14 Eylül 2022 06:00

Sistemin çarkları orada da işliyor!

Yurt dışında görece daha iyi koşullara sahip olunduğunu kabul etmekle birlikte aynı zamanda kaçtığımız sorunları yaratan sistemin çarklarının orada da işlediğini kabul etmeliyiz.

Sistemin çarkları orada da işliyor!

Kaynak: Julia Zyblova/ Unsplash

Nisa ÇİÇEK

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi

Sağlıkta şiddet olaylarının gittikçe dozunun artmasından, artan iş yükünden, bu iş yükü altında ezilen sağlık emekçilerinden, ücretlerde erimeden, sağlığın hak olmaktan çıkıp ticarileşmesine kadar birçok etken uzun yıllar hayalini kurarak geldiğimiz fakültelerimizde okumaktan, mezun olunca karşılaşacağımız çalışma hayatına kadar müthiş bir kaygı duyulmasına sebep oluyor. Yeni eğitim-öğretim dönemi, tıp fakültelerine giriş sıralamasının son yılların en düşüğü olduğu gerçeğiyle başlıyor haliyle. Uzun yıllar hayalini kurduğu halde bir gelecek göremediği için tıp okumaktan vazgeçen onca kişi bir yana, fakültelerimizden mezun olunca karşılaşacağımız çalışma hayatına dek sistemin ürettiği ve çıkmaza soktuğu tüm durumlardan endişe duyuyoruz.

SORUNLARIN ASIL YARATICILARI VE SÜRDÜRÜCÜLERİ

Günlük sohbetlerimizde “Başka bir meslek mi tercih etmeliydik acaba?​” cümlesi kendine yer edindi mesela. Daha önce yurt dışına gitme fikrine mesafeli duran arkadaşlarımızın bile yurtdışı fikrini gündemlerine aldığını görüyoruz. Daha ilk yıldan yabancı dil kurslarına giden ya da USMLE çalışma gruplarına giren azımsanamayacak bir kitle var. Bu noktada, “6 yıl sabreder ondan sonra ülkeden ayrılırım” diyerek bireysel kurtuluş çarelerine yönelmek ne kadar doğru? Doğru derken aslında söylemek istediğim şey gitmek- kalmak, hangisi doğru hangisi yanlış tartışması yaratmak değil. Mevcut sorunlardan kendi imkanlarıyla çıkma yolu olarak gitmenin seçilmesinin yanlışlığını tartışmak. Yurtdışında görece daha iyi koşullara sahip olunduğunu kabul etmekle birlikte aynı zamanda kaçtığımız sorunları yaratan sistemin çarklarının orada da işlediğini kabul etmeliyiz. Bizlerin dil kurslarına gittiği ya da görece daha az iş yoğunluğuna sahip branşlara yöneldiği, nispeten kaçmak için çabaladığı sorunların asıl yaratıcıları ve sürdürücülerinin ne olduğuna bakmak gerekiyor. Neo-liberal sağlık politikalarının sağlığı ticarileştirmesi, sermayenin hizmetine sunması, kar alanı haline getirmesi ve bu piyasacı düzenin mevcut hükümet tarafından kuvvetlendirilerek sürdürülmesidir esas sebepler. Hal böyle olunca sağlıkta şiddet, sağlığın piyasa teslim edilmesinin nesnel zemininde ortaya çıkan bir olgu oluyor. Devletin kamu yararı gözeterek vermesi gereken hizmete, kar maksimizasyonu amacını dahil edersen hekimi ve hastayı karşı karşıya getirirsin. Şu anki sistemde, hekim hastaya hizmet satan satıcı, hasta da müşteri konumunda. Bunun arkasında sağlıkta dönüşüm programı ve performans sistemi yatıyor. 100 doktorun bakabileceği hastaya 20 doktoru bakmaya zorlarsan, aynı zamanda halkta kışkırtılmış talep oluşturursan, 1. derece sağlık hizmetlerinin içini boşaltıp tüm yükü 3. dereceye yüklersen, bunun sonucunda da muayene süreleri 5 dakikaya düşerse, birileri de iyi hizmet vermiyor diyerek sağlık emekçilerine şiddet uygulamayı kendinde “hak” görür.

MÜCADELE DENEYİMLERİNDEN ÖĞRENDİKLERİMİZ VAR

Tabii ki şiddete hepimiz karşıyız, her sağlıkta şiddet haberinde hepimiz üzülüyoruz, öfkeleniyoruz ama öfkemizi doğru kanalize edip sağlıkta şiddeti yaratan asıl sebeplerin farkına varırsak bu sebepleri ortadan kaldırma olanaklarına daha kolay ulaşırız. Geçtiğimiz aylarda Ekrem Karakaya cinayeti sonrası deneyimlediğimiz eylem, bu açıdan önemli bir örnekti. Son zamanlardaki en kitlesel iş bırakma eylemiydi çünkü bardağı taşıran son damlaydı. O gün, o kitlesel eylemin gerçekleşmesi ve il sağlık müdürlüğü önüne ne olursa olsun yürüyüp taleplerin dile getirilmesi, sağlık emekçilerinin kararlılığının dışavurumuydu. Bu örnek gibi özellikle son dönemde sağlık emekçilerinin mücadele deneyiminden öğrendiğimiz, kendimizin deneyimlerinden çıkardığımız bazı önemli bazı sonuçlar var.

YAN YANA GELMENİN ARAÇLARINI YARATMAK

Tam da bu sonuçlardan yola çıkarak “Biz tıp öğrencilerinin neye ihtiyacı var?​” diye sorsak çok şey sayarız muhtemelen. Ancak en acilini, yan yana gelmenin alanlarını bulmak ve yalnız kalmamak olarak tarif etmek yanlış olmaz. Tepki duyduğumuz şeyleri konuşmak, tartışmak, taleplerimizi daha gür sesle duyurmak için yan yana gelmenin araçlarını yaratmak, yarattığımız birlikler var ise bunları korumaya çalışmak lazım. Emeğimizin karşılığını alacağımız günler için umudumuzu diri tutmalı ve bugünden başlamalıyız yarınımız için mücadeleye. Öncelikle kendi bulunduğumuz yerlerde başlamalıyız mücadeleye, tıp fakültelerinde.

Evrensel'i Takip Et