14 Aralık 2022 03:20

Tuzla tersaneleri: Nitelikli işçiliği bitirdiler, ücretleri düşürdüler

Hazırlayan: Murat UYSAL

SUNU

Tersaneler, Türkiye ihracatında azımsanmayacak bir paya sahip. 2008 yılı sonrası bu pay azalsa da 2021 yılında gemi ve yat ihracatı 1 milyar 626 milyon doları aşarak tüm zamanların rekorunu kırdı. 2022 yılının ilk 5 ayında 125 ülkeye 577 milyon 86 bin dolar değerinde gemi ve yat ihracatı yapıldı. Söz konusu dönemde Türkiye’nin 26 kentinden gemi ve yat ihraç edilirken, toplam dış satımın 297 milyon 400 bin dolarını İstanbul gerçekleştirdi. Tersanelerde ihracat rekorları kırılırken 2022 yılının ilk 10 ayında gemi, tersane, liman iş kolunda 39 işçi hayatını kaybetti.

İhracat rekorlarının kırıldığı tersanelerde çalışan işçilerin çalışma ve yaşam koşullarını anlatmak, örgütlenmelerinin önündeki engelleri tartıştırmak için Türkiye’nin en büyük tersane bölgesi olan Tuzla tersanelerine girdik. Orada çalışan işçilerin anlatımıyla hazırladığımız dosyada; 61 yaşındaki 40 senelik Tersane İşçisi Faruk’un sağlık raporu çıkaramayacak kadar hasta olmasına rağmen hâlâ tersanelerde çalıştığını, 27 yaşındaki Yasin’in eşini ve çocuklarını Urfa’da bırakıp yılın 9-10 ay çalışmaya geldiği Tuzla’daki mücadelesini, İsmail, Murat ve 19 yaşındaki kuzenlerinin bir pansiyondaki yaşam koşullarını, Adanalı iki ailenin en temel hak olan barınabilmek için yaşadığı zorlukları anlatmaya çalıştık. Mücadele deneyiminin nasıl kırıldığını, örgütlenmenin önüne ne gibi setler çekildiğini ise Tuzla tersaneler bölgesinde çalışma yürüten siyasi partiler ve sendikalarla tartıştık.

"NİTELİKLİ İŞÇİLİĞİ BİTİRDİLER, ÜCRETLERİ DÜŞÜRDÜLER"

İstanbul’daki tersanelerin büyük bir bölümünü Tuzla’daki tersaneler oluşturuyor. Tuzla’da 50’nin üzerinde faal tersane var. 2008 yılına kadar gemi üretimi yapılan Tuzla tersanelerinde bugün büyük oranda bakım ve onarım yapılıyor. Gemi üretiminin daha fazla yapıldığı yıllarda 150 bin işçinin çalıştığı Tuzla tersanelerinde işçi sayısı bugün 30 bin civarında. Tuzla tersanelerindeki çalışma ve yaşam koşullarındaki değişimi tüm dünyayı etkisi altına alan 2008 krizi öncesi ve sonrası diye inceleyebiliriz. 2008 yılında gemi üretim projeleri birer birer iptal edilirken Tuzla tersanelerindeki işçi sayısında da ciddi azalma oldu. İşin azaldığı gerekçesiyle binlerce işçi işten çıkarıldı. İşten atılanlar arasında ilk sırayı elbette zamanında eylemlere öncülük etmiş işçiler aldı. Bu yolla bir bakıma mücadele deneyiminin de üstü kazındı.

2008 kriziyle birlikte işçi profili de önemli ölçüde değişti. 2012 yılına gelindiğinde tersanelerde bambaşka bir işleyiş bambaşka bir model vardı. Aldıkları ücret sıralamasına göre montajcılar, kaynak ustaları ve yardımcıların yanına taşçılar eklenmiş, taşçılık diye yeni bir iş çıkmıştı. Kaynak ustalarının yaptığı kaynaklar taşlama makineleriyle taşlanıyor, bu sayede kaynaklar eskisi kadar usta işi yapılmasa da ‘iş dönmüş’ oluyordu. Usta kaynakçılara duyulan ihtiyaç bu dönemde azaldı. Birkaç sene öncesine kadar 150 bin işçinin çalıştığı tersanelerde iş sayısı 15 bine kadar düşmüş, Tuzla’da müthiş bir işsizlik hali baş göstermişti. 2012 yılında yeniden tersanelere yolu düşen bir işçi 2008’den bu yana değişmemiş yevmiyelerle karşılaştı. İşsizlik kol gezerken işçiler bu düşük ücretleri kabul etmek zorunda kaldı. İş kazalarına, iş cinayetlerine rağmen tersaneleri işçiler için cazip kılan yüksek ücretlerdi. 2008 öncesinde bir yardımcı neredeyse asgari ücretin 3 katı ücret alıyordu. 2008 sonrası tersanede çalışan işçilerin yevmiyeleri önemli ölçüde düştü. İş kazası riskinin, sağlıksız çalışma koşullarının olduğu, iş kazası geçirmese bile işçinin adım adım sağlığını kaybettiği tersanelerde ücretler barınmalarına yetmeyecek seviyelere geriledi.

