Başkanlık sisteminin dört yılı | Sermaye kazandı, halk yoksullaştı
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ‘Verin yetkiyi bu kardeşinize’ talebiyle inşa edilen başkanlık sistemine geçildiği günden beri emekçiler gün yüzü görmedi.

Fotoğraf: AA
Erdi TÜTMEZ
İstanbul
Türkiye’de 16 Nisan 2017 referandumuyla kabul edilen ve 9 Temmuz 2018 tarihinden itibaren uygulanmaya başlanan başkanlık sistemi dördüncü yılınını geride bıraktı. AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, sisteme geçilmeden önce 2015 yılında ‘Türkiye’de Hükümet Sistemi Tartışmaları ve Başkanlık Modeli Sempozyumunda şunları söylüyordu: “Son yıllarda sıkça yaşanan mali ve temsil krizleri sorunu daha da derinleştirdi. Güncel olmayan sistemler bu krizi yaşamaya mahkum. Her kriz reformun da kapısını açıyor. Korkmaya, çekinmeye gerek yok.” Erdoğan’ın söylediklerinin aksine bu dört yılda Türkiye ekonomisi bir çöküşün eşiğindeyken Meclis ise neredeyse devre dışı. Ülke Erdoğan’ın kararnameleri ile yönetiliyor. Başkanlık sisteminin dört yılını Dr. Fatih Yaşlı ve Gazeteci-Yazar Nuray Sancar ile konuştuk.
Fatih Yaşlı ve Nuray Sancar. (Fotoğraflar: Kişisel arşiv)
BAŞKANLIK SİSTEMİ: TEPEDEN SINIF SALDIRISI
Dr. Fatih Yaşlı, Erdoğan’ın 24 Haziran 2018’deki seçimlerden beş gün önce yaptığı konuşmayı hatırlatıyor: “Erdoğan ‘Siz bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra bu faizle, şunla bunla nasıl uğraşılır göreceğiz’ demişti. Türkiye sahiden de o günden beri ‘faizle, şunla bunla’ nasıl uğraşıldığını görüyor. Erdoğan’ın ‘faiz sebep enflasyon netice’ tezine ve ‘Naslar var’ söylemine uygun bir uğraş bu. Ama çok net bir sınıfsal arka planı bulunuyor meselenin. Bugün, çarkları döndürmek adına, ‘Çin modeli’ adı altında ve ekonomiyi bütünüyle ihracata yönlendirme hedefiyle faizlerin yapay olarak düşürülmesinin sonuçlarını yaşıyoruz hep beraber.” Yaşlı, faizlerin yapay şekilde indirilmesinin, dövize olan talebi artırdığını bunun ise zaten sürekli dış açık veren ve döviz bağımlısı olan bir ekonomide, dövizin fiyatını astronomik bir şekilde yükselterek bütün dengeleri altüst ettiğini de ekliyor: “Uzunca bir süredir yavaş yavaş arttığı için halkın cebine görece daha az etki eden enflasyon, özellikle art arda faiz indirimlerinin yapıldığı ve modelin resmi olarak açıklandığı son sekiz-dokuz ayda bir patlama yaptı. Bu da beraberinde hızlı bir yoksullaşmayı getirdi. Öte yandan, başta finansal sermaye olmak üzere, büyük şirketler, bankalar ve holdingler, yani sermayenin bütün fraksiyonları bu süreçte inanılmaz kârlar elde ettiler ve zenginliklerine zenginlik kattılar. Ben buna James Petras’tan ödünç aldığım bir kavramla “tepeden sınıf saldırısı” diyorum. Günümüz Türkiye’sinde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi her şeyden önce Türkiye işçi sınıfına yönelik doğrudan ve bütünlüklü bir sermaye saldırısı anlamına geliyor, yaratılan ‘emek cehennemi’yle emekçilerden patron sınıfının cebine muazzam bir servet transferi gerçekleştiriliyor.
