24 Aralık 2012 08:23
İsmail Afacan

Yolculuk sırasında ressamın çizdiği tarlalarda, köprülerde ve bahçelerde yapılan çekimler ressamın keşifler yaptığı coğrafyayı daha yakından tanımamıza yardımcı oluyor.

130 yıl önce yaşamış bir ressamın çilelerine, acılarına ortak oluyoruz çoğu zaman. Çağında sanatı anlaşılamayan; yoksulların, ırgatların resmini yaparak sınıfsal bir tutum sergileyen ressamın portresini çiziyor birazda. Yaşadığı çağda kimsenin ilgisini çekmeyen, sıkıntılar içinde eserlerini üreten Van Gogh’un tablolarına bugün müzayedelerde milyon dolar verilmesi, yaşadığı ve tablolarını yaptığı yerlerin o günkü haliyle korunması hayatın ironisi olarak karşımıza çıkıyor. Yönetmen Serkan Koç’la ‘Van Gogh Sarısı’ belgeseli üzerine konuştuk.

Van Gogh Belgeseli çekme fikri nasıl ortaya çıktı?

Fikir, Fransa’da yaşayan resim sanatçısı Onay Akbaş, Ekrem Kahraman ve iş adamı İbrahim Benli’den çıkıyor. Üçünün yolu rastlantı sonucu Fransa’da kesişiyor ve birlikte Van Gogh’un mezarına gidiyorlar. Onay Akbaş, yıllardır hayalini kurduğu projeyi onlarla paylaşıyor. Türkiye’den bir grup sanatçı, Van Gogh’un yaşamında iz bıraktığı yerlere gitse, hem entelektüel bir tartışma yapsalar, hem de resim çalışsalar ortaya ne çıkar acaba? 3 dost, bu fikri hayata geçirmek için hemen orada karar veriyorlar ve Türkiye’ye dönünce kolları sıvıyorlar. Beni de ekibe davet ettiler. Onlar Van Gogh’u izledi, ben de kameramla onları çektim.

AMAÇ, İKİ KÜLTÜRÜN KARŞILAŞTIRILMASI

Projenin adı, “Vincent van Gogh’un Peşinde, Modernizmin İzinde.” Sanatçılar, Van Gogh’un yaşadığı, resim yaptığı yerleri gezerken, modernlik üzerinden Dünya’da ve Türkiye’de sanatın durumunu tartıştılar. Bu tartışmalar, günümüzde bütün dünyada sanatın krizde olduğu tezinden yola çıktı. Endüstrileşmeyle birlikte sanatın sonu mu gelmişti? Batı sanatı ile Türk sanatı arasındaki ilişki neydi? Temeldeki gerekçeler bunlardı ama görünürde Van Gogh’un kulağını niye kestiği, ‘Kargalı Buğday Tarlası’ tablosundaki kargaların nereden geldiği, onun resim sanatına getirdiği devrimci yenilikler gibi konular üzerinden yürüdü bu tartışma. Belgeselde özellikle Van Gogh’un resimlerinde çağını yansıttığı vurgulanıyor. Van Gogh resimlerinde çağını nasıl yansıtmıştır? Belgesel, tam da bu sorunuza yanıt vermeye çalışıyor. 18’inci yüzyıl Avrupa’sı. Karanlık bir Avrupa. Karanlık, çünkü onun resim sanatına getirdiği yeniliği göremiyor. Yaşamı boyunca tek bir resim dahi satamıyor. Aç, itilmiş bir adam. Çürüyen sistem, devrimci fikirleri kenarlara itiliyor. Cici resimler yapmıyor çünkü. Tarlada çalışan ırgatların, karanlık bir odada patates yiyen işçilerin resimlerini yapıyor. Yaptığı resim o sistem için 5 para etmiyor. Galeri sahiplerine para kazandırabilecek bir meta değil. Aslında onun resimlerine bakarak yaşadığı çağı ve çürüyen kapitalizmi çok yalın görebiliyorsunuz. Az önce de söylediğim gibi, çürüyen sistem devrimci fikirleri bastırıyor, kenarlara itiyor. Bugün de öyle değil mi? Türkiye’nin en kıymetli sanatçıları kenarlara itiliyor, naylon sanatçılar sistemin merkezlerinde baş üstüne çıkartılıyor. Bunlar çürüyen sistemin kurtçukları. İnsan belleğinde zengin çağrışımlar yaratan İnci Pastanesi, yerini AVM adı verilen poşet merkezlerine bırakıyor. Günümüz Türkiye’sinde kulağını kesmeye aday çok Van Gogh var.

SINIRSIZ YARATICI GÜCÜNÜ GÖRDÜM

Yoksulluk çekmiş, yaşamını intiharla son vermiş, kısa ömründe resim tarihine ismini yazdırmış bir ressam Van Gogh. Çekim süresince Van Gogh sizde ne gibi izler bıraktı?

Geziye davet edilene kadar Van Gogh’u ortalama bir insan kadar tanıyordum. Kulağını kesen, tutku dolu, deli bir ressam. Onun atmosferinde dolaştıkça hayranlığım arttı. Ancak ondan da öte, ezilenlerden yana tavır alan bir sanatçının sınırsız yaratıcı gücünü gördüm. Ona, bu ülkede yetişen bir yönetmen olarak çok sevdiğim ülkemin penceresinden baktım.


PATATES YİYENLERE BAKIN GÖRÜRSÜNÜZ

Van Gogh’un mücadeleci ve sosyalist kimliğinden bahseder misiniz?

Ailesinden ötürü Burjuva kökenli ancak tercihi ezilenlerden yana. Bu nedenle de devrimci bir sanatçı. Kardeşi Theo’ya yazdığı mektuplardan anlaşılıyor, bir düşünce insanı. Sosyalist görüşlerden etkilenmiş. Marks’ı tanıyor. ‘Patates Yiyenler’ adlı resmine bakın ideolojik kimliğini görürsünüz. Adam oturmuş, bir çift yırtık, eski, çamurlu işçi ayakkabısının resmini yapmış. Sanat bu. İçten gelen ve sınıfsal. Belgeselin adı Van Gogh Sarısı. Sarı renk de, bence onun ideolojisini yansıtıyor. O karanlığın içinde bütün cisimleri sarı boyamış. Ben Van Gogh’un gözünün en bebeğinin daha da arkasından bakmaya ve bu sarıyı anlamaya çalıştım. İç dünyasında karabasanlar yaşayan, karanlık, umutsuz bir insan neden sarıyı tercih etsin. Burada onun özlem duyduğu dünya ile, içinde yaşadığı sistem arasındaki çelişkiler var. Sarı, bu çatışmada, yaşamak istediği yeni dünyanın rengi bence. Bir de ütopyasının üzerine çöreklenen kargalar var. (İstanbul/EVRENSEL)

EVRENSEL'İNMANŞETİ

Yağma iklimi

Yağma iklimi

Enerji şirketlerinin patronlarının bizzat yönetimine girdiği Saray iktidarı, “iklim değişikliğiyle mücadele” adı altında sermayeye yeni kaynak aktarma hazırlığında. İktidarın Meclise getirdiği tasarıya göre karbon emisyonu ticareti sistemi kurulacak, “atmosferi kirletme hakkı” alınıp satılan bir mala dönüşecek. Sistem karbon ticareti zenginleri yaratırken, halka zehir kalacak.

BİRİNCİSAYFA
SEFERSELVİ
Erdoğan: Dünya bir imtihan yeridir, ekonomik zorluklar gelip geçer.