere etkisi ne olur?
Siyasi iktidara 24 Haziran baskın seçimi kararını aldıran en önemli etken ekonomik kriz koşullarının hızla oluştuğunu görmesiydi. Ekonomik kriz, sanayiden, üretime, tüketim mallarına gelen zamlara kadar, kur artışından işletmelerdeki iflaslara, konkardato ilanlarına kadar her alanda etkisini göstermektedir. Hükümet daralan ekonomi, sıkışan dış politika koşullarında yerel seçimlere hazırlanıyor. Yerel seçimlere giderken iktidarın işi zor. Ama hükümet süreci manüple etmek için iktidar olanaklarını sonuna kadar kullanmaktan imtina etmeyecektir. Biraz da gidişatı gelişecek mücadelenin ivmesi belirleyecektir.
Hükümet temsilcileri bu süreçte Türkiye’deki patronlrla görüştü. ABD’li iş dünyası temsilcileri ile toplantılar yaptı. ABD’li şirketlerle ekonomik danışmanlık anlaşması yaptı. Krizden çıkış için umudu buralarda aramasını nasıl okuyorsunuz?
AKP ağırlıklı olarak emekçi halktan oy alarak iktidar olan bir parti ama yaptığı siyaset yerli ve uluslararası tekellerin siyasetidir. Her ne kadar yerli-milli deseler de, Türkiye ekonomisini daha bağımlı hale getirecek politikaları uygulamaktadırlar. ABD de yapılan görüşmeler ülkenin kaynaklarını bütünüyle yağmaya açma görüşmeleridir. “Türkiye’yi IMF’den biz kurtardık” diye övünürken, ekonominin takip ve denetimini götürüp McKinsey’e teslim ettiler. Attıkları her adım bu ülkenin halkının geleceğini ipotek altına alma adımlarıdır. Biz de uluslararası tekellerin ve işbirlikçilerinin egemenliğine, onların çıkarları için hazırlanan ekonomi programına karşı, bütün toplumsal kesimleri krizin faturasını ödememek üzere mücadeleye çağırıyoruz. Partimiz de bu mücadelenin ilerlemesi, yayılması ve büyümesi için çalışıyor.
KRİZ KARŞISINDA MÜCADELE OLMAZSA HAKLARIMIZ GASBEDİLİR
Nedir bu krizden çıkış yolu? Sizin bir yol haritanız, reçeteniz var mı?
Ekonomik sosyal sorunların yarattığı çok somut talepler var. Dolayısıyla bu acil talepler etrafında mücadele etmek gerekiyor. Bunun başka reçetesi yoktur. İşten atmaların yasaklanması, tüketim mallarına yapılan zamların geri alınması ve fiyatların dondurulması, enflasyon kayıplarına karşı ek zam ve insanca yaşanabilecek bir asgari ücret, işçilerin grevlerini yasaklayan, toplu sözleşmelerini işlevsiz hale getiren uygulamalara son verilerek bu haklarının kullanımının güvence altına alınması, kıdem tazminatlarının korunması, İşsizlik Fonu’nun yağmaya açılmadan koşullarını kolaylaştırılarak sadece işçilerin kullanabileceği bir şekilde korunması vb. İşçilerin ve emekçilerin acil talepleri temelinde politikaların izlenmesi gerekir.
Öte yandan bugün yaşanan ekonomik krizin kaynağında mevcut bağımlı kapitalist sistem var. Bu sisteme son vermeden krizlerden kurtulamayız.
Bunun için de sanayiden, tarıma, bankacılıktan ulaşıma toplumsal üretimin ve bölüşümün her alanında uluslararası tekellerin, büyük toprak sahiplerinin ve bütün işbirlikçi egemenlerin ekonomik ve politik düzenlerine son vermek gerekir. Stratejik kurumlar, büyük işletmeler ve özelleştirmelerle peşkeş çekilen tüm işyerlerini kamulaştırarak, ekonomik ve toplumsal yaşamı, işçilerin, emekçilerin maddi ve manevi ihtiyaçları temelinde yeniden kurmak gerekir. Yol haritamızda, reçetemizde budur. Halk kitlelerinin çıkarına başka türlü bir çözüm de yoktur zaten.
SEÇİME GİRMEK ÜZERE HAZIRLIKLARIMIZI YAPIYORUZ
Fotoğraf: Evrensel
Yerel seçimlere parti olarak girecek misiniz?
