Birbirimize tutunuyoruz
İşin özü, Türkiyelilerle Suriyeliler aynı işleri birlikte, aynı amaçla yaptıkları, birbirleriyle dayanıştıkları ölçüde yaralarını sarabiliyorlar. Deprem millet ayırmıyor.

Fotoğraf: DHA
Osman AKBULUT
Antep
Maraş merkezli olup on bir ili etkileyen depremin “yıkıntıları” hâlâ sürüyor