13 Nisan 2022 10:09
/
Güncelleme: 13:06

Bir olay: Seçim Kanunu’nun Meclisten geçmesi Bir kavram: Burjuva demokrasisi

Bir olay: Seçim Kanunu’nun Meclisten geçmesi

Artan döviz kuru, enflasyon ve bunlara bağlı olarak eriyen ücretler, ekonominin halk açısından neredeyse sürdürülemez bir hâle gelmesine sebep olurken yoksullaşmanın giderek artması, siyasi iktidarın da sarıldığı yalanların tabanında dahi geçerliğini yitirmesine yol açtı. İktidar kanadının içinde olduğu siyasi krize karşı egemen sınıfın muhalefet partilerinin birlikte hareket etmeye başlamasıyla iktidarı kaybetme korkusuna kapılan Cumhur İttifakı’nın seçimi kaybetmemek için başvurduğu/başvuracağı türlü yollardan birisi seçim kanunu değiştirmek oldu. MHP’yi sağlama almak için seçim barajının yüzde 7’ye düşürüldüğü, partili cumhurbaşkanının seçim sürecinde devletin imkânlarını propaganda maksatlı kullanmasına yasal kılıf hazırlandığı, zaten eksik olan seçim güvenliğinin daha da tehdit edildiği seçim yasası muhalefetin itirazlarına rağmen Meclisten geçti.

İktidar tarafından her antidemokratik uygulamanın mazereti ve demokrasinin temeli olarak işaret edilen seçimlerle ilgili bu şekilde mesnetsiz ve keyfi değişimlerin yapılması, seçimlerin güvenilirliği ve niteliğiyle ilgili tartışmaları da doğal olarak beraberinde getirdi. Buradan yola çıkarak, biz de bu sayımızda, gücü elinde bulunduranların yasal zeminini rahatça eğip bükebildiği burjuva seçim sistemini ele alıyoruz.

Bir kavram: Burjuva demokrasisi

Burjuva demokrasisinin en temel unsuru, genel katılımın yaşandığı ve toplumun vekiller ya da delegeler yoluyla dolaylı temsilinin sağlandığı seçimlerdir. Seçimler, burjuva diktatörlüğünün demokratik bir görüntü ile maskelenmesi ve meşru gösterme çabasının bir yansıması olduğu gibi çoğunlukla burjuvazinin çeşitli kliklerinin temsilcileri arasında bir sandalye kapmaca yarışı olarak geçer. Burjuva ideolojisinin seçimlere kuramsal ve yazınsal yaklaşımı fazla iyimser olsa da pratikte görülen halkın çeşitli kesimlerinin temsilinin ve denetiminin çok sınırlı olduğu, hatta bu seçim sistemlerinin teknokrasiye kadar varacak halkın karar alma süreçlerinden kopukluğu sorununu doğurduğudur. Seçimlerin, egemen sınıflar için bir diğer işlevsel yanı da demokrasi mücadelesinin pratik yanlarından birisi olan meydanlarda hak arama eyleminin haklılığını eritme, bu mücadele biçimini gölgeleme ve kitlelerin pasifizme itilmesine meşruiyet oluşturma çabasına katkı sunmasıdır.

Seçim kanunlarını da içeren burjuva demokrasisinin yasal yansımaları, ulaşılması gereken toplumsal bir ideali değil, sınıf mücadelesi tarihi boyunca tarafların hâlihazırda elde ettikleri güç durumunu ifade eder. Burjuva sistemindeki seçimlere de bu yönden bakmak gerekir. Keza iktidar erklerinin ihtiyaç duyduklarında, seçim hukukunda kavramları ve yasaları eğip bükerek yaptığı değişiklikler de genelde sınıf, özelde klik olarak egemenlikleri süresince biriktirdikleri gücün kâğıt üzerindeki yansımasıdır.

Zira karar alma mekanizmaları daima tepeden inme bir bürokrasi ile çalışır ve kapalı kapılar ardında dönen politikaya halk yabancılaşır. Böylece seçimler, esasen halkın devlet yönetimine yabancılaştırılmasının bir aracı hâline de gelir. Fabrikalardan, çeşitli iş yerlerinden, mahallî merkezlerden birleşerek büyüyen, tabandan örgütlenmiş gerçek temsil birliklerinin yerine temsilî ve göstermelik seçilen milletvekilleri gizli görüşmeler ya da telefon aramalarıyla kararlar alırken halk, hiçbir süreç hakkında bütünlüklü bilgiye ve denetime sahip olmuyor.

