28 Nisan 2022 00:45

Ankara’daki mülteci işçiler: Nerede karnın doyarsa orası senin vatanın oluyor

OSTİM ve Siteler'de Türkiyeli ve mülteci işçilerle konuştuk. Türkiyeli işçiler işsizliğin sebebi olarak Suriyelileri gördüğünü söylerken, mülteci işçiler durumun böyle olmadığını anlatmaya çalışıyor.

Fotoğraf: Meltem Akyol/Evrensel

Paylaş

Birkan BULUT
Ankara

Mültecilere yönelik tepkilerin artması, konuyu siyasetin de gündemine taşıdı. Muhalefet partileri mülteciler üzerinden iktidara yüklenirken, iktidar mültecilerin ülkesine döneceğini ve bayram ziyaretlerine bu yıl izin verilmeyeceğini açıkladı. Tartışma mültecilerin Türkiye'den nasıl ayrılacağına indirgenirken, uzmanlar uzun yıllardır Türkiye'de hayat kuran mültecilerin dönmeyeceğini ve kalıcı çözümlere başvurulması gerektiğini vurguluyor. Ancak mültecilere ne yapacaklarını soran yok.

Ankara'da farklı ülkelerden mültecilerin yaygın olarak çalıştığı OSTİM ve Siteler'de Türkiyeli ve mülteci işçilerle konuştuk. Türkiyeli işçiler işsizliğin sebebi olarak Suriyelileri gördüğünü söylerken, mülteci işçiler durumun böyle olmadığını anlatmaya çalışıyor. OSTİM'de konuştuğumuz Iraklı genç bir işçi, daha küçük yaşta Türkiye’ye geldiğini belirterek, “Nerede karnın doyarsa orası senin vatanın oluyor” diyor. 8 yıl önce geldiğini anlatan Suriyeli bir işçi ise kalma-dönme tartışmaları karşısında durumu şöyle özetliyor: 5 yaşındaki çocuğuma Suriye’yi anlattığımda, ‘Halep nerede’ diye soruyor.

“SORUN SURİYELİLER DEĞİL DEVLETİN POLİTİKASI”

Suriyelilerin yoğun olarak yaşadığı Altındağ ilçesi geçtiğimiz yıllarda ırkçı saldırılar, Siteler ise Suriyeli işçilerin hayatını kaybettiği yangınla gündeme gelmişti. Siteler’de uğradığımız bir atölyede konuştuğumuz ilk Türkiyeli işçi, bölgede yaşayanlara göre mültecilere biraz daha ılımlı yaklaşsa da gitmelerini istiyor. “Neden” diye sorduğumuzda, göçmenler ucuza çalıştırıldığı için işsizliğin arttığını söylüyor: "Bazen ücretlerde yüzde 50 fark ediyor. Göçmen işçilere sigorta da yapmıyorlar. Öyle olunca bizimkileri niye alsınlar ki?​”

“Mülteciler gitse işsizlik biter mi, onlardan önce işsizlik yok muydu” diye sorduğumuzda arkadaşı araya giriyor: "Türkiye’de işsizlik bitmez ama Siteler’de işsizlik biter.”

Önceki işçi kaldığı yerden şöyle devam ediyor: "Zor şeyler yaşadılar, savaş ortamına gitmezler tabi ama ben işler düzelse de gideceklerini düşünmüyorum. Artık burayı sahiplendiler. Burada doğan büyüyen çocuklar var. Avrupa'ya da gidemiyorlar. Bir de yıllardır kalınca hal ve hareketleri de değişti. Zorla gönderecek halimiz yok ama ben gitmelerinden yanayım. Mesela ben taksiye binemiyorum, onlar biniyor. Otobüste yer vermiyorlar.”

Başka bir işçi “Abi bizimkiler yer veriyor mu sana, Suriyelilerle ne alakası var” deyince, “Tamam ama uzun zamandır burada oldukları için eskisi gibi davranmıyorlar” diyor.

