24 Kasım 2020 23:00

Vardık, varız, var olacağız!*

Kadınlar olarak her alanda karşımıza dikilen şiddete ve tahakküme karşı bizler de her alanda dayanışmak ve mücadele etmek zorundayız.

Vardık, varız, var olacağız!*

Fotoğraf: Freepik

Berfin Ezgi TATLI

YTÜ

2020 yılının ilk on ayında 397 kadın öldürüldü. Bu kadınların 143’ü kendi evlerindeydi ve failleri akrabaları veya partnerleriydi. Bu on yıla gelene kadar kadın cinayetleri yüzde 471 arttı, artmaya devam ediyor. Her geçen gün vahşice katlediliyoruz, her geçen gün bu sayı artıyor. Her geçen gün bir başka hakkımızı elimizden almaya çalışıyorlar.

Bir gün İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması tartışılırken diğer bir gün her iki yılda bir ısıtılıp tüm yaşadığımız bu ezilmişliğin, güvencesizliğin, vahşetin sebebi kadınların kampüslerde erkeklerle birlikte okumasıymış gibi gösterilip toplamında AKP’nin muhafazakarlaşma politikalarının ayağı olabilecek kadın üniversiteleri’ni açma tartışması önümüze sürülüyor. 

Bir gün aynı “kadın üniversitelerinde” olduğu gibi şiddetin asıl kaynağını görmezden gelinip çözümü yalnızca kadınların olduğu alanlarla sınırlandırmaya çalışan pembe otobüsler önümüze serilirken diğer bir gün 2016 yılından beri tekrar tekrar gündeme getirilen “Çocuk İstismarının Affı Yasası” karşımıza çıkıyor. 

Bir gün çıkartılan istihdam paketleriyle esnek çalışmanın önü açılıp güvencesizliğe sürüklenirken diğer bir gün yeni kalkınma paketiyle “25 yaş altı belirli süreli iş sözleşmesiyle” bizleri geleceksizliğe iten iktidar; bizleri, daha 25 yaşına gelmeden emekliliğimizi düşünmek zorunda bırakıyor. 

KADINLAR İDEOLOJİK KUŞATMANIN HEDEFİ OLARAK GÖRÜLÜYOR

Tüm bu uygulamalar yaşamın her alanında bizlere nefes alma fırsatı bile vermeyecek hale bürünüyor. Bugün AKP hükümeti neoliberal politikalarla birlikte muhafazakâr toplum inşası temelinde her alanda kadınları tahakkümü altına almak üzerine pozisyon alıyor. Gündelik yaşamımızın her alanını yeniden örgütleyen topyekûn ekonomik, sosyal politikaların bütününü bu biçimiyle kurmaya yönelik adımlar atıyor. Burada muhafazakarlığı da bugün kapitalizmin kendi iç çelişkilerini ve tıkanıklıklarını aşmak üzere şekillendiriyor. Muhafazakârlık; ihtiyaç duyulan ucuz emek gücünü yeniden üretme, nüfusu güvence altına alma, sosyal ilişkilerin eşitsiz formlarını sürdürme gibi politik hedeflerin de gerçekleşmesine ilişkin ideolojik kuşatmanın parçası olarak vücut buluyor. Muhafazakârlığın kadın ve kadın bedeni üzerinde kurmaya çalıştığı tahakkümün görünürlüğü hayatın tüm temel alanlarında kendisini olağanca ağırlığıyla hissettirir hale gelmiş durumda. Toplamında aile kurumunun yeniden üretildiği ve bu kurumun kurucu rolünü kadının üstlenmesi gerektiğini savunan, aileyi toplumun değeri olarak sunan muhafazakâr söylemler, neoliberal ekonomi politikalarının yarattığı krizi perdelemek için kullanılıyor. Eğitimdeki özelleştirmelerle birlikte dinci ve gerici bir sistemi okul sıralarında dayatmaya çalışırken bir yandan sosyal alanlardaki varlığını da kısıtlayacak biçimde hareket ediyor. İşte kadın üniversiteleri, pembe otobüsler tam da bu noktada karşımıza çıkıyor. Bir yanda neoliberal politikalarla özellikle kadınları ekonomik olarak güvencesizliğe iterken diğer bir yandan muhafazakârlaşma adımlarıyla kadınları bulundukları her alana hapsediyor. Evdeyse eve iş yerindeyse işe neredeyse bağımlı hale getiriyor. Ataerkil kodlara dayalı kapitalist sistem devamlılığını güvence altına almak adına her geçen gün gittikçe vahşileşiyor. Bu vahşilikle birlikte eşitsizliği her geçen gün derinleştiren, şiddeti meşrulaştıran, daha da yoksullaştıran ve kadınların her türlü hakkına doğrudan saldıran bir hale bürünüyor. Ve tüm bu saldırıları sistematik bir biçimde her gün sürdürüyor. Sürdürmeye devam edecek. Kadın bedeni ve “kadınlık normatifleri” üzerinde kurulmak istenen tahakkümle birlikte siyasal muhafazakârlık rejimi aynı zamanda neoliberal politikaların günlük yaşantımıza olan etkisiyle daha bireyci ve dindar bir toplumsal yaşam inşasının önünü açıyor. Tüm bu tahakkümü hayatlarımızın hiçbir alanında boşluk bırakmayacak biçimde kültürel, ideolojik, siyasal alanda cinsiyetçiliği ve eşitsizliği derinleştirecek biçimde yayıyor.