PUSULANIN “İKİYÜZÜ”

Burjuva demokrasisi, “özgürlük”, “eşitlik”, “serbestlik” gibi yüceltilmiş, soyut kavramlara dayanır. Oysaki burjuva demokrasisinin dayandığı bu temel ilkelerin tarihsel gelişimi ve hakiki karşılığında özgürlük, emeğini “özgürce” satarak yoksulluğa mahkûm olmasını; eşitlik, her bireyin her alandaki adil imkânlara sahip olmasını değil, burjuvaların aristokratlar karşısında hukuken eşit olmasını; “serbestlik” de kapitalistlerin piyasada ve meta dolaşımında serbest olmasını ifade eder. Her ne kadar bu kavramların kanunen karşılıkları, tarihsel olarak edinilen kazanımlarla halkın siyasi katılımına sınırlı bir fırsat sunsa da kapitalizmin doğal karakteri, bu alanı gitgide daraltma eğilimi göstermektedir.

Örneğin zengin azınlığın değil de yoksul çoğunluğun çıkarlarını savunacak olanlar, burjuva seçimlerinden önce “hukuk” karşısında eşit olsalar bile propaganda imkânları ve bu açıdan maddi bütçe yönünden haksız bir rekabete sürüklenirler. Egemenler, kendi çıkarlarını savunacak olan burjuva partilerine kaynaklar aktarırken halkın içinden gelen halkçı temsilciler bu imkânlardan yoksundurlar.

Fikirlerin “özgürce ve eşitçe” ifade edildiği burjuva demokrasisinde, medya gibi fikir üretim araçları da çoğunlukla maddi geçim araçlarını elinde bulunduran kapitalistlerin elinde bulunduğu için propaganda faaliyetleri eşitsiz bir zeminde gerçekleşir.

Burjuvazinin bu iki yüzlülüğü, yönetilmesi zor toplumsal kriz durumlarında iyice ayyuka çıkar. Olağanüstü hâl gibi mazeretler kullanılarak seçilenler dahi yok sayılıp bir imza ile keyfî yasal düzenlemelerin ve uygulamaların yapıldığı, yığınların en az seçimler kadar etkili denetim işlevindeki grev ve gösteri haklarının engellendiği, seçime katılacakların hapse atıldığı ya da mesnetsiz yasal düzenlemelerle yok sayıldığı eylemler, burjuva diktatörlüğünün en açık itiraflarındandır. Ne var ki, burjuva seçimlerinin sınıf mücadelesi tarihinde edinilmiş kazanımlarla da şekillendiğini unutmamak, bu seçimleri gerçek demokrasi mücadelesi yolunda bir araç olarak kullanmak ve hatta sadece güç testinin ötesinde yığınların demokrasi mücadelesindeki çıkarlarına en faydalı seçenekleri yaratmak gerekir. Komünistler, seçimleri, burjuvazinin gerçek yüzünü kitlelere aktarmak için, var olan koşullar içerisindeki her mücadele biçimini işçi sınıfının mücadelesinin çıkarları için kullanmak zorundadır. O ya da bu burjuva kanunu hangi süslü lafları kullanırsa kullansın, sınıflar üstü bir demokrasi yoktur ve mevcut çarpık demokrasi, burjuvazinin egemenliğinin bir aracıdır. Bu hâliyle burjuva demokrasisi, halk demokrasisinin bir parçası ya da kolaylaştırıcısı değil, düşmanıdır. Dünyanın çeşitli yerlerinde ve tarihin çeşitli dönemlerinde, türlü partilerin ve adayların kazandığı seçimlerle geçen on yılların kitlelerin sefaletine çözüm olmayışı, bilâkis çoğunlukla toplumsal eşitsizliği artırması göstermiştir ki, gerçek demokrasi sandıktan değil, yığınların mücadelesinden doğacaktır. İktidar bloğunun güncel girişimleriyle beliren seçim yasalarının gevşekliği bunun altını bir kez daha çizmiştir.

EVRENSEL'İNMANŞETİ

‘Tüm gruplar silah bıraksın, PKK kendini feshetsin’

‘Tüm gruplar silah bıraksın, PKK kendini feshetsin’

PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın, bir süredir beklenen mesajı, DEM Parti İmralı heyeti aracılığıyla duyuruldu. Öcalan, “Tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir” çağrısı yaptı. Açıklamada Suriye’deki Kürtlerin siyasi ve askeri durumuyla ilgili bir ifade yer almadı.

BİRİNCİSAYFA
SEFERSELVİ
CHP'li belediyelere silkeleme ve sabah dörtte operasyonlar yapılırken AKP'li Sincan Belediyesine Cumhurbaşkanlığı bütçesinden 30 milyonluk bağış yapıldığı iddia edildi.

Evrensel'i Takip Et