Sorunun Suriyeliler değil devletin politikası olduğunu söyleyen bir işçi, “Artık hal ve hareketleri değişti” şeklindeki tepkilere şöyle açıklık getiriyor: “Savaşın başlamasından bu yana 10 yıldan fazla zaman geçti. Çoğu Suriyeli Türkçe öğrendi, burada doğan çocukları büyüdü, memleketini hiç hatırlamayan gençler çalışacak yaşa geldi. Saldırılar, çevrelerinden gördükleri ayrımcılık onları korkutsa da artık ilk geldikleri gibi durumda değiller. Kendileri daha iyi ifade edebiliyorlar, tepki gösterebiliyorlar”

“ARTIK ALTINDAĞ’DA EV TUTMAMIZA İZİN VERİLMİYOR”

Başka bir atölyede konuştuğumuz Suriyeli bir işçi, 8 yıldır Türkiye’de olduğunu söylüyor. Geçen yıl 18 yaşındaki Emirhan Yalçın’ın öldürülmesinden sonra yaşanan saldırıların ardından bakanlığın “seyreltme” politikası nedeniyle çok sayıda kişinin taşınmak zorunda kaldığını aktarıyor: “Hepimiz o zamanlarda çok korkmuştuk. Çocuk öldürüldüğünde bütün Suriyelileri suçladılar. Bir sürü kişi başka yerlere taşındı. Şimdi bizim ev yıkılacağı için biz de taşınacağız ama Altındağ’da ev tutmamıza izin verilmiyor. Gecekondu, eski bir evde oturduğum için 600 lira kira veriyordum. Keçiören’de ev aradım, en az 1500 lira kira istiyorlar. Keçiören'e gittiğimde sabah 8'de işe gelmem, akşam eve gelmem zor olacak.”

“İŞSİZLİĞE SEBEP OLMADIĞIMIZI ANLATMAYA ÇALIŞIYORUM”

Geldiklerinden beri çeşitli ayrımcılıklara uğradıklarını anlatan işçi, en çok geçen yıl yaşanan saldırılarda yaşadıklarını unutamadığını anlatıyor. “Suriyeliler gelince işsiz kaldık” diye gösterilen tepkileri sorduğumda, “Öyle bir durum yok; çevreme de anlatmaya çalışıyorum. 5-6 yıl önce oluyordu ama ben şimdi asgari ücrete çalışıyorum. Sigorta yapar mısınız dediğimde, yapmazlarsa da çalışıyorum. Yeğenim 15 yaşında, haftalık 800 lira alıyor. Biri işten çıkarıldığında mesela, bizi suçlayan oluyor ‘onu aldılar’ diye ama öyle bir şey yok. Hepimizin iki eli, iki bacağı var, aynı işi yapıyoruz. Geçinemiyoruz ama ekmeğimizin başındayız” diyor.

“BAYRAMA GİTMEK İLE SURİYE’YE DÖNMEK AYNI DEĞİL”

Sığınmacılarla ilgili en büyük tartışma konularından biri de bayram ziyaretleri. Geçtiğimiz günlerde MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin bayramda Suriye’ye gidenlerin geri dönmesine gerek olmadığını söylemesinin ardından, İçişleri Bakanı Soylu da bayram izni verilmeyeceğini açıkladı. Bu konuyu sorduğumuzda Suriyeli işçi, bayram ziyareti ile memlekete geri dönmenin aynı şey olmadığını anlatıyor: “Bayram ziyaretine giden herkes bütün ailesiyle gitmiyor. Ben buraya tek başıma geldim, ailem orada kaldı. Fakat evlendim, iki çocuğum var. Şimdi 5 yaşındaki çocuğuma Suriye’yi anlattığımda, ‘Halep nerede’ diye soruyor. 8 yıldır burada çalışıyorum, hepimiz buraya alıştık. İş yoksa, güzel bir hayat olmayınca Suriye’ye nasıl döneceğim? İran var, Rusya var, Esed var... Ülke karışık, bizim de kafamız karışıyor.”