KADINLARIN MÜCADELESİ TALEPLERİ KAZANIMLAŞTIRACAK!

Peki, tüm bunlara karşı kadınlar ne diyor? Ne tepki veriyorlar? Nasıl karşı koyuyorlar tüm bu saldırılara diye soracak olursak eğer: 2016’da Çocuk İstismarının affı yasası gündeme geldiğinde “Tecavüzü meşrulaştıramazsınız” diyerek itirazlarını dile getiren tüm kadınlar çıkıyor karşımıza. 2018’de bu yasa teklifi tekrar karşılarında geldiğinde “İstismarı affettirmeyiz” diyerek bu yasa teklifini geri çektiren kadınlar çıkıyor. 

İstanbul Sözleşmesi uygulamadan kaldırılmaya çalışınca tüm kadınlar dökülüyor sokağa, “İstanbul Sözleşmesi uygulansın” diyerek sahip çıkıyorlar ve erteletiyorlar kararı. Biraz zaman geçince tekrar gündeme getiriliyor kaldırılma tartışması. Kadınlar kendi yaşamlarını güvence altına alan yasal sözleşmeye aynı şekilde sahip çıkıyorlar İstanbul Sözleşmesi yaşatır diyorlar ve dökülüyorlar sokaklara.

HİÇBİR BOŞLUK KALMAYACAK, HAYATLARINI KADINLAR KURACAK!

Bugün tüm bu tahakkümü, şiddeti durdurmanın yolu öncelikle şiddetin toplumsal olarak ortaya çıktığı pozisyonları ve iktidarın tüm bu pozisyonları karşısında bir tutumla hareket etmekten geçiyor. Bu tutum kendi ifade alanlarımızın bırakılmadığı bu süreçte doğrudan kendi yaşamlarımızı kurmak ve yaşantımızın her alanında kendi sözümüzü söylemekten geçiyor. Bu da mahallemizdeki kadınlarla bir araya gelip dayanışma bilekliği örmekten tutalım kampüslerimizde kadın topluluklarında birer özne olmak, olmayan yerlerde bu alanları kurmak üzere harekete geçmek, Cinsel Tacizi Önleme Komisyonları kurmaktan geçiyor. Kısaca her alanda karşımıza dikilen bu şiddete, tahakküme karşı bizler de her alanda dayanışmak ve mücadele etmek zorundayız. Bugünümüze, yarınımıza saldıranlara ve kendi çıkarları uğruna inşa etmeye çalışanlara karşı bugünümüzü de yarınımıza da biz kuralım.

 *Sosyalizm ve kadının eşitlik mücadelesinde en ön saflarda yer alan devrimci militan Rosa Luxemburg’un basılı son sözleri: “Berlin’de asayiş sağlandı!” Ey kör zalimler! Sizin “düzeniniz” kumdan zemin üzerine kurulu. Devrim daha yarın “gümbürtüyle ayağa kalkacak yeniden” ve yüreklerinize korku salan borazanlarla ilan edecek: Vardım, varım, var olacağım!”

Evrensel'i Takip Et