1 Aralık 2021 23:10

Ekmeğimiz için

Gebze’den bir işçi

“Eve aldığımız kesme şeker ne çabuk bitiyor, eşimle anlamadık gitti. Meğer bizim çocuklar mutfaktan geçerken birer ikişer ağızlarına atıyorlarmış. Ne yapalım çikolata yerine kesme şeker yiyor bizim çocuklar” diyor Mehmet.

“Ev kiralarına ne oldu bu ara, aldı başını gidiyor. Nişantaşı mı kardeşim burası, işçi kenti Gebze” diyor İsmail.

“Bu akşam ne pişirsem? Hep aynı yemeği yapıyormuşum. Ne yapayım ballı börek parası vardı da biz mi yapmayı beceremedik. Ben en iyisi çorbanın yanına patates salatası yapayım, hiç olmazsa karnımız sıkıca doyar” diyor işçi eşi Semra.

“Düşünüp duruyorum, aldığımız parayla ay sonunu nasıl getireceğim diye. Yiyeceğin, giyeceğin en ucuzunu nasıl temin ederim, başımı sokacak en ucuz kiralık evi nasıl bulurum, kışın doğal gaz parasını, elektrik, su parasını, çocukların okul masrafını nasıl bulur da öderim diye düşünür de düşünürüz” diyor Zülfü.

“Bizim ömrümüz ekmeğimizin peşinde koşmakla yitip gidiyor. Bir tarafta çalışırken ekmeği küçülen bizler, diğer tarafta ekmeğimizi çalarak zenginleşenler var. Ekmeğimize kan doğratmayalım” diyor Adil.

Öncelikle bu ifadelerin Gebze’nin işçi evlerinde yaşananları yansıttığını ve hiçbir abartı ve ekleme yapılmaksızın olduğu gibi aktarıldığını belirtelim.

Petrol-İş Gebze Şubesinin örgütlü olduğu Nedex işçileri haziran ayında greve gitmişlerdi. Grevin sanırım onuncu gününde Emek Partili kadınlar kendi emekleriyle hazırladıkları çorba, kek, böreklerle dayanışma ziyaretine gitmişlerdi. Grev çadırında hazırlanan yiyecekler dağıtılırken genç bir Nedex işçisinin eli kek ve böreklerden önce ekmeğe uzanmıştı. Eşim grevci genç işçiye “Delikanlı kek ile börek de var” deyince genç işçi “Abla önce ekmek gelir” demişti.

Ekmeğin biz işçilerin hayatında ayrı bir yeri vardır. Bizim için yaşam kavgası ekmek kavgası demektir. Ekmek parası için çalışırız. Yaşamın zorlaştığını anlatmak için “Ekmek aslanın ağzında” deriz. Daha iyi bir yaşam için verdiğimiz mücadele ekmeğimizi büyütme mücadelesidir. Hayat pahalılığı ve gelen zamlar karşısında “Ekmeğimiz küçüldü” deriz. İşten atıldığımızda ekmeğimizden edildik deriz. Ekmeğimize göz dikenlere, ekmeğimizle oynayanlara öfke duyarız. Grev boylarında direnişlerde hep birlikte “İş ekmek özgürlük” diye haykırırız.

Ama bugün bizlerin mücadelesinde ekmek sadece bildiğimiz ekmek değildir. Ekmek kıdem tazminatımızdır, insanca yaşayabileceğimiz asgari ücret mücadelesidir. Ekmek, sosyal yaşamımızdır, sevdiklerimize ayırdığımız zamandır, çocuklarımızın eğitim hakkıdır. Konuttur, sağlıktır, emeklilik hakkıdır, sendika ve grev hakkıdır. İşte bütün bunlar için verdiğimiz mücadeleyi ekmek kavgası diye özetleriz biz işçiler.

Ama ekmeğimiz giderek küçülüyor. Patron sınıfı ve onların hükümetleri ekmeğimize kan doğruyorlar. Onlar deveyi havuduyla götürürken, bize yoksulluğu ve işsizliği reva görüyorlar. Ücretlerimiz çarşıda pazarda kuşa dönerken, emeklilik yaşı yükseltiliyor, kıdem tazminatlarımız elimizden alınmak isteniyor. Ücretlerimizi artırmak, çalışma koşullarını iyileştirmek için grev yaptığımızda grevlerimiz yasaklanıyor. Sendikalaşma hakkımızı kullanmak istediğimizde işten atılıyoruz, ama patronlardan hesap soran yok. Bir ev sahibi olabilmek için bankalara hayatımızın 15-20 yılını ipotek etmemiz gerekiyor. Çocuğumuzun iyi bir eğitim almasını istiyoruz ama eğitimin paralı olduğu özel okulların önünden bile geçemiyoruz. Çocuklarımızın eğitim masraflarını karşılamakta bile zorlanıyoruz. Ailemizle, dostlarımızla daha fazla vakit geçirmek istiyoruz ama geçinebilmek için yaptığımız fazla mesailer bize zaman bırakmıyor.

Demek ki çok çalışmakla büyümüyor ekmeğimiz, aksine küçülüyor. Sesimizi çıkarmadığımız sürece de küçülmeye devam edecek. Elimizde kalan hakları korumak, kaybettiklerimizi geri alabilmek, yeni haklar elde etmek, insanca yaşayacak bir ücret için bizlerin mücadeleden başka bir seçeneğimiz yok. Ne kadar mücadele o kadar ekmek.

Bugünden kaygılı, yarından umutsuz yaşamak istemiyorsak, artık yeter başka bir seçenek olmalı diyorsak birleşecek ellerimiz, işimiz ekmeğimiz, özgürlüğümüz için.

EVRENSEL'İNMANŞETİ

‘Onaylamadığımız taslağı masaya koymayın’

‘Onaylamadığımız taslağı masaya koymayın’

Toplu sözleşme sürecinde olan kamu işçilerinin, Türk-İş ve Hak-İş yöneticilerinin üzerinde anlaştığı sözleşme taslağının kendilerinden gizlenmesine tepkisi büyüyor. Bu hafta hükümete sunulması beklenen taslağın onayları alınmadan masaya konmamasını isteyen işçiler, “Biz mücadele etmezsek sözleşmenin sonu belli” diyor.

72 bin 88 TL: Türk-İş’in yoksulluk sınırı

30 bin TL: Kamuda ortalama ücret

58 bin 200 TL: Türk-İş ve Hak-İş’in istediği zamlı ücret

BİRİNCİSAYFA
SEFERSELVİ
Erdoğan: Dünya bir imtihan yeridir, ekonomik zorluklar gelip geçer.

Evrensel'i Takip Et