"EGEMENLİĞİN KAYNAĞINA BAKMAK GEREK"
Yaşlı “Biçimsel olarak bakıldığında evet parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçiş söz konusu ama bence mesele bunun ötesinde bir anlam taşıyor.” diyor ve şu ifadeleri kullanıyor: “Esas odaklanmamız gereken yer rejim değişikliğinin içeriği ve burada egemenliğin kaynağı ve mekânına bakmak gerekiyor. TBMM ilk açıldığında kullanılan “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” lafı, egemenliğin kaynağının “tanrının yeryüzündeki gölgesi olan” padişah değil, seküler bir kolektif kimlik olan “millet” olduğuna işaret ediyordu. Yani egemenliğin kaynağı gökyüzünden yeryüzüne indiriliyor, egemenlik sekülerleştiriliyordu. Benzer bir şekilde egemenliğin mekânı da artık saray değil “milletin temsilcileri”nin yer aldığı Meclis olacaktı. İktidar ise bunu bir kez daha tersine çevirdi, “millet”i seküler bir kolektif kimlik olarak değil dini bir kolektif kimlik olarak, yani İslam üzerinden yeniden tanımlamaya girişti ve egemenliği de bir kez daha gökyüzüyle bağlantılandırdı. Egemenliğin mekânı da yeniden Meclis’ten saraya taşındı. Dolayısıyla ortaya adı konulmamış bir “fiili dinsel rejim” çıktı. Ben özellikle sosyal medyada şeriatın anayasada yazmayacağını ama siyasal, kamusal ve toplumsal alanın üst ilkesi din olan bir perspektif doğrultusunda dinselleştirilmesinin devam edeceğini sürekli hatırlatmaya çalışıyorum. Böyle bir süreç yaşıyoruz çünkü.”
YASA BELİRLEYEN DE KABUL İMZASINI ATAN DA O…
Gazeteci-Yazar Nuray Sancar da sistemin dört yılını özetlerken sistemin başladığı tarihten itibaren sermaye kesimlerinin yüzünün güldüğünü söylüyor: “Yönetim biçiminin değişmesiyle birlikte bütün yetkiler tek adam mekanizmasına bağlandı. Bakanlar atanmaya başlandı, seçilmişlerin de hükmü pek kalmadı 15 Temmuz darbesinden itibaren uygulanmaya başlanan KHK’ler yerleşik bir hal alarak yasama süreci KHK’lileştirildi. CB ne istiyorsa yasa öyle çıkıyordu. Yasayı belirleyen de o oldu kabul imzasını atan da. Ve bütün bunlar Frenk icadı sayılan, demokrasi, cumhuriyet, laiklik gibi kavram ve kurumlar kötülenerek yapıldı. Başkanlık ise Türk tipi, yerli milli bir projeydi sözde. Bu tarihten itibaren sermaye kesimlerinin sahiden ‘yüzü güldü.’ Devletin bürokrasideki imkanları onların emrine açıldı. Sadece yerli değil onların ortaklık yaptığı yabancı sermaye için de geçerli bu. İç politikadan dış politikaya kadar bir karşılığı oldu bunun. Ülke giderek daha bağımlı ve borçlu hale geldi, halkın birikimi ve kaynakları fütursuzca yağmalandı. Halkın barınma, iş, ekmek, eğitim, sağlık ve demokrasi gibi temel sorunlarına gelince…Bugün durum apaçık ortada. Ağır enflasyonun, pula dönen paranın bütün sonuçları gayet yerli milli başkanlık sistemi tarafından halka yaşatılıyor. Ağır bir fakirleşme, işsizlik daha önemlisi yaygın bir açlık var.”
"HALK İNİSİYATİFİNİN OLMADIĞI SİSTEMLER SORUNLARI ÇÖZMEZ"
Ülke yeni bir seçime doğru ilerlerken Millet İttifakında yer alan muhalefet partileri başkanlık sisteminin sorunları çözmediği eleştirisini getirerek, güçlendirilmiş parlamenter sistem önerisi getiriyor. Peki yeniden parlamenter sisteme dönüş sorunların çözümüne katkı sağlar mı? Nuray Sancar şöyle cevaplıyor: “Tek adam yönetiminin bedeli ve faturası o kadar ağır ki, bundan yirmi yıl önceki yönetim biçimi ütopik bir hedef haline geldi. Geliştirilmiş şartıyla masaya sürülmüş olsa da parlamenter sisteme geçiş, rejimin mekanizmaları aynı kaldığı sürece fark yaratacak bir değişim olmaz. Parlamentoyla güçlendirilmiş tek adam sistemi olur. En önemli değişim halkın siyasete aktif katılımını sağlayan örgüt ve mekanizmaların, pazarlık ve toplu sözleşme süreçlerinin geliştirilmesiyle ve bunların temel hak olarak