Muzaffer İzgü yazdıkları ile yaşıyor
Çocuk, gençlik ve mizah edebiyatına ömrünü veren usta yazar Muzaffer İzgü'nün 3. ölüm yıl dönümünde Tahir Şilkan, ustanın hayatına dair yazdı.

Fotoğraf: Wikipedia
İLGİLİ HABERLER

Yazar Muzaffer İzgü hayatını kaybetti
Tahir ŞİLKAN
Doksan sekizi çocuklar için yazılmış toplam 154 yayınlamış kitabıyla edebiyatımıza büyük katkıda bulunan Muzaffer İzgü'yü, iki yıl önce 84 yaşında sonsuzluğa uğurlamıştık.
1933 yılında, Elazığlı bir baba ile Antakyalı bir annenin çocuğu olarak Adana'da doğan Muzaffer İzgü, Diyarbakır Öğretmen Okulu mezunudur. İlkokul sınıf öğretmenliği ve ortaokul Türkçe öğretmenliği yapmış, emekliliğinden sonra İzmir'de sürdürdüğü yaşamını tümüyle edebiyata adamıştır.
*
Muzaffer İzgü, 1992 yılında Memduh Ün'ce aynı isimle sinemaya uyarlanan "Zıkkımın Kökü" romanında; Adana'da yoksunluk ve yoksulluk içinde geçen hayatını anlatır.
Cumhuriyetin 10. yıldönümünde, törenleri izlerken annesinin doğum sancıları tuttuğu için adının "Muzaffer" konulduğunu söyleyen Muzaffer İzgü, babasının, annesinin üçüncü kocası olduğunu, annesinin ilk kocasının savaşta, ikinci kocasının ise veremden öldüğünü, çamaşırcılık yaparak çocuklarını büyütürken okulda hademelik yapan babası ile evlendirildiğini anlatır.
Yedi yaşında iken evlerinin Seyhan nehrinin taşması ile göçtüğünü, canlarını zor kurtarırken yastık ve üzerinde yattıkları yatağın nehrin sularına karışıp gittiğini söyleyen İzgü, babasının ağladığını ilk kez o zaman gördüğünü yazacaktır.
" ...Sekiz yaşındayken açlığa ağladım. Babam hastaydı, yiyecek hiçbir şeyimiz yoktu. Aç yattık. Yatmadan önce ağladım, gecekondumuzun az ötesindeki konaklara bakarak sövdüm. Aç kaldığım zaman ekmek de çaldım, bana ne, çaldıranlar utansınlar..."
Yedi yaşından itibaren çalışmaya başlayan Muzaffer İzgü, sokaklarda şeker, kaynamış darı sattığını, fırın işçiliği yaptığını, hakkını alamadığı için patronun gözüne un atıp kaçtığını, ırgatlık yaptığını, hakkını alamadığı için 22 akrep yakalayıp, ağayı soksunlar diye ağanın evinin kapısının altından attığını söyler.
10 yaşında hastalandığında babasının parası olmadığı için kendisine ancak "Çerçi Yusuf'tan aldığı otlar içirdiğini, artık ölmek üzereyken annesinin varı yoğu üç buçuk lirasını vererek kendisini doktora sırtında götürerek muayene ettirdiğini, zatürre hastalığını annesinin ağzına verdiği kaşık kaşık sulu ayranla yendiğini söyleyen Muzaffer İzgü, ilkokula nalınla gittiğini anlatır.
*
İyi bir kitap okuyucusu olmasını, Adana'nın kuru ayazına borçlu olduğunu, Adana Halkevi'nde boyu kadar büyük bir soba olduğu için ısınmak için oraya sığındığını, kitap okumaya başladığını ifade eder.
Tepebağ Ortaokuluna giderken inşaat işçiliği yaptığını anlatan Muzaffer İzgü, ustalarıyla birlikte, "hiçbirisinin içinde kendilerinin oturmadığı" ne katlar diktiklerini yazacaktır.
Öğretmenler Kurulunun onun için "öğretmen olur" demesi üzerine Diyarbakır Öğretmen Okulunda parasız yatılı öğrenci olduğunu anlatan İzgü, savaş yıllarının yoksunluğunun geride kalmasına karşın, zorluklar içerisinde bir okul hayatı olduğunu yazar. Savaş yıllarında iki kilo bulgur unuyla bir hafta geçirdiklerini söyleyen İzgü, öğretmen olarak bu yoksulluk çemberini biraz da olsa kırdığını söyler.
*
Sonra Öğretmen okulundan arkadaşıyla evlenme, Diyarbakır Silvan'da başlayan öğretmenlik, Aydın'da devam edecek, ilk yazılarını, öykülerini de Aydın'da yazacaktır. Biri erkek, ikisi kız(ikiz) üç çocuk babası olan İzgü'nün ilk yazıları, Demokrat İzmir Gazetesi'nde yayınlanmıştır.
Sonra Akbaba Dergisi'nde süren yazarlık hayatında; gördüğü, birlikte yaşadığı insanları, onların hayatını, gezgin satıcıları, yapı işçilerini, ırgatlığı, üç kağıtçıları, esrarcıları, karakolluk olanları, polisleri, aç, yoksul, çaresiz insanları anlatmıştı.
*
Kendine özgü üslubuyla, yalın bir dil ve sınıfsal bir bakış açısıyla toplumsal çarpıklık ve çelişkileri ironik, alaycı bir dille anlatan Muzaffer İzgü, güldürmekten çok güldürürken düşündürmeyi amaçlamıştır.
Karakterlerine sevgiyle yaklaşan İzgü, tüm yazdıklarında daha güzel, daha eşit, daha yaşanılır bir ülke ve dünya düşünü çocuklara ve okurlara geçirmeye çalışmıştır.
Eserlerinde özellikle çocuklar için yazdıklarında, çocuklara paylaşımcılık, dostluk, kardeşlik, sevgi, saygı, çevre bilinci, okuma sevgisi, gibi olumlu özellikler kazandırmayı amaçlamıştır.
Yazı konularını, işçi kahvelerinden, parklardan, elinde filesiyle dolaştığı pazardan, okullardaki öğrencilerinin hayatından, sokaklardan gördükleri, tanık oldukları gerçek hayat sahnelerinden seçen Muzaffer İzgü, yüzlerce öykü, onlarca roman, oyunlar yazmış, çok sayıda edebiyat ödülü kazanmıştı.
*
Muzaffer İzgü ölmeden önce verdiği bir röportajda, kendisi için öldükten sonra, "Muzaffer İzgü doğdu, okudu, düşler kurdu, yazdı ve gitti." denilmesini istemişti. Son günlerinde artık düş görmediğini, düş görse yazması gerektiğini söyleyen Muzaffer İzgü, çocuklar ve büyükler için yazdıklarıyla hep yaşayacaktır. Anısına sonsuz saygıyla...
Evrensel'i Takip Et