15 Mart 2023 07:00

Burjuvazinin Paris’i düşerken

Ehrenburg’un sayfalarından günümüze baktığımızda, burjuva iktidarların yalnızca kendi sınıfsal çıkarlarını esas aldıklarını, bunu da her defasında halkın da çıkarıymış gibi sunduklarını görürüz.

Burjuvazinin Paris’i düşerken

Kaynak: Kor Kitap

Arben ÇITAK

OSTİM/Ankara

Paris Düşerken, 1930’lu yılların ikinci yarısında kapitalizmin sıçramalı ve eşitsiz gelişiminin getirdiği yeniden paylaşım ihtiyacının sonucu olarak başlayan II. Dünya Savaşı’ndan 1950’li yıllarda süregelen soğuk savaş dönemine kadar geçen sürecin anlatıldığı bir nehir roman serisinin ilk kitabı. Serinin ilk kitabı, savaş öncesi dönemi, bu dönemde yükselen faşizmi ve Fransa’nın işgaline giden süreçte burjuvazinin aldığı tavrı anlatıyor.

Kitabın başlarında çalkantılı bir demokrasiyle ve keskin ideolojik tartışmalarla dolu bir Fransa görüyoruz. Egemen Fransız burjuvazisinin, halkı siyasetin öznesi olarak gerçek iradesini ortaya koyabileceği sokaklardan ve iş yerlerinden, yani hayatı var ettikleri esas alanlardan uzaklaştırıp, sınıfsal konumu gereği çıkarları halkın çıkarlarının tam karşıtı olan iktidarlara yaraşır biçimde, sorunların tümünün sandıkta çözümleneceğinin kara propagandasını yürüttüğü bir ortamın tasviriyle başlıyor hikâye. Bir yandan da savaş, inşa süreci artık biten faşizmin ülke ölçeğinin “dar” sınırlarından taşarak yayılmacı politikalar sonucu başlayan işgallerle birlikte, yadsınamaz bir gerçek olarak halka kendini göstermeye başlıyor. 

Faşizm, “emperyalizm ve proleter devrimler çağına” özgü bir olgu. Dolayısıyla kitapta hem uluslararası anlamda gelişimi hem de bu gelişimden bağımsız olmayarak ülkenin içinde filizlenmeye başlayışı tasvir edilen faşizmle birlikte, bu gelişimle paralel olarak yükselen tekelci kapitalizm ve sınıf mücadelesine ait olgular da kendilerine önemli bir yer ediniyor. Fransız proletaryasının komünist parti önderliğinde kendi hak ve talepleri etrafında birleşerek örgütlediği, bir fabrikadan başlayıp bütün bir ülkeye yayılan, haftalarca bütün Fransa’yı kasıp kavuran grevler, fabrika işgalleri ve sonrasında gelen mutlak zafer, ülkedeki burjuvazinin büyüyen halk hareketi karşısındaki çaresizliğinin derinleşmesi ve faşizme daha da yönelmesi sonucunu doğuruyor.

“Günümüzde, devrimci kitle eylemliliği çağrısının eşlik etmediği barış propagandası, yalnızca proletaryanın hayal görmesine ve demoralize olmasına, savaşan ülkelerin yürüttüğü gizli diplomasinin elinde oyuncağa dönüşmesine neden olur.”*

İspanya İç Savaşı’nda faşizmin bir yansıması olarak ortaya çıkan şoven tarafın İspanya’yı yakıp yıkması ve Nazi Almanya’sının Çekoslovakya işgaliyle birlikte Fransa halkındaki savaşa karşı olan endişe daha da büyüyor. Her ne kadar Fransız komünistleri faşizme karşı enternasyonal bir birleşik cephenin zorunluluğunu savunup buna yönelik bir mücadele örgütlemeye çalışsalar da ülke çapında bir seferberlik sağlayamıyorlar. Fransız burjuvazisi ve devletin içine artık iyice işlemiş olan faşist akım, “ülkedeki barışı korumak” adı altında bu işgallere karşı çıkmanın ülkeyi tehlikeye atacağını öne sürüyor. Bu tutum halk nezdinde kısa süreli de olsa karşılık buluyor. Bir kutlama havası esiyor Paris’te. Ancak esen bu sahte havanın çözümlemesi kitapta şöyle geçiyor: “Okullar açıldı. Çantaları bile yenilendi çocukların. Her yerde bağrışıp duruyorlar. Pierre, onlardaki bu neşenin fiyatını iyi biliyor: Bunu Madrid kapılarında ölenler ödüyor.”

“ATILAN HER KURŞUNDAN KAZANÇ SAĞLIYORLAR”

Nazi Almanya’sının Maginot hattından başlayan işgaliyle birlikte “destur demeden” gelip çatıyor savaş. Burjuvazi ve yönetici elit, ülkeyi el birliğiyle faşist diktatörlüğe sunarak yarattıkları yıkımın ve ihanetin yükünü, cepheye sürdükleri işçilerin ve emekçilerin omuzlarına yıkıyor. Ama çok geçmeden bu seferberliğin bir direniş hareketinden ziyade, halkın gözünü boyama ve zevahiri kurtarma çabası olduğu anlaşılıyor. Savaşta bu durumla yüzleşen bir general şöyle söylüyor: “‘Almanların buraya geleceğini söyleyenler bozgunculardır!’ diye bağırıyordu albay. Ama asıl bozguncu kim? Kendileri tabii. Almanların bizi yıkması için ellerinden geleni yapıyorlar.” Halk, önlerinde faşist Alman ordularının, arkalarında da Hitler faşizmiyle ittifak kurmuş yerli işbirlikçilerin olduğu bir kıskacın arasında sıkışıp kalıyor. Burjuvazi de bu ittifaktan payını alıyor: Borsa çevresinde müthiş bir canlılık göze çarpıyor. “Atılan her kurşundan kazanç sağlıyorlar.” İşçilerin ve emekçilerin payına düşen ise sevdiklerini, doğdukları ve büyüdükleri yerleri, alın terleriyle kazandıkları her şeyi kaybetmek oluyor. Geriye kalan son umut kırıntıları da yine işçilerin ve emekçilerin içinden çıkıyor. İşçi sınıfının komünist parti üyesi ileri unsurları, çözümün ancak halkın öz örgütlenmesiyle olacağını, partinin de bu öz örgütlenmeyi sağlayacak bir lokomotif görevi görerek direniş hareketine öncülük edeceğinin bilinciyle halkı örgütleme sürecini başlatıyor. Halkta da komünistlere yönelik bir güven oluşuyor. Kuşkusuz bu güven ortamının oluşumunda partinin grevler dönemindeki başarısı kadar İspanya İç Savaşı’nda militanca yerine getirdiği devrimci rolün de payı var.

1930’LARIN PARİS’İNDEN BUGÜNE

İlya Ehrenburg’un sayfalarından günümüze bir not çıkarmak gerekirse, burjuva iktidarların, tarihsel süreç içerisinde sayısız kez kanıtlandığı üzere, yalnızca kendi sınıfsal çıkarlarını ve buna denk düşen siyaseti esas aldıklarını, bunu da her defasında sanki halkın da çıkarıymış gibi süsleyerek sunduklarını görürüz. Hâlbuki burjuvazinin Paris’iyle işçi sınıfınınki arasındaki fark bu kadar açıktır. Faşizm olgusunun da bu çıkarları halkın mücadelesi karşısında koruyacak bir karşı devrimci tepki olarak doğduğu sonucunu çıkarabiliriz. Bütün ülkeyi felakete sürükleyeceğini “sokaktaki çocukların” bildiği durumlarda dahi kendi kâr ve siyasi rant hırslarının peşinde koşanların yönettiği bu düzen, baştan aşağı çürümüştür. Günümüzde de aynı çürümüş düzenin devamını görmekteyiz. O dönemde ve her dönemde olduğu gibi, bu düzeni yıkacak olan, sömürülen ve ezilen bütün kesimlerin mücadelelerini emekçi sınıfın öncülüğünde ortak bir tutumda birleştirip yükseltmesidir.

*Lenin, RSDİP (Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi) konferansı

Evrensel'i Takip Et