kabul edilerek tabana yayılmasıyla olur. Yani parlamenter sistemi tamamlayan denge ve denetlemenin parlamento dışına da yayılması demek olur bu. Halk kendi temsilcilerini seçer Meclise gönderir ama diğer yandan örgütleri aracılığıyla; grev, meydan kürsüleri, toplanma alanları, protesto eylemleri ile süreci denetler, seçtiklerini beğenmezse geri çağırır. Ama bizde seçilenle seçen arasındaki kurallı ilişki sandıktan sonra bitiyor maalesef. Ya da rica minnet ilişkisine dönüşüyor. Halk inisiyatifiyle birlikte düşünülmeyen temsili sistemler halkın temel sorunlarını çözmez. “Başkanlık sistemiyle önemli düzenlemeler yapıldı ama bu sadece dört yıllık bir zamana sığmadı.” diyor Sancar ve ekliyor: “Devletin yeniden yapılanması Balyoz, Ergenekon operasyonları, iki Anayasa referandumu, hukuk sistemindeki dönüşümler ve çevre katliamıyla sonuçlanan imar izinleri, SİT ihlalleri, kamu-özel işbirliği ile borçlandırmanın yolunu açan yeni ihale yasaları, Yerel yönetim düzenlemeleri ile, neredeyse değiştirilmeyen çok az şey kaldı. O az şeylerden birisi emekçi sınıfların durumu. İşsizlik fonunun bile yağmalandığı bir dönemden geçiyoruz. Ücretler nesnel olarak hızla eridi. Bu iktidarın halka sunduğu tek şey şükretme yollarını öğretmek, sürekli tehdit, yalan ve azarlamadır. Hak isteyene ise biber gazı. Halk için tek çıkış yolu geri adım atmamak, mücadele etmek, taleplerinden vazgeçmemek olabilir. Kendisine ait olanı geri istemek emekçilerin en meşru hakkı ve tek yolu.”
‘MİLLET İTTİFAKI DÜZEN SİYASETİNİN BAŞKA BİR BLOKU’
Fatih Yaşlı da “İster başkanlık sistemi olsun ister parlamenter sistem, esas mesele bu sistemlerin hangi halk sınıflarının çıkarlarını gözettiğidir” diyor. Yaşlı şu ifadeleri kullanıyor: “Bugün iktidar sermayenin çıkarlarını gözetecek bir şekilde hareket ediyor evet ama buna alternatif olarak sunulan Millet İttifakı da düzen siyasetinin başka bir blokunu oluşturuyor. Bu nedenle de iktidarın ekonomi politikalarına yönelik eleştirileri, bırakın düzen dışı olmayı, düzenin sınırlarını zorlamayı dahi öngörmüyor. Türkiye’yi bugünlere basitçe Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi değil, Türkiye’nin sermaye düzeni ve onun 40 yıllık politik programı olan neoliberalizm getirdi. Bu nedenle de açıkça söylemek gerekiyor ki Millet İttifakı ve parlamenter sisteme dönüş toplumsal gidişat üzerinde pansuman anlamına gelebilecek kimi kısmi etkiler yaratabilir ama köklü ve esastan bir şekilde emekçi sınıflar yararına bir seçenek toplumun önüne getirilemez. Bunun için yaka rengi fark etmeksizin işçiler, memurlar, köylüler, yani emeğiyle geçinenler bir araya gelmeli ve kapitalizme alternatif olabilecek sahici bir seçeneği, kamucu, halkçı, laik ve antiemperyalist bir seçeneği yaratmalıdırlar. Türkiye’nin asıl çıkışı o seçenekten geçmektedir çünkü.”
EKONOMİDE HER KALEM EMEKÇİLERİN ALEYHİNE DEĞİŞTİ
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin resmi olarak başladığı 9 Temmuz 2018 tarihinden bu güne işsizlik, döviz kurları, enflasyon, cari açık, vergi, faiz, akaryakıt ve ücretlerde emekçinin aleyhine seyir izlendi.
DOLAR/TL YÜZDE 284 ARTTI
9 Temmuz 2018’de dolar 4.5 lira avro ise 5.3 lira civarında işlem görüyordu. Dün avro 17.51, dolar 17.32 seviyesinde işlem gördü. Buna göre 4 yılda avro Türk lirası karşısında yüzde 230 değer kazandı. Dolar/TL’de artış yüzde 284 oldu.
İŞSİZ SAYISINDA YÜZDE 38 ARTIŞ
2018 yılının temmuz ayında geniş tanımlı işsiz sayısı 5 milyon 872 bin, geniş tanımlı işsizlik oranı ise yüzde 17.3 seviyesindeydi. 2022 haziran ayında geniş tanımlı işsiz sayısı 8 milyon 107 bine çıkarken, geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 21.7 oldu. Buna göre işsiz sayısı yüzde 38 oldu.
