28 Nisan 2020 21:11
/
Güncelleme: 29 Nisan 2020 06:05

İşçi mektubu: Koronavirüs günlerinde organizede işçi olmak

Çiğli’den bir işçi
İzmir

Salgının başladığı günden bugüne yani iki aylık süreçte öyle şeyler yaşıyoruz ki, hayatımızı virüsten öncesi ve sonrası diye ayırabiliriz. Öncesini şimdilik bir kenara bırakacak olursak, salgın günlerinin toplum psikolojisini nasıl bozduğunu yaşayarak görüyoruz. Bütün bir halk gibi işçiler olarak da salgından kendi çabalarımızla korunmaya çalışıyoruz. Bizim psikolojimizi bozan elbette virüsün kendisi değil. Bunun etkisi olsa da asıl olarak alınmayan önlemler, çalışmak zorunda oluşumuz, evimize ekmek götürme kaygısıyla ölümüne çalışıyor olmak virüsün yarattığı baskının yanında neredeyse önemsiz kalıyor.

VİRÜSE YAKALANANLARI DUYUYORUZ

Alınıyor gibi gösterdikleri önlemlerin bizim hayatımızda maalesef bir karşılığı yok. Örneğin ben çalıştığım fabrikada işler yok denecek kadar az olmasına rağmen her gün metro ve otobüs kullanarak işe gidip gelmeye devam ediyorum. İşçi sayımız az ama bir şekilde temas oluyor. Bu da benim ve birlikte çalıştığım arkadaşlarımın endişelerini arttırıyor. Bu yalnızca bizim fabrikamız için geçerli bir durum değil, Çiğli Organize Sanayi’nde çalışan tüm fabrikalarda işçilerin ruh hali böyle. Diğer fabrikalardan virüse yakalanan arkadaşlarımızın haberlerini alıyoruz. Akar Tekstil’de yaşananlar ya da 60 işçinin çalıştığı ve deri makineleri üreten bir fabrikada işçilerin yarıdan fazlasının pozitif çıkması gibi haberler bizlerin üzerindeki baskıyı ve korkuyu daha da arttırıyor.

Bu haberler ve çalışma koşullarımıza bakıldığında asıl konuşmamız gerekenin, “Çarklar dönsün, üretim sürsün” diyen AKP Hükümetinin politikaları olduğunu düşünüyorum. Şu an Kovid-19 salgınını bile Allah’ın bir lütfu olarak görüp, işçilerin haklarını gasbeden yasalar çıkaran, devletin bütün olanaklarını patronlara altın tepside sunan bir iktidar ile karşı karşıyayız.

BU DÜZEN DEĞİŞMELİ DEMEK İÇİN 1 MAYIS’A

Çarklar dönsün diyerek çalıştırılan işçileri virüsten, ücretsiz izne gönderilen işçileri ise aileleriyle beraber açlıktan ölecek hale getiren iktidarın bu tutumuna karşı, işçiler olarak biz ne yapmalıyız? Tüm işçi arkadaşlarımı yaklaşan 1 Mayıs İşçi Sınıfının Uluslararası Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü’nde, taleplerimizi daha yüksek sesle dile getirmeye çağırıyorum. Kendi tarihimize baktığımızda işçilerin birleşip, örgütlenince sermayeye ve onun hükümetlerine geri adım attırdığını görebiliriz.

Bu 1 Mayıs’ta belki yan yana, kol kola olamayacağız ama bulunduğumuz her yerde 1 Mayıs’ı coşkuyla kutlamalıyız. Hepimizin kafasında oluşmaya başlayan ‘Bu düzen değişmeli’ düşüncesini ete kemiğe büründürmek için hep beraber mücadeleyi büyütelim.

EVRENSEL'İNMANŞETİ

Kamuda işçiden gizli pazarlık

Kamuda işçiden gizli pazarlık

Türk-İş ve Hak-İş’in üç genel başkan yardımcısı, 600 bin işçiyi kapsayan kamu toplu sözleşme görüşmeleri için önümüzdeki hafta Çalışma Bakanlığına sunmak üzere zam talebini belirledi. Ancak zam oranı açıklanmadı. Pazarlığı yapılacak rakamdan haberi olmayan işçiler tepkili: “Neyi kimden gizliyorsunuz, taslağı açıklayın.”

22 bin 131 TL Türk-İş'in belirlediği açlık sınırı

72 bin TL Türk-İş'in belirlediği yoksulluk sınırı

30 bin TL kamu işçisinin ortalama ücreti

BİRİNCİSAYFA
SEFERSELVİ
'Heybeden’ her gün yeni bir soruşturma çıkıyor. Yargı sopasıyla topluma gözdağı verilmek isteniyor.

Evrensel'i Takip Et