15 Aralık 2022 03:24

İşçiye vurulan pranga: Taşeron evleri

İşsizlik nedeniyle memleketlerinden İstanbul’a gelen tersane işçileri için son zamanlarda ‘popüler’ olan taşeronların tuttuğu evlerde yaşamak...

İşçiye vurulan pranga: Taşeron evleri

İşçiler ranzaların bulunduğu 4-6-8 kişilik odalarda kalıyor. | Fotoğraf: Murat Uysal/Evrensel

Hazırlayan: Murat UYSAL

Barınmak bugün tersane işçileri için en temel sorunların başında geliyor. Kira fiyatlarıyla tersane işçilerinin ücretleri eşit oranda artmıyor. 61 yaşındaki tersane işçisi Faruk’un da dediği gibi, “Tersanelerde ücretler işçilerin barınmalarına yetmeyecek seviyelere geriledi.”

Tersane işçileri bugün barınabilmek için birçok farklı yok deniyor. Geçmişte para biriktirecek kadar kazanan tersane işçileri şimdilerde insanca barınabilecek kadar dahi ücret alamıyor. İki ranza atılan her dört duvar arasına pansiyon deniyor. Gurbetten gelen işçiler genellikle bu dükkandan bozma pansiyonlarda kalıyor. Bir pansiyonda kalan işçi sayısı çoğu zaman 10’un üzerinde oluyor. Gurbetten gelen işçiler için bir başka seçenek ise son zamanlarda popüler olan taşeron evleri. Bu evleri taşeronlar tutup işçileri kendileri yerleştiriyor. Tek başına eve çıkması imkansız olan tersane işçisi için ev arama derdinden kurtulması taşeron evlerini cazip kılıyor. Taşeronların ise bu evlerden kârı ise istikrarlı emek. Bu evler sayesinde işçiye adeta pranga vuran taşeron, tersanelerde yaygın olan taşeron değiştirme (işçinin bir firmadan başka bir firmaya geçmesi) olayının önüne geçiyor. İstediği zaman eve girip işçiyi yatağından çıkarma özgürlüğüne erişen taşeron, kemik kadroyu bu evler sayesinde oluşturuyor.

İŞÇİLERİN BARINAĞI: SANAYİ SİTESİ!

Bir sanayi sitesinin içerisindeyiz. İlk bakışta sıradan bir sanayi sitesi gibi görünen sokağın manzarası dükkanların üst katlarına bakınca değişiyor. Katların açık pencerelerinden ranza demirleri, korkuluklara asılmış çamaşırlar göze çarpıyor. Bir torna dükkanının yanında Diyar karşılıyor bizi. Diyar 19 yaşında, Mardinli. İstanbul’a tersanede çalışmaya 4 ay önce gelmiş. Dükkanın yanındaki girişten en üst kata çıkmaya başlıyoruz. Merdivenler yangın merdivenlerini andırır cinsten. Üst katların sonradan eklenmiş olabileceğini tartışıyoruz. Açık kapıdan içeriye girdiğimizde uzun bir koridor karşılıyor bizi. Koridorun başındaki sağdaki kapı mutfak. İçeri girdiğimizde suntadan alçak tavan, tezgahın üzerinde nizami dizilmiş birkaç parça mutfak eşyası, televizyon ve onun karşısına konumlandırılmış masa. Masanın etrafında Diyar’ın diş hekimliği mezunu 28 yaşındaki dayısı İsmail, onun karşısında BESYO mezunu Murat... Tezgaha yaslanan, ilk bakışta Diyar’dan da küçük gösteren kuzeni Kadir ise 19 yaşında...

"TAHTA KURUSU ÇOK KÖTÜ ISIRIYOR"

İlk sözü İsmail alıyor. 4 ay önce bir tanıdıklarının “Tersanede iş var” tavsiyesiyle Mardin’den İstanbul’a geldiklerini ancak umduklarını bulamadıklarını anlatıyor. Üniversiteyi bitirdikten sonra uzun süre boş kalan diş hekimliği mezunu İsmail, askere gidip geldikten sonra daha kolay iş bulabileceğini düşünüyor. Askere gitmeden önce kenara biraz para atmak için gelmiş tersanelerde çalışmaya. “Buraya geldik 4 ay geçti, hâlâ köşede 5 kuruş para yok. İlk girdiğimiz pansiyonda çok paramız gitti. Gelir gelmez kafamızı bir yere sokalım dedik. Girdik dört duvardan başka bir şey yok. Dükkan gibi bir yer. Sadece yatak var. Tüp aldım, tabak çanak aldım ama ne fayda... Buzdolabı yok, bugün aldığın yarın bozuluyor. İlk ay dolmadan pansiyon sahibi, ‘Burayı boşaltın’ dedi. Çıkmak zorunda kaldık. Sonra burayı bulduk. Kişi başı 850 lira veriyoruz. Yatağı, odası, mutfağı var. 4 kişi bir odada kalıyoruz. Oda küçük ama en azından biz bizeyiz. 3 oda var, 1 oda boş, diğerinde bizden başka 8 kişi var” diye anlatıyor.

Diyar söze, “Rizeliler geldi, o odayı tutmak istedi. Tahta kurularını görünce vazgeçtiler” diye giriyor. Sonra anlatmaya başlıyor: “Tahta kurusu çok kötü ısırıyor ağabey, 100-200 tahta kurusu küçük küçük, bir yere toplanmışlar, suntaların arasından çıkıyor. Çıkanları çakmakla yakıyorum, sonra üzerlerine bant çekiyoruz...”

- Sizin odada yok mu tahta kurusu?

- “Var, bizim odadan da çıkıyor ama bütün deliklere bant çektik. Her yerini kapattık, öbür oda kadar çıkmıyor, çıkanı yine çakmakla yakıyorum.

"BROŞÜRLERDE OKUDUĞUM GİBİ BİR HAYATIM VAR"

Murat konuşmaları yalnızca dinliyor. 2 sene öncesinde kadar Çanakkale’de üniversite okuyormuş. Söz kendisine geldiğinde “Şok içerisindeyim, ne yaşadığımı bilmiyorum” diyor: “Şimdi siz buradasınız, geldiniz, koşulları soruyorsunuz, ne yaşadığımızı soruyorsunuz ama ben bilmiyorum. Birkaç sene önce üniversitede öğrenciydim, tütün nedir bilmezdim, şimdi ne içtiğimi bilmiyorum. Mücadele de ettim, örgütlü bir öğrenciydim. Kitaplarda, broşürlerde okuduğum hayatlardan biri artık hayatım. Sömürüyü iliklerime kadar hissediyorum. Hayallerim, isteklerim, umudum vardı, hepsi bitiyor tükeniyor. Yaptığım işe, akşam buraya geldiğimdeki yorgunluğuma bakıyorum bir de kazandığım paraya bakıyorum, hiçbir şey. Hayatımı böyle devam ettiremem, bu şartlarda yeni bir hayat da kuramam.” Kışı İstanbul’da geçirmek istemediğini söyleyen Murat, “İş azalıyor mesaiye bırakmıyorlar. Mesaisiz çalışmak haybeye çalışmak gibi. Mardin’e ailemin yanına dönmeyi düşünüyorum” diyor.

"GAZ SIZINTISI VARMIŞ, BAYILMIŞIM..."

Kadir ve Diyar ise daha umutlu... Tersanede çalışıp kazandıklarıyla Mardin’e dönünce motor almayı, fırsat buldukça tekrar gelmeyi düşünüyorlar. Okul defteri ise onlar için çoktan kapanmış. Kadir geçen hafta yaşadığı iş kazasını anlatıyor: “Ustam kaynak yapıyordu. Yukarıya sigara içmeye çıktım, bulunduğum yerde gaz sızıntısı varmış, zehirli gaz. Bayılmışım, ambulans gelmiş hastaneye kaldırmışlar...”

Diyar o gün için, “Ölü gibiydi, bu bayılınca usta direkt kucağına aldı. Kollarını aşağıya saldı, hiç hareket etmiyordu. İnsanlar toplandı hemen, önce tersanede sağlıkçılar geldi, sonra ambulans geldi. Ustam hemen video çekmemi söyledi. Bir şey olursa sürecin nasıl işlediğini gösteririz diyeymiş. Videoları duruyor” diyor. Yaşadıklarına rağmen Kadir de Diyar da çalışmaya devam etmek istiyor. Birkaç aya usta olup daha fazlasını kazanmayı düşlüyorlar.

"CANIMI BURAYA ATTIM"

Bir başka gün Adanalı Aliş’in evine misafir oluyoruz. Hurdacılık yaparak geçindikleri Adana’dan, “Yaptığımız iş borcu karşılamıyor” diye çıkıp geldikleri İstanbul Tuzla’da giriş katında iki göz odalı evde eşi ve çocuğuyla yaşıyor. “Borçlarımız vardı, araba alıp iş yapmaya çalıştık o da olmadı. 40-50 bin liraya kadar borca girdim, anadan babadan da bir fayda yok, seviyorlar ama kuru sevmeyle olmuyor. Borçlar birikti, ben de canımı buraya attım. Pahalıysa pahalılık, açlıksa açlık. Hurda işinde bir gün para varsa iki gün yok, ne kazandığın belli değil. Artık bir şeyler yapmak lazım, yaş geçiyor, 31 yaşındayım” diyor.

İki ay önce geldikleri İstanbul Aliş ve ailesi için umut kapısı. “Umut bende bitmez. Oradan canımı buraya attım, umudum çok. Yükseklerde gözüm yok ama paraya da yok demem. Ben İstanbul’a önden geldim, çocuklar Adana’da kaldı. Sokakta gezer, ev ararken iki kağıtçı genç çıkıyordu bu bahçeden, sordum, ‘Veriyorlar mı evi?​’ diye. 2 senedir boşmuş, kimse oturmamış. Ev sahibini buldum tuttum evi” diyor.

"BİZİM YOLDAŞLIĞIMIZ YOKLUKTAN"

Derken Aliş’in Adana’dan arkadaşı Emrah ve ailesi geliyor. Birbirine yoldaş diye hitap eden Aliş ve Emrah “Bizim yoldaşlığımız çocukluktan, yokluktan geliyor” diyor. İkisi de aynı tersanede taşçılık yapıyor. Emrah Aliş kadar erken ev bulamamış. 4 duvar bulup içine girmeleri bir aydan fazla sürmüş. Emrah İstanbul’a ilk geldiği hafta bir ev bulmuş, ev sahibiyle de anlaşmış. Ama eşini ve çocuklarını İstanbul’a getirdikten sonra ev sahibi evi vermekten vazgeçmiş. Evsiz kalan Emrah, eşi ve üç çocuğu yeni bir ev bulana kadar birkaç hafta kardeşinde, birkaç hafta Aliş’te kalmış. “İnsanlığa sığmaz, çocuklarla kapısına gitmişim, artık taşınacağız, ‘Ben evi vermekten vazgeçtim’ diyor. ‘İnsafın yok mu?​’ dedim, ‘Bu çocuklarla ne yaparım?​’ dedim kâr etmedi. Lanet olsun dedim çıktım. Epeyi ev aradıktan sonra iki göz bahçeli bir ev bulduk. 2 bin 500 lira kirası var ama olsun, en azından başımızı sokacağımız bir evimiz var...”

"EĞİTİMDE BAŞKA İÇERİDE BAŞKA"

Emrah ile beraber taşçı olarak çalıştıkları tersanedeki düşük ücretlerden şikayet eden Aliş, “Gelirken çok paralarımız gitti, bu halde zor birikim yaparız. Birkaç ay böyle sallantıda gideriz de sonra toparlarız. Tuzla’daki tersanelerin içerisinde en az yevmiye alan biziz. Başka tersanelerde 300 liradan aşağı alan taşçı yok. Ocakta zam olacak diye sürekli oyalıyorlar. Şimdi burada 275 lira alıyoruz. İşçilerin hepsi şikayetçi bu ücretlerden. Öbür işçiler geliyor, ‘Siz bu kadar alıyorsunuz az değil mi?​’ diyor. Diğer tersanelerde en az 25-30 lira bizden fazla alıyorlar, ayda 1000 lira para yapıyor. Bir iki ay daha değişmezse ücretler iş bakarız. Sadece taşçılık yapsan neyse dersin ama yeri geliyor yardımcılık yapıyorsun, kaynakçılık bile yapıyorsun. İşçi yok, eleman yok. Gittin mesela taş işi yok, adam seni mecbur ya yardımcı yapıyor ya başka bir iş veriyor, boş durmana izin vermiyor. Eğitimde ‘Başkasının işini yapmayacaksınız, yapmayın’ diyorlar. Eğitimde başka diyorlar içeride işler başka dönüyor” diyor.

"GÖZÜME ÇAPAK GİRDİ, ÖYLE ÇALIŞTIM O GÜN"

- Taşçılığın riski var mı?

“Olmaz mı? Taş motorunu tutarken taşın fırlama riski var. O taş fırlasa yüzüne gelse hayatın biter. Nerde durursan dur çapak gözüne giriyor zaten. Kör olma riski var. Demir parçası, gözlük takmış olsan da aradan giriyor çapak. Geçen gün gözüme çapak girdi hastaneye gittim, gözümün yaşı bitmedi. Öyle idare ettim çalıştım o gün...”

Tersanelerde memleketçilik yapıldığını anlatan Aliş, “Taşeronların çoğu Karslı, herkes akrabasını bir yerlere getirmiş. Kaynağı bilmeyen kaynak yapıyor, işi bilmeyen usta olmuş” diyor. İsteseler başka tersaneye girebileceklerini söyleyen Aliş, kendileri gibi Adanalı işçilerle beraber çalışıyor olmanın faydalarını sıralıyor: “Çıktığımızda en az bir haftamız gidiyor, para paradır. Bir de yeni sağlık raporu çıkarmaya para gidecek en az 500 lira. Burada Adanalılar olarak bir arada çalışmamız da iyi. Geçen bizden bir arkadaşı mesaiye bırakmadılar. İş de var kıyamet gibi. Birlik olduk, hepimiz işi bıraktık. İş bırakınca bütün ustalar peşimizden geldi. Siz grup olarak hareket ediyorsunuz, yapmayın dediler. Hep akrabayız, nasıl yapmayalım...”

YARIN: Taşeron sistemi örgütlenmeye engel, yakıcı talep insanca yaşayacak

Evrensel'i Takip Et