“PARAN VARSA DAHA KOLAY VATANDAŞ OLUYORSUN”

Vatandaşlığa geçişin Suriyeliler arasında da bir ayrıma yol açtığını anlatan işçi, “Ben vatandaş olanlar arasında diploması olanların daha fazla olduğunu görüyorum. Gidip vatandaş olmak gibi bir şey yok, Göç İdaresi çağırıyor. Tabi 250 bin doların varsa daha kolay vatandaş oluyorsun. Vatandaş olanların Suriye’ye gönderilme korkusu olmuyor, sizin gibi hakları var. Burada Suriyelilere saldırdıklarında, vatandaş olanların arabasına Suriyelilerin plakası Türk olduğu için saldırmamışlardı. Çok koymuştu bu bana. Vatandaş olanla olmayan arasında da fark oluyor” diyor.

Bu sorunların nasıl çözülmesi gerektiğini sorduğumda şöyle yanıt veriyor: “Bu işi devlet çözecek. Yani ya herkesin dönmesi gerekiyor ya da kalmamıza izin verilmesi lazım. Fakat insanlar arasında ayrım yapılmaması lazım”

“ABD İŞGALİNDEN SONRA Şİİ-SÜNNİ AYRIŞMASI ÇOĞALDI”

OSTİM’de konuştuğumuz Iraklı işçi, 5-6 yıl önce Türkiye’ye geldiğini söylüyor. ABD işgaliyle hayatlarına giren savaş, daha sonra IŞİD ile devam etmiş: Savaş hayatlarına ABD işgaliyle girmiş, “Bizim köye de geldiler. Köyde onlara kaşı bir direniş olmadı ama Amerikalılar 15 yaşından büyük erkekleri köy meydanında toplayıp gözlerini bağladı. Sabaha kadar evleri aradılar, buldukları silahları paraları aldıktan sonra gittiler. Bu olayı hiç unutamadım.”

Göçmenlere “Neden savaşmayıp Türkiye’ye kaçtınız, Ukrayna’da insanlar direniyor” diye tepki gösterildiğini sorduğumuzda, ABD işgali başladığında çocuk olduğunu söyleyerek şöyle devam ediyor: “ABD ile yanındaki ülkelere kaşı direniş oldu, bu ülkelerin arasında Ukrayna da vardı. Özellikle Felluce’de uzun bir direniş oldu, birçok işgalci ABD askeri öldürüldü. Amerika işgal zamanında Irak’ta kimyasal silah dahi kullandı. Şimdi iyi ülke rolü oynuyor. İşgalden sonra Irak halkı arasında Şii-Sünni ayrışmaları çoğaldı. Eskiden sosyal hayatlarımız ayrı bile olsa bir arada huzurla yaşıyorduk, aynı ülkenin vatandaşıyız diyorduk. Amerika aramıza nifak tohumları ekti, kimsenin kimseye güveni kalmadı.”

“KARDEŞ KARDEŞİ ÖLDÜRÜYORDU”

Ukrayna’nın kendi ülkelerini başka bir ülkeye karşı savunduklarını söyleyen Hüseyin, ülkesini terk ettiği dönemi, şöyle anlatıyor: “Bizde başka bir ülke yoktu. Hem IŞİD tarafında hem Irak devleti tarafında akrabalarımız vardı, birbirimizi öldürüyorduk. Bir köy IŞİD eline geçtiyse oradaki erkekler IŞİD için savaşıyor, Irak devletine geçince IŞİD’den kaçan erkekler Irak için savaşıyorlardı. Kardeşler bile birbirini öldürüyor. Hatta Youtube’da videosu da vardı ama kaldırdılar; bir El Kaideci’nin abisi devlete haber uçuruyor, ‘kardeşimi bu pislikten temizledim’ diyor. İnsanların kafasını karıştırıyorlar, cennete gideceksin diyorlar.”

Göç etmenin otobüsle bir yere gitmeye benzemediğini söyleyerek, “Biz göç ederken anne ya da babasını daha fazla taşıyamayıp yolda bırakanları, açlıktan ölen çocukları gördük. Ülkeni terk etmek, ayrıldığın evin geldiğinde yerinde olup olmayacağını bile bilememek çok zor şeyler bunlar” diyor.

“BAŞKA SEÇENEK OLMAYINCA DAHA AZ ÜCRETE RAZI OLUYORUZ”

Türkiye’ye geldiklerinde çalışmaya mecbur oldukları için hep düşük ücretler aldıklarını anlatırken, “Daha yüksek ücret için Türkiye’deki işçilerle birlik oldunuz mu daha önce” diye sorduğumda, şöyle yanıt veriyor: “Maalesef öyle olmuyor, çok nadir işçiler birbirine sahip çıkıyor. Biz de başka seçenek olmadığı için daha az paraya razı oluyoruz. Çalışmasına rağmen parasını alamayan bir sürü işçi oluyor; mecbur bırakıp gidiyor. Birden fazla aile aynı evde yaşıyoruz.”

Göçmenlere yardım verildiği, birçok şeyin bedava olduğu şeklinde tepkilerle de karşılaşıyorlar. Hüseyin buna esprili bir yanıt veriyor: “İlk geldiğimizde verilen yardımlar artık yok. Sürekli zam geliyor her şeye. Bizim de Türkiye’deki gibi yoksulumuz var, zenginimiz var. Devlet bize para harcadığını söylüyor ama tersinden kazandığı da oluyor. Irak’ta emekli olup burada yaşayanlar, dolarla maaş aldığı için ülkeye döviz getiriyor (gülüyor). Biz yardım falan istemiyoruz. Sadece emeğimizin karşılığını alıp, birlikte yaşamak istiyoruz.”

İktidar ve muhalefet arasındaki sığınmacılar tartışmasını takip ediyorlar. Göçmenlerin birbirleriyle haberleştiği gruplarda, CHP’nin göçmenleri Türkiye’den göndereceği konusunda videoların sıkça paylaşıldığını öğreniyoruz. Hüseyin bu konuda şöyle diyor: “Tayyip giderse iyi olacak diyen de, kötü olacak diyen de var... Bize bir faydası bulunmuyor ama Kılıçdaroğlu da yabancı kalmaz diyor. Bence seçimlerde kim başa gelirse gelsin kimseyi zorla gönderemezler.”

“HAFTADA 250 TL VEREN YERLER VAR”

Başka bir Iraklı işçi, daha küçük yaşta Türkiye’ye geldiğini belirterek, “Nerede karnın doyarsa orası senin vatanın oluyor” diyor. Fakat göçmen işçilerin ucuza çalıştırıldığını anlatan Ömer, “Haftalık 250 lira veren yerler var. Sitelerde, Ulusta, OSTİM’de... Sürekli tepki oluyor. Geçen gün arkadaşın çocuğu oldu, giriş yaptırmak için gittiğinde “Gene mi çocuk yapıyorsun’ demişler. Bu benim hayatım, sana ne kardeşim. Arkadaş da görevliye ‘Sen benim ülkeme gelsen böyle söylemezdim’ demiş. Çok oldu burada kaldığınız artık yeter diyorlar. Bu ekonomik, toplumsal sorunların sorumlusu biz değiliz” diyor.

Patronların farklı ülkelerden gelen göçmenler arasında da ayrımcılık yaptığını anlatıyor: “Geçen Iraklı bir arkadaşıma Suriyeli işçi istediğini söylemiş. Patronlar yabancıları vatandaştan daha çok tercih ediyor. Bize sürekli ‘Neden savaşmıyorsunuz vatanınız için, bu kadar mı korkasınız’ diyorlar. Peki orada savaşacağımız insanlar kim? Orada herkes birbiriyle savaşıyor. Mesela ben akrabamla neden savaşayım?​”

Hafta sonu işçilerin 1 Mayıs’ta buluşacağını, haklarını hep birlikte savunacaklarını anlattığımda, Irak’ta da yapıldığını, daha önce katılmadıklarını ama Ankara’da olursa katılmak istediklerini söylüyorlar.

ÖNCEKİ HABER

Almanya’da 1 Mayıs: Savaşın gölgesi büyüyor, yoksulluk artıyor

SONRAKİ HABER

TGS: 1 Mayıs’ta 8 ilde alanlardayız

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa