Fatih Polat: Restorasyonun sınırlarını çizen bir metin
Siyaset kötü olanın karşısında vaat edilen ‘iyiliğin’ içeriği ve sınırlarıyla da ilgilenmek zorundadır. Daha doğrusu asıl olarak buraya bakmalıdır.

Fotoğraf: Barış Oral / AA
İLGİLİ HABERLER

Bülent Falakaoğlu: Mutabakat yeni, ekonomik ayağı eski

6 muhalefet partisinin lideri mutabakat metnini imzaladı
Fatih POLAT
6 siyasi partinin genel başkanları, 'Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutabakat Metni'ni Ankara'da imzaladı.
CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi ve DEVA’dan oluşan 6 partinin açıklayıp imza altına aldıkları ‘mutabakat’ metni, genel hatlarıyla kendisini Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin karşısında bir nefes alma imkanı olarak tanımlıyor. Açıklamanın ‘Yarının Türkiyesi’ sloganı ile sunulması da bu iddiayı tamamlıyor.
Mutabakat metni genel başkanlar tarafından imzalanmadan önce, genel başkan yardımcılarının yaptıkları konuşmalar, çeşitli yönleriyle şu anda yürürlükte olan ‘Tek Adam’ sisteminin yarattığı tahribata vurgu yaparak, çıkış için ne vaat ettiklerinin izahına yönelikti.
Metin zaten yayımlanmış olduğu için burada uzun uzun alıntılar yaparak tartışmaktan ziyade, genel bağlamı ve ruhu üzerinde durmak yöntemsel açıdan daha anlamlı olabilir.
Öncelikle karşımızda, ‘Tek Adam’ rejiminin yarattığı tahribata karşı sistemin sınırları içinde bir restorasyon öneren bir metin var. Bu restorasyonun sınırlarını da, açıklanan metinde de görüldüğü gibi, metne imza atan bileşenlerin sınırları belirliyor. Şeffaflık, temel hak ve özgürlüklere vurgu, seçim barajının yüzde 3’e düşürülmesi, “Yerel yönetimlerde seçme ve seçilme hakkını yok sayan kayyum uygulamalarına son vereceğiz” vurgusu, “din ve vicdan özgürlüğünün, basın özgürlüğünün, kadın haklarının, çocuk haklarının, çevre haklarının tam anlamıyla korunduğu özgürlükçü bir sistem” vurgusu, Cumhurbaşkanının yetkilerinin temsili görevlerle sınırlandırılması, engelliler, çevre ile ilgili düzenlemelerden, “basın kartlarının verilmesinde meslek kuruluşlarına belirleyici bir rol vereceğiz” vurgusuna kadar uzanan vaatler.
Temel hak ve özgürlüklerin ağır bir partizanlık altında ezildiği, Cumhur İttifakı’nın bekası etrafında bir siyasal alan ve ülke dayatıldığı günümüz Türkiye’sinde, böyle bir metin kuşkusuz her şeyden önce bir ferahlama vaat etmiş oluyor. Ancak siyaset kötü olanın karşısında vaat edilen ‘iyiliğin’ içeriği ve sınırlarıyla da ilgilenmek zorundadır. Daha doğrusu asıl olarak buraya bakmalıdır.
Örneğin, Türkiye İstatistik Kurumunun verilerine göre Türkiye ekonomisi 2021’de yüzde 11, geçen yılın son çeyreğinde yüzde 9.1 büyürken, emeğin bu büyümeden aldığı pay yüzde 3 daha küçüldü. En büyük şirketlerin kârlılığı katlandı. 2021’de kârını yüzde 369 artıran Ereğli Demir Çelik15.5 milyar TL, kârını yüzde 64 artıran Koç Holding 15.1 milyar TL, kârını yüzde 155 artıran Sabancı 12 milyar TL, kârını yüzde 114 artıran Ford 8.8 milyar TL net kâr elde etti. 6 parti tarafından açıklanan mutabakat metninde emek ve sermaye arasındaki bu ağır sömürü dengesine dokunan bir şey yok. Metinde vaat edilen ‘huzur’ bize sermayenin huzurunu kaçırıp emekçileri rahatlatacak bir çerçeveye sunmuyor.
Mutabakat metni kendisini demokratik söylemler üzerinden kurarken, Türkiye’nin temel demokrasi sorunlarının başında gelen ‘Kürt sorunu’nun adını koyarak bir çözüm vaadinde de bulunmuyor. “Kayyum uygulamalarına son vereceğiz” vurgusunu yaparken, muhtemelen, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde desteği kilit önemde olacak HDP seçmenine göz ucuyla bakıyor ama orada da duruyor. Daha ileriye gitmenin, iktidarın ‘Millet İttifakı’nın HDP ile ilişki üzerinden yıpratma stratejisine muhatap olacağı düşünüldüğü için mi böyle yapılıyor yoksa bu mutabakat metnini imzalayan bileşenlerinin sınırlarını ancak buna imkan verdiği için mi? Yoksa ikisi birden mi?
Açıklanan mutabakat metninden bir vurguyla da bağlayalım: “Görevini kötüye kullanmak suretiyle Anayasa Mahkemesi veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği hak ihlali kararına sebep olup devleti tazminata mahkûm ettiren ve zarara uğratan hâkimlere ve savcılara bu tazminat ve zararın rücu ettirilmesini sağlayacağız.” İlk bakışta kulağa hoş geliyor ancak, AİHM’nin ihlal kararlarına sebep olan hakim ve savcılar ya da sokakta hak arama eylemi yapan işçi ve emekçilere, kadınlara, gençlere karşı şiddet uygulayan, bu şiddeti haberleştirmeye çalışan gazeteciyi de şiddet uygulayarak gözaltına alan polis hangi politikaya dayanarak bunu yapıyor?
Tüm bu sınırlar bize ‘Millet İttifakı’nın sınırlarını gösterirken, üçüncü bir ittifakın neden ihtiyaç olduğunu tarif ediyor özünde.
Evrensel'i Takip Et