ENFLASYON YÜZDE 19’DAN YÜZDE 79’A
Enflasyon 4 yılda yoksullaşmayı artırdı. 2018 temmuzda yıllık tüketici enflasyonu yüzde 18.95, üretici enflasyonu yüzde 45 seviyesindeydi. 2022 yılı haziran ayında yıllık enflasyon yüzde 78.62’ye çıktı. Üretici enflasyonu ise yüzde 45’ten yüzde 138.31’e fırladı.
CARİ AÇIK YÜZDE 846 ARTTI
Hükümetin ‘Cari açığı kapatacağız’ söylemleri boşa çıktı. 2018 yılı temmuz ayında cari açık 683 milyon dolar olarak kaydedildi. Yılın ilk 7 ayında cari açık 13.7 milyar dolardı. 2022 yılı mayıs ayında cari açık 6 milyar 468 milyon dolar düzeyinde gerçekleşti. Buna göre ay bazında cari açık yüzde 846 arttı.
KREDİ RİSK PRİMİNDE ARTIŞ YÜZDE 175
Türkiye’nin borçlanma maliyetini ve kredi riskini gösteren 5 yıllık CDS primi 2018 yılı temmuz ayında 308 puandı. CDS primi dün 850 seviyesini gördü. Buna göre CDS’te artış yüzde 175 oldu.
4 KAT DAHA FAZLA FAİZ ÖDEDİK
Türkiye 4 yılda faiz üssü oldu. 2018 yılı ocak-mayıs döneminde hazine 31 milyar 417 milyon lira faiz ödemesi gerçekleştirdi. 2022’nin aynı döneminde faiz harcamaları 121 milyar 885 milyon dolar oldu. Buna göre faiz ödemeleri 3.9 kat arttı.
DEVLET GELİR VERGİSİNİ İKİYE KATLADI
Hükümet emekçilerden daha fazla gelir ve özel tüketim vergisi aldı. 2018 ocak-mayıs döneminde 53 milyar 817 milyon lira gelir vergisi toplayan AKP iktidarı, 2022 yılı ocak-mayıs döneminde 116 milyar 979 milyon lira gelir vergisi elde etti. Buna göre gelir vergisinde artış oranı yüzde 117 oldu. ÖTV miktarı da 2018 ocak-mayıs döneminde 56 milyar 512 milyon liraydı. 2022 ocak-mayısta toplanan ÖTV 126 milyar 469 milyon liraya çıktı.
ASGARİ ÜCRET REEL OLARAK 2018’İN GERİSİNDE
2018 yılının temmuz ayında uygulanan 1603 TL’lik asgari ücret 2022 yılı haziran ayında uygulanan 4 bin 250 lira olan asgari ücretin reel olarak üzerindeydi. 2018 yılı asgari ücretinin parasal değeri 2022 yılının haziran ayında 4 bin 361 TL’ye denk geliyordu.
BENZİNDE FİYAT ARTIŞI YÜZDE 303!
Enflasyonu tetikleyen en büyük harcama kalemlerden olan benzin fiyatlarında artış durmadı. 2018 temmuzda 6 lira 24 kuruş olan benzin, dün 25 lira 2 kuruştan satıldı. Buna göre benzin fiyatları 4 yılda yüzde 303 arttı. Motorinde artış oranı yüzde 331 oldu.
ŞİRKET KÂRLARI KATLANDI
2017 yılında Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi altında işlem gören şirketlerin net kârı, 74 milyar 50 milyon lira olurken, 2021’de şirket kârları fırladı. Şirketlerin kârı 2021’de yüzde 222 artarak 238 milyar 843 milyon liraya yükseldi.
HUKUKTA, BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNDE EN DİPLERDE
- Türkiye, dünya demokrasi sıralamasında (2021) (En iyi durumdaki ülkenin birinci, en kötü durumdakinin 167’nci sırada yer aldığı) 167 ülke arasında 103’üncü sırada yer alıyor.
- Türkiye hukukun üstünlüğü endeksinde (2021) toplam 139 ülke arasında 117’nci sırada yer alıyor.
- Türkiye, siyasal istikrar endeksinde (2020) 194 ülke arasında 170’inci sırada yer alıyor.
- Türkiye, dünya basın özgürlüğü endeksinde (2021) 180 ülke arasında 153’üncü sırada bulunuyor.
- Türkiye yolsuzluk algı endeksinde (2021) 180 ülke arasında 96’ncı sırada yer alıyor.
- Türkiye OECD ülkeleri öğrencilerine uygulanan PISA testi sonuçlarına göre (2018) 37 OECD ülkesi arasında 31’inci sırada.
Evrensel'i Takip Et