Berkin Elvan'ın ailesi: Başka çocuklar ölmesin diye adalet istiyoruz
Berkin Elvan’ın bugün ölüm yıl dönümü. Berkin bugün yine mezarı başında anılacak. Ancak aradan geçen 7 yıla rağmen Berkin’i vuran polis hâlâ tutuklanmadı. Elvan ailesinin adalet mücadelesi sürüyor.
Sami Elvan ve Gülsüm Elvan | Fotoğraf: Meltem Akyol/Evrensel
Tarihler Haziran’ın 16’sını gösteriyordu. 2013’tü yıl. Gezi Parkı gaz bombalarına boğularak boşaltıldı, İstanbul’da ve daha pek çok yerde müdahaleler sabaha kadar sürdü. Okmeydanı’da polisin hedef almasıyla bir çocuk vuruldu o sabah, 14’ünde… Berkin Elvan… Berkin vurulup düştüğünde bile polis gaz atmaya devam etti, öyle ki Berkin oracıkta, kalçasından da vuruldu. Okmeydanı Araştırma Hastanesine 5 dakika mesafedeydiler, ama o hastaneye 45-50 dakikada gidebildi. Hastaneye gittiğinde de kalbi durmuştu. Hastanede hayata döndürüldü. Ancak 269 gün sonra da hayata gözlerini yumdu, 11 Mart 2014’te. Bugün bir kez daha Feriköy’deki mezarı başında anılacak, Berkin Elvan davasının 17. duruşması 18 Mart’ta. Anma öncesi, tam da 8 Mart günü sabah kahvaltısında bir araya geliyoruz Sami ve Gülsüm Elvan ile.
2013’ten bugüne tam 7 yıl oldu. Bu süre nasıl geçti?
Sami Elvan: 7 sene oldu, yaşadığımız çok kötü günler, kimsenin başına gelmesini istemem. Benim çocuğumu polis sokak ortasında öldürdü, benim eşim meydanlardan yuhalatıldı. Trabzon’da öldürülen Eren Bülbül’ün fotoğrafları ile yan yana koyup benim çocuğuma terörist dediler. Bunlar çocuk, çocuk ya. Ben hâlâ adliyelerde adalet arıyorum. Ben kendi halinde çocuklarını okutmak için canla başla çalışan bir işçiydim. Kimseye haksızlık yapmadım, hak yemedim. Ben ne yaptım diyorum ne yaptım da bu benim başıma geldi, benim çocuğumu niye öldürdüler? Acım dinmiyor, kabullenmiyorum. Ben 7 yıldır direniyorum burada. 7 yıldır hak arıyorum. Ama şunun da altını çizerek söylüyorum. Bugün bize reva görenlerin, kendi başlarına da gelecek bunlar. Bu kendi kurduğu mahkemelerde kendileri de yargılanacaklar. Biz bunun peşini bırakmayacağız.
Gülsüm Elvan: Benim oğlum daha 14 yaşındaydı, benim çocuğumu sokak ortasında vurdular, izin vermediler hastaneye götürsünler. Belki kurtulurdu benim çocuğum, izin verselerdi. Ben çocuğumu ne hallerde büyüttüm. Şimdi tabii ki herkesin çocuğu kendine kıymetlidir, herkesin çocuğu canıdır. Her şeyidir. Bizim çocuğumuz da öyledir. Bizim çocuğumuz, aramızda olmadığı o yedinci seneye giriyoruz. Yüreğimiz paramparça, hem benim, hem eşimin, hem ailemin, hem işte teyzeleri, dayıları herkesin… Berkin’e dair her özel günde bu evde kıyamet kopuyor. Aynı o gün gibi, cenaze kalkmış gibi. Şimdi kim dayanabilir bu acıya? Bu acının tarifi yok ki. Şimdi her saniyesi aklında senin. Şurada sokağa çıkıyorsun. Birisi selam verse, bak beni tanıdı da bu yüzden tanıdı diyorsun. Hemen yaran aklına geliyor.
Sami Elvan: Geçen gün akşam Çağlayan’da bir yerden geliyoruz. Minibüs bekliyoruz, bir araç geldi, önümüzde durdu. Hiç tanımıyoruz etmiyoruz. O bizi tanıdı, ‘Abi Okmeydanı’na mı gideceksin?’ diye sordu, evet dedik. Bizi eve kadar bıraktılar. Bu sevindirici ama bizi nereden tanıdıklarını da biliyoruz işte. Yaramız gerçekten çok derin, eşim 7 yıldır tedavi görüyor. Şimdi bunu kim kaldırabilir? Kalkacak bir yara değil ki. İyileşecek bir yara değil yani.
3 tane çocuğum vardı 3’ünü de okutmaya çalışıyordum. 3’ünü de dershaneye yazdırmıştım. Onlar için, okuması için gece gündüz çalışıyordum ben ve eşim ikimiz birlikte. Ama devlet eliyle bizi paramparça ettiler.
YARAYA YARA EKLENMESİN DİYE ACIMI DA YANIMA ALIP MÜCADELE EDİYORUM…
Sizi gazeteci davalarında, Cumartesi Annelerini yanında, aslında nerede gadre uğramış varsa orada görüyoruz…
Gülsüm Elvan: Zor, bizim yaramız kabuk bağlamıyor, kangrene dönüştü. Ama bir şekilde o kangrene fermuar çektik kenara koyduk. Her zaman kenara koyulmuyor tabii. Bazen gittiğim yerden eve geldikten sonra burada döküyorum içimi günlerce. Ama sonra çıkıyorum, kabuğuma çekilirsem daha kötü olurum diye. Hâlâ terapi alıyorum, ama kabuğa çekilirsem daha kötü olurum. Acımı yanıma alıyorum, yeni acılar eklenmesin, yara üstüne yara açılmasın diye ayakta duruyorum. Dilek Doğan’ı annesinin kucağında vurdular, Taybet ana sokak ortasında günlerce kaldı, Cemile’nin cenazesini buzdolabında sakladı annesi… Çorlu’da evlatlarını yakınlarını soranlar, ‘adalet’ diyenler yargılanıyor. Bütün anneler-kadınlar kardeşim, bütün çocuklar da Berkin. Ben bir Berkin’i kaybettim, milyonlarca Berkin oldu. Hepsi için mücadele edeceğim. ‘Ne olur annem ölmesin’ diyen Emine Bulut’un çocuğu benim çocuğumdur. Benim çocuğum da ölmek istemedi çünkü. Arda’nın annesinin yanındayım... Nerede bir çocuk, bir kadın katlediliyorsa biz onun karşısında olacağız.
Fotoğraf: İbrahim Maşe/DHA
DOSYANIN ÜZERİNDE BİR YUMRUK VAR…
Berkin’in katili Polis Fatih D’nin yargılandığı davaya da 18 Mart’ta davam edilecek. Mahkeme başkanı son duruşmada dosyanın yüzde 90’ının bittiğini söylemişti. Dosyada yargılanan tek sanık Fatih D. hâlâ görevde. Süreç boyunca pek çok usulsüzlük yaşandı…
Sami Elvan: Dosyanın üstünde bir yumruk var. Emir verenlerin bir lafıyla şu an dosyada tamamen delil karartmaya yönelik bir tutum görüyorum. İşte en son Jandarma Genel Komutanlığı Foça Jandarma Komando Okulu ve Eğitim Merkezi tarafından hazırlanan ek bilirkişi raporuna bakın. ‘Berkin kendi güvenliğini sağlamadığı için tali kusurlu’ sayılıyor. Bu rapor ve dava boyunca yaşananları bakınca tamamen cezasızlığa giden bir yol görüyorum. Onu yapmaya çalışıyorlar.
ÇOCUĞUM DÜŞTÜĞÜNDE GAZ ATANLAR, YOLU AÇMAYANLAR, EMRİ VERENLER…
Dosyanın sadece Fatih D. ile sınırlı kalması var bir de…
Sami Elvan: Benim çocuğuma diğer 2 polis de silah sıkıyor. Ve çocuğum vurulup düştüğü sırada sol tarafından da yaralanıyor. O sol kalçasındaki yarası kapanmadı oğlumun. Çocuk vuruluyor. Çocuğu kurtarmaya geliyor bir-iki genç, hastaneye götürecekler ve polisler gaz atıyor. Araba buluyorlar, arabaya müsaade etmiyorlar. Yani çocuğu hastaneye bırakmıyorlar. Okmeydanı Araştırma Hastanesine gidiş en fazla 5 dakika, 5 dakika içinde hastaneye yetiştirilse… Ama benim çocuğum hastaneye ölü gidiyor. 40-45 dakika gibi Kasımpaşa’da dolandırıp götürüyorlar. Sonuçta çocuk hastaneye yetişse kurtulabilir. Okan Göçer mesela... Okan Göçer, Berkin’in yarasının 10 misli, daha büyük yarası var bak şu an o çocuk yaşıyor. Yanında doktorlar varmış tesadüfen ve hemen yetiştiriyorlar. Şimdi o 2 polis, yolu açmayan, gaz atan polisler, emniyet müdürleri, içişleri bakanı, İstanbul valisi… Hepsinin benim çocuğumun hayatını kaybetmesinde parmağı vardır. Adam da demedi mi ‘Emri ben verdim’ diye…
CEZA ALSINLAR Kİ BAŞKA ÇOCUKLARA KIYMASINLAR…
Duruşma için bir çağrınız olur mu?
Sami Elvan: Bu katilleri cezasız bırakmak istiyorlar. O yüzden 18 Mart’taki duruşma çok önemli. Ben biliyorum, bizim çocuğumuz geri gelmeyecek. Biz bu mahkemeden de bir şey beklemiyoruz. Fakat toplum olarak bir şey bekliyorum. Çünkü hepimizi etkileyen bir dava. Emsal teşkil etmesini istiyorum. Cezalandırılsın ki bir daha başka çocuklar ölmesin, başka çocuklara kıymasınlar. Hak ettikleri cezayı almaları için mücadele ediyorum. Umarım hak ettikleri cezayı alırlar. Adalet bekliyor musun diye sorarsan bakıyorum davalara, işte gazetecilere olanlara, Osman Kavala’ya… Zor ama birlikte yaparız yaparsak. Bir çocuğun katilinin hesap vermesi başka çocukların geleceğinin teminatıdır.
Gülsüm Elvan: Acım diner mi dinmez, çocuğum yok, yok işte. Geri de gelmeyecek ama başka analar ağlamasın artık, onu diyorum. Benim bir çağrım olacak. Biz Berkin’i hep birlikte yıldızlara uğurladık. Şimdi de onun katilini yargılamak için hep bir olalım. Başka çocuklar ölmesin. Biz artık yeni yaralar açılmasın istiyoruz.
Gülsüm Elvan: Evden beraber çıkıyoruz, 8 Mart’a gidiyoruz. Çıkarken Sami ağabey uyarıyor, ‘Kolun bacağın sağlam gel’ diyor. Sohbet ede ede gidiyoruz. ‘Hiç korktun mu, ya da kendini yalnız hissettiğin oldu mu’ diye soruyorum. “Hayır” diyor ve ekliyor: “Bir dönem kızlar için çok korktum, akşam eve gelene kadar yüreğim ağzımdaydı. Onları bekliyordum. Ama zamanla o da geçti. Kendim için zaten hiç korkmadım. Bir canım var… Yalnız hissetim mi, ne yalan söyleyeyim oldu. Bazı zamanlar iyice zor oluyor, acı bazen çok ağır gelince insan düşüyor. Ama sokağa çıkınca senin acını yüreğinden hisseden birini görüyorsun ya, sana anne diyen birisini... O zaman geçiyor işte, yalnız değilim diyorsun...
BERKİN’DEN SONRA KÖPEĞİNİ ÇOK ARADIM…
Evde dünyalar güzeli bir kedi de var, Mika...
Gülsüm Elvan: Başta karşı çıktım, ama şimdi iyi ki gelmiş diyorum. Bir köpek alalım dedik, Berkin’in baktığı köpekler vardı, Tarçın vardı önce. O gitti, son zamanlarda Şila vardı. Evde 3 tane küçük tüpüm vardı, durmadan bitiyorlardı, hatta son zamanlarda kayboluyorlardı. Meğer Berkin Şila’ya kemik alıp kaynatıyormuş. Biten tüpü de satıp kemik alıyormuş. Sonra ben Şila’yı bulmaya çalıştım, bulsaydım onu alacaktım ama bulamadım. Mika da iyi geldi. Yol kenarında yavruyken bulup getirdi çocuklar. Araba ezmesin diye. Şimdi işte canımız…
Sami Elvan: Gülsüm’le rekabette. Kalkar kalkmaz sandalyesine oturuyor. Hepimize çok iyi geldi, evin üçüncü çocuğu oldu. Bir de anlıyor gibi bazen, yanına geliyor kendini sevdiriyor. Çocuklara da iyi geldi...
SAAT 14.00’TE MEZARI BAŞINDA OLACAĞIZ…
Feriköy’de mezar başında olacaksınız, çağrınız olur mu?
Sami Elvan: Berkin’i saat 14.00’te bir kez daha Feriköy’deki mezarı başında anacağız. Bizi hiçbir zaman yalnız bırakmayan dostlarımızı yanımıza bekliyoruz. Berkin bize ait bir çocuk değil. Annesi babası biziz fakat o herkesin evladı. Orada olacağız…
Gülsüm Elvan: Biz bir kez daha orada olacağız. Çocuğumu geri getirmez, içimi de soğutmaz ama onun mezarına gittiğimde katillerin hak ettiği cezayı bulduğunun haberini vermek istiyorum artık. O yüzden ben vazgeçmeyeceğim, bazen düşüyorum, yoruluyorum. Ama vazgeçmem, hem yasal yollarda çocuğumun davasını sürdüreceğim, hem de bütün anneler için, bütün çocuklar için mücadele edeceğim. Eğer vazgeçersem ben ölmüşüm. Kimse vazgeçmesin. Şimdiden gelenlerin de gelmeyenlerin de canı sağ olsun şimdiden.
Evrensel'i Takip Et