Parti olarak seçime girmek üzere bütün hazırlıklarımızı sürdürüyoruz. Ancak, yerellerde, yerelin ortak sorunları demokratik, halkçı çözümleri içeren ortak platformlar etrafında oluşturulacak birliklerin ortak adaylarıyla seçime girilmesini önemsiyoruz.
Ortak platform dediniz... Sizin ittifak koşulunuz nedir ?
Bizim işçilerin, emekçilerin, halk kitlelerinin çıkarlarını temel alan bir platform etrafında birleşmekten başka ortaya koyduğumuz herhangi bir ön koşul yok. Çünkü dönem öyle bir dönem değil. Saldırılar çok kapsamlı, tek adam yönetimine göre düzenlenen siyasal rejimin baskıcı, şiddete dayanan, savaşçı, kutuplaştırıcı yanı çok açık. Dolayısıyla ekonomik, sosyal, siyasal alanda bu geriye gidişi durdurabilmek için ortaklaşılan talepler etrafında kim “mücadeleye hazırız” diyorsa bu mücadele birliğinden kaçınmamak gerektiğini düşünüyoruz.
AF YASASI İKTİDARIN AYNASI GİBİ
Meclis tartışmalı yasalar çıkarmaya hazırlanıyor, mesela af yasası... Eğer tasarı onanırsa, uyuşturucudan, suç örgütü liderlerine kadar pek çok kesime indirim uygulanacak. Siz genel hatları ile tasarıya nasıl bakıyorsunuz. MHP’nin böyle bir öneride ısrar etmesindeki amacı nedir?
Tabi, Türkiye’de siyasal rejimin demokrasi problemleri olduğu kadar adalet ve hukuk sistemi ile yargı düzenininde de problemli olduğu aşikar. Alaattin Çakıcı üzerinden başlatılan af tartışmaları şimdi mafyasından, uyuşturucu suçlarına, tehdit, şantaj ve yaralamaya, kadına yönelik şiddet suçlarına kadar geniş bir suç skalasını kapsamak üzere tartışmaya açıldı. Bu açıdan, getirilmek istenen affın kapsamı iktidarın aynası gibi.
Peki, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “kişiye karşı işlenen suçları devlet nasıl affeder?” ifadesinden ne anlamalıyız?Ayrıca MHP Lideri Devlet Bahçeli bu konuda epey zamandır ısrarcı. Pazarlık iddiaları da gündeme geliyor...
Erdoğan her ne kadar “kişiye yönelik suçları affetmek devletin işi değil” dese de, zamanında MHP’nin erken seçim çağrısında olduğu gibi söylemlerinden çark ettiğini biliyoruz. Hak ve özgürlüklerin kısıtlanması, muhalefete baskı ve şiddet uygulanması konusunda, MHP ve AKP’nin, siyasal fikir birliği var. Kapı arkasında ne tür pazarlıklar yapılıyor bilemeyiz ama ülkede yaşanılan temel sorunların çözümü için bir yan yana geliş olmadığı kesin. İşçi sınıfının ve emekçi halk kesimlerinin değil, bu ittifak tekellerin ittifakıdır. Bir pazarlık varsa tekellerin iktidarının nasıl yürütüleceğine dair kirli bir pazarlıktır.
İKTİDARI ELEŞTİREN HAİN İLAN EDİLİYOR
Siz Afrin Operasyonu’nu eleştirdiğiniz için yargılanıyorsunuz ve 9 Ekim’de de davanız var. Sizin gibi ‘savaşa hayır’ diyenlere af yok. İkircikli bir yaklaşım değil mi?
Aslında bu ikircikli bir tutuma işaret etmiyor, gerici ve baskıcı politikalarda istikrarı gösteriyor. Çünkü tek adam tek parti yönetimi dediğiniz zaten toplumsal muhalefeti susturmak, bastırmak, kendi politikalarını eleştirenlerin sesini kesmek, düşünce ifade özgürlüğüne hayat hakkı tanımamak, iktidarın borazanı olacak bir medya düzeni yaratmak... Siyasi iktidarın politikasını eleştiren herkes ya terör propagandasıyla ya da terör örgütü üyesi olmakla, vatan hainliğiyle, ajanlıkla suçlanıyor. Artık siyasette muhalefetin karşılığı bu.
Okuyucularımıza hatırlatır mısınız, neden yargılanıyorsunuz?
Partimiz hükümetin Suriye politikası kapsamında Afrin Operasyonu kararını doğru bulmamış, eleştirmiş, kararın sakıncalarına işaret etmişti. Açıklamamızı sosyal medya hesaplarından paylaşan, bildiri dağıtarak halka ulaştırmaya çalışan, yerellerde basın açıklamalarıyla halka duyurmaya çalışan parti yöneticilerimiz ve üyelerimiz göz altına alındı. Bir kısmı tutuklandı. Tutuklananlardan Neslihan Karyemez ve Bilal Karaman’ın duruşmaları öncesinde yapmış olduğum yargılama sürecinin hukuksuzluğu ve Afrin’e operasyon kararını yeniden eleştiren konuşmamdan dolayı polis kayıtları ve polis fezlekesi ile hakkımda dava açıldı. Ve şimdi ilk duruşması 9 Ekim’de.
DAVALARLA MÜCADELEYİ BASTIRMAK İSTİYORLAR
Peki, Emek Partisi Genel Başkanını savaşa karşı durduğu için yargılamak nasıl bir mesaj içeriyor?
Son dönem uygulamalarının bütününe bakarak değerlendirmek daha doğru olur. Örneğin kötü çalışma koşullarına karşı direnişe geçen havalimanı işçilerinden ilk etapta 24’ü tutuklandı, sonrakilerle bu sayı 33’e ulaştı, onlarcası işten atıldı. Bu tutuklamalarla, işten atmalarla işçi ve emekçilere hak istemenin bedeli hatırlatılarak direnişlerin ve mücadelelerin bastırılması hedeflenmektedir. Diğer taraftan, barış talebi, hükümetin operasyon kararının eleştirilmesi, askeri operasyonlara karşı çıkılması karşısında da hükümet bu sesleri bastırma yöntemini uyguladı. Barış akademisyenleri, gazeteciler, siyasetçiler... İktidarın politikalarına muhalefet eden her kesim saldırılardan nasibini aldı. Bu nedenle yargılanacak olan Selma Gürkan değildir. Emek Partisinin programıdır, barış talebidir, demokrasi talebidir. Halkların kardeşliği talebi yargılanmaktadır.
Son HSK atamalarını ve yargı sistemindeki değişiklikleri düşündüğümüzde, yargının bağımsızlığı kalmamıştır. Erdoğan’ın talimatıyla ve Erdoğan’ın verdiği siyasi mesajlara göre işleyen bir yargı sistemi söz konusudur. Normal koşullarda böyle bir davanın zaten açılmamış olması gerekirdi zaten.
ESAS OLAN MÜCADELEDİR
Meclis açıldı, tüm yasama görevleri tırpanlanmış bir Meclis var karşımızda... Muhalefet açısından nasıl bir pozisyonu var Meclisin?
Parlamento, pek çok eksikliğin yanısıra bir vekilin, Leyla Güven’in eksikliği ile de başladı. Enis Berberoğlu görevine başlayabildi, ancak Leyla Güven hâl tutuklu.
Kuşkusuz tek adam, tek parti yönetimini 24 Haziran seçimlerinin sonuçlarından aldığı güçle, bütün bir sistemi, kurullarıyla, kurumlarıyla yeniden inşa eden iktidar parlamentoyu da buna uygun olarak oluşturdu. Yasama faaliyetlerini yerine getirebilecek bir parlamento olmadığını görüyoruz. Esas olan mücadeledir, parlamento her ne kadar işlevsiz hale getirise de işçi sınıfı başta olmak üzere emekçi halk kesimlerinin mücadelesini ilerletmek üzere bir mevzi, bir olanak olarak olabildiğince değerlendirilmelidir. Evet bugün tek adam yönetimini baskı rejimi olarak görüyoruz ama önceki parlamenter sistemi de alternatif bir siyasal rejim olarak görmüyoruz. Biz çözüm için başka bir siyasal rejim tarif ediyoruz.
Nedir o tarif?
İşçilerin, emekçilerin, toplumun sömürülen ve ezilen bütün kesimlerininin egemenliğine dayanan bir halk iktidarı ve gerçek bir halk demokrasisi.
Evrensel'i Takip Et