"TERSANEDE HASTA OLDUM"

Tuzla tersanelerinde 18 yaştan 60 yaşa kadar işçi görmek mümkün. Tersanelerde çalışabilmek için ise bugün 500 liraya çıkarabildiğiniz sağlık raporuyla iş başvurusu yapmak yeterli. 61 yaşındaki Faruk gibi sağlık raporu çıkaramasanız da yani sağlık durumunuz tersane koşullarına uygun olmasa da daha küçük tersanelerde iş bulabilir, çalışabilirsiniz. Faruk, Bingöl’den çocuk yaşlarda gelip girdiği tersanelerde 40 seneyi aşkın süredir çalışıyor. Grevler, eylemler, iş cinayetleri… Onca senede görmediği kalmamış. Yardımcı olarak girdiği tersanelerde hemen her işi yapmış. Hatta bir dönem taşeronluğa da yeltenmiş ancak yürütememiş. Taşeronluk yaptığı günler için Faruk, “Bütün taşeronlar benimle kavgalıydı. Herkes 60 lira yevmiye verirken ben 70 lira yevmiye veriyordum. Benim işçilerin hepsi sendikalıydı” diyor.

“40 seneye bakınca hiçbir şey değişmez mi? Daha da geriye gitmiş…” Bu sözleri tersane işçilerinin çalışma ve yaşam koşullarından konu açılınca söylüyor Faruk. İşe başlarken birçok tersane işçisiyle aynı yolu izlemiş. “80’li yıllarda ara ara gelip gittim. Kışın burada çalışıyordum, kazandığımı köye yolluyordum. Köye dönünce de hayvancılık yapıyordum. ’90’da geldim bir daha da dönmedim. Önce ev tuttum, sonra ailemi buraya getirdim. Şu an KOAH hastasıyım. Tersanede hasta oldum, 2018’de sağlık raporu verdiğimde tertemizdi. 1 sene sonra sağlık raporu süresi geçti, tekrar çıkardım götürdüm iş yerine verdim, ertesi gün kartım kapanmış. Senin akciğerinde sorun var çalıştıramayız dediler. O tersaneye gidemeyince başka firmalara baktım, daha küçük çaplı taşeron şirketlerinde bu sağlık raporuna o kadar bakmıyorlar” diye anlatıyor. Tersanede çalıştığı yılların özeti gibi, “İşe başlarken küçük firmalarda çalışıyorsun işi öğrendikten sonra büyük firmalara geçiyorsun, sağlıktan düştüğün zaman, hastalıklar başlayınca küçük firmalara geri dönüyorsun” diyor.

"NİTELİKLİ İŞÇİLİĞİ ÖLDÜRDÜLER, ÜCRETLERİ DÜŞÜRDÜLER"

İşçi tersaneye eğer vasfı yoksa, yardımcı olarak girer, ustasına bakar, öğrenmeye çalışır. Eğitimini alacağı alan yoktur. Önce maskeyle kaynağa bakmasını, sonra kaynak tutmasını öğrenir. Düz kaynağı kavrarsa biraz daha büyük işlere koşturulur. Yardımcı yevmiyesine kaynak yaparak birkaç ay içinde kaynakçı olur. Faruk ise bu işlerin eskiden bu kadar kolay olmadığı kanısında: “Eskiden yaptığımız kaynak bozulmasın diye taş vurulmuyordu. Taş vurmak yasaktı, işten atma sebebiydi. Oysa şimdi taşçılık diye bir meslek var tersanede. Şimdi kötü kaynak yaptırıp 250 lira veriyor, o kaynağı da 200 liraya taşçıya temizletiyor. Usta kaynakçıya 500 lira vermekten kurtuluyor. Bu yolla kaynakçının da montajcının da mesleğini öldürdüler. Nitelikli işçiliği öldürdüler, ücretleri eşitlediler.”

"TERSANELER HER GEÇEN GÜN İŞÇİ ÖĞÜTÜYOR"

Tersanelerde genç işçi yoğunluğundan bahsediyor Faruk, genç işçilerin büyük bir bölümünün de gurbetçi işçiler olduğuna değiniyor: “Yüzde 90’ı kendine burada bir gelecek görmüyor, bu yüzden hakkını aramayı düşünmüyor, şartlarının düzeltilmesi için mücadele etmiyor. Memleketine gideceği günü bekliyor, o güne kadar boyuna çalışıyor, ‘60 saat de olsa 70 saat de olsa ben çalışayım’ diyor. Mesai yapmak için kavga ediyor adeta. ‘60 saatte kazandığım parayı 30 saatte kazanmam gerekiyor’ diyebilse durumlar daha farklı olacak. Hepimiz için daha farklı olacak…”

Faruk bu çıkarımları yaparken çuvaldızı kendine batırmayı ihmal etmiyor: “Yanımda bir genç çalışıyor. Nerede kaldığını, nereden geldiğini nasıl yaşadığını bilmiyorum. Yanımdaki işçinin ne yaptığını bilmezken yan yana gelemeyiz. 15 sene önceye baktığımızda kuru soğukta cop yemeyi göze alarak hiç yoksa 2 bin kişiyi buraya meydana dökerdik. Defalarca yolları kestik, yolları kapattık. Şimdi yüz tane işçi toplayamazsın. Bir sirkülasyon var havzada, sürekli işçi geliyor, gelen işçi durmuyor değişiyor. 20 sene önce tersanede çalışan insanların ancak yüzde 10’unu bulabiliyorsun. Eskiden her tersanede 15-20 örgütlü işçi vardı. Çeşitli siyasi örgütlerin üyesiydiler ama onların tavrı tersanenin geneline yansıyordu. Şimdi böyle bir şeyden bahsetmek güç. Tersaneler her geçen gün işçi öğütüyor, insan öğütüyor, bununla beraber o bilinci de öğütüyor” diyor.

"SOSYAL HAYATI BIRAK HAYAT YOK"

Üç farklı tersanede çalışan üç işçiyle yan yana geliyoruz. Yaşça daha büyük olan Bekir ve Yahya senelerdir İstanbul’da yaşıyor, ikisi de kaynak ustası. Bekir’in dilinde “Serbest piyasa.” Kötü çalışma koşularını da düşük ücretleri de 47 yaşında bir dikili ağacının olmamasını da buna bağlıyor. Bekir iktidara söz söylemekten imtina ediyor ancak ekonomideki kötü gidişatı da kabul ediyor: “Herkes fazla mesaiye kalmanın peşinde, kimsenin hayat yaşadığı yok. Bir kaynakçı akşam beşe kadar çalıştığı zaman 270 lira alıyor. Sekize kadar çalışırsa 405 lira ediyor. Yetmiyor beşe kadar çalışmak ne yapsın?  Fazla mesai olursa çalışırız, yalan yok beşte çıkınca üzülüyoruz. Bir de onlamaya kalmak var. Yani 22.00’ye kadar çalışmak. Eskiden yalnız Urfalılar kalırdı şimdi iş olsun herkes kalıyor. Sosyal hayatı bırak hayat yok. İşten çıkınca saat zaten geç oluyor olmasa bile cepte para mı var harcayacak” diyor.

"KENDİ BOĞAZIMDAN KESİYORUM"

50 yaşındaki Yahya ise bir dönem kadrolu olarak da çalıştığı tersanelere 30 seneden fazlasını vermiş. O da tersanelerdeki sendikaları anlatıyor. “Sendikalar bir sözleşme yapabilmiş olsaydı” diye giriyor söze: “O zaman her şey çok daha farklı olurdu. Bir tersaneye girip şartları değiştirebilmiş olsaydı o örnek olurdu. Bugün işçiler sendikaya karşı umudunu kaybetmiş durumdalar. Artık bir çözüm olarak görmüyorlar sendikayı, ‘30 yıldır aynı şey’ diye bakıyor. Taşeronlar da durumun farkında, işçinin sendikalı olup olmamasıyla ilgilenmiyor. Bu havzada taşeronluk yapanların en büyükleri bir zamanların sendikacılarıdır, sendika yöneticileridir…”

İçlerinde en genci ise Yasin, 27 yaşında, gurbetçi. 2013’ten beri Urfa’dan İstanbul’a gelir9-10 ay çalışır, biriktirir kalan iki ayı eşinin çocuğunun yanında geçirmeye Urfa’ya döner. Neredeyse 10 senedir bu şekilde çalışan Yasin neden İstanbul’a yerleşmediğini şöyle anlatıyor: “Urfa’dan beraber geldiğim arkadaşlarımın içinde buraya yerleşenler, ailesini getirenler var. Durumları benden daha kötü. En azından burada sıkıntıyı ben çekiyorum, eşimin çocuklarımın sıcak yerde olduğunu biliyorum. Yaşanmayacak yerde yaşarım, nasıl olsa döneceğim. Yeri geliyor boğazımdan kesiyorum ama çocuğumun boğazından kesemem. Onları buraya getirsem hiç para atamam kenara…”

Yarın dosyanın ikinci gününde Yasin’in bıraktığı yerden pansiyonda yaşayan Mardinli İsmail ve kuzenlerinin hikayesini, Adanalı iki tersane işçisi ailenin İstanbul Tuzla’da hayata tutunma mücadelelerini anlatacağız.

YARIN: İşçiye vurulan pranga: Taşeron evleri

Evrensel'i Takip Et