12 Şubat 2023 04:51

'Asrın felaketi' değil, asrın cinayeti!

İktidar ve medyası, depremlerin ardından ‘asrın felaketi’ diyerek sorumluluğu gizleme çabası içine girerken, uzmanlar yaşananların göz göre göre nasıl geldiğini anlattı.

'Asrın felaketi' değil, asrın cinayeti!

Fotoğraf: Evrim Aydın/AA

Nisa Sude DEMİREL
İstanbul

Yandaş medyanın “asrın felaketi” olarak nitelendirdiği, 6 Şubat’ta gerçekleşen 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki iki deprem 10 ili vurdu. Kamu kuruluşlarının binaları da dahil olmak üzere binlerce bina yıkıldı, çok sayıda can kaybı yaşandı. Yapı üretimi sürecinin ve binaların sağlıksızlığı hakkında defalarca, yıllarca uzmanlar tarafından uyarılar yapıldı. Türk Mimar ve Mühendisler Odasına (TMMOB) bağlı Mimarlar Odasından Tezcan Karakuş Candan ve İnşaat Mühendisleri Odasından Özer Akkuş’la “asrın felaketi”ne adım adım nasıl gelindiğini konuştuk.

1999’da yaşanan Düzce depreminin ardından yapı denetimiyle ilgili yeni düzenlemeler başladı. 2001 yılında çeşitli illerde pilot uygulamalar başladı ve ilerleyen süreçte yapı denetim tamamen özelleşti. İnşaat Mühendisleri Odasından Özer Akkuş durumu “Yapı denetim doğrudan bir halk sağlığı sorunuyken piyasa ilişkilerine gömülerek, kâr amaçlı oluşumlar haline getirildi” şeklinde ifade ediyor ve “Çünkü yapı denetim kamusal bir görevken özelleştirildi. Ticari kurumlara dönüştü. Ama bu yapı denetimden ziyade kanun koyucuların yaptıklarının aşağıya yansımasıdır” diye ekliyor.

Mimarlar Odasından Tezcan Karakuş Candan da yapı denetiminin özelleştirilmesi ile kamu güvenliğinin tehlikeye atıldığını “Yapı denetim kanunu çıktı ve bunu özelleştirdiler. Bu bir kamu görevi olarak yapılıyordu. Ama şimdi öyle değil, bir gelir elde ediliyor. Hatta çok yakın bir zamana kadar firmalar kendini denetleyecek yapı denetim şirketlerini kendisi seçiyordu” sözleriyle anlatıyor.

ALINAN KARARLAR DAHİ UYGULANMADI

Bakanlar Kurulu 2011’de 2012-2023 yılları arasında uygulanacak ‘ulusal deprem stratejisi ve eylem planı’nı hazırladı. İnşaat mühendisi Akkuş’un söylediğine göre, en azından bu mevzuatlara uyulması bile depremde yaşanacak can kaybını azaltırdı ama Akkuş “Temel başlıklarından bir tanesi deprem öncesinde yapılması gerekenlerdi. Mevcut yapıların güçlendirilmesi, kentsel dönüşüm, afet yönetimi gibi başlıklar vardı. Fakat atılması gereken adımların neredeyse yüzde 90’ının uygulanmadığını görüyoruz. Dolayısıyla ne 2000 yılı öncesi yapılarda hasar alması öngörülen binalar tespit edildi ne de yeni yapılan yapılarda sağlıklı bir işleyiş kuruldu” diyor.

MEVZUATA UYMAYAN BİNAYA İMAR AFFI!

2018’de Meclisten geçen imar affı ile hasarlı yapılara ruhsat verildi. Akkuş bu yapıların 2018’de yetersiz mevzuat dedikleri kriterleri bile taşımayan yapılar olduğunu vurguluyor. İmar affının sonucunun da ağır olduğunu söylüyor. “Tüm hikaye, 2011 yılına kadar konuştuklarımızın yola koyulması yerine onların tam zıtlarının uygulanması aslında” ifadelerini ekliyor. Mimar Candan da 2023’e kadar uygulanması gereken eylem planının “uygulandığı yerlere” Atatürk Orman Çiftliği örneğini veriyor: “Atatürk Orman Çiftliği’nde kaçak saray yapılırken 7 dönüm orman arazisi kentsel dönüşüm alanı ilan edildi. Kentsel dönüşümle ne alakası var burasının?​”

İNŞA EDEN UZMAN DEĞİL, DENETİM YOK

Akkuş’a göre bir başka problem ise yapı üretim sürecine mühendis ve mimarların değil müteahhitlerin egemen olması. Akkuş bunun “ülkemizin şahsına münhasır müteahhitleri” yüzünden yapı sürecinin çok uzun zamandır sağlıksız olduğunu söylüyor. Candan ise “Bir mimari proje çizmeniz için mimar ya da inşaat mühendisi olmak gerekir. Ama müteahhitler parası var diye müteahhit oluyor. Müteahhit sendense dokunma, parasıyla ne yaparsa yapsın, meslek örgütleri denetlemeye çalıştığında da devre dışı bırak. Biz meslek örgütleri olarak uzun zamandır bu tarz yapılar için hukuksal süreç ilerletiyoruz. Ama anlamıyorlar. Yer seçimi açısından çok ciddi sıkıntılar var. Bugün bakıyoruz kentleşme politikaları yanlış, fay hatlarında yapılaşma öngörülüyor, vadilerde, dere yataklarında, taşkın bölgelerinde yapılaşma görüyoruz. Fay hatları dikkate alınmadan rant odaklı bir kentleşme planlaması var” diyor.

‘BAŞTAN SONA BİR SİSTEM ÇÖKÜŞÜ’

Yıllardır aynı uyarıları yaptıklarını söyleyen Candan durumu bütün bir sistemin çöküşü olarak niteliyor. Candan bugünkü halin alınmayan, uygulanmayan önlemler olduğunu söylerken “Deprem olduğu andan itibaren bütün afet kurumlarının otomatik olarak uygulamaya geçmesi gerekiyor. Ama cumhurbaşkanlarının kendilerini yetkilendirmesi beklediler. Yani süreci harekete geçirecek idari mekanizma tek elde toplanmış ve inisiyatif verilmiyor.  İnisiyatif verilmediği için kepçe var, kullanacak operatör yok, emir bekliyor. Enkazın başında kurtarma ekipleri var müdahale edecekler, emir bekliyor. Bu bizim yaşadığımız ilk deprem değil” diyor.


RAPORLARI DİKKATE ALMADILAR, SONUCU AĞIR OLDU

Jeoloji Mühendisleri Odasının fay hatları üzerindeki kentler için hazırladığı deprem raporlarında bugün depremin vurduğu kentler için aşağıdaki ifadeler yer alıyordu: “Tarihsel dönemde çok sayıda yıkıcı depremle karşı karşıya kalan Kahramanmaraş ilimizin deprem zararlarından etkilenmesinin önlenmesi amacıyla bir dizi çalışmayı acilen başlatması gerektiği düşünülmektedir. Kahramanmaraş, zayıf bir zemine sahip olmanın, bu nedenle de olası bir depremde şiddetle sarsılacak olmanın yanı sıra il merkezindeki binaların altından diri fay geçen illerimizden biridir. Bu nedenle Kahramanmaraş’ın 6.5’ten büyük bir olası depremde hem depremin yaratacağı şiddetli sarsıntı hem de yüzey faylanması tehlikesi nedeniyle hasar alması beklenmektedir. Bu durumda en akıllıca yaklaşım yapıların deprem sarsıntısını karşılayacak biçimde kurallara uygun hale getirilmesidir. Özetle bu harita Hatay’ın çok önemli bir deprem tehlikesi olduğunu ve il merkezinin de deprem olduğu takdirde en fazla sarsılacak alanlardan biri üzerinde yer aldığını açıkça göstermektedir” Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Hüseyin Alan, Kahramanmaraş Belediye Başkanının raporu gördüğünde “Ben bu çalışmalara inanmıyorum” dediğini de aktarmıştı.

EVRENSEL'İNMANŞETİ

Yağma iklimi

Yağma iklimi

Enerji şirketlerinin patronlarının bizzat yönetimine girdiği Saray iktidarı, “iklim değişikliğiyle mücadele” adı altında sermayeye yeni kaynak aktarma hazırlığında. İktidarın Meclise getirdiği tasarıya göre karbon emisyonu ticareti sistemi kurulacak, “atmosferi kirletme hakkı” alınıp satılan bir mala dönüşecek. Sistem karbon ticareti zenginleri yaratırken, halka zehir kalacak.

BİRİNCİSAYFA
SEFERSELVİ
Erdoğan: Dünya bir imtihan yeridir, ekonomik zorluklar gelip geçer.

Evrensel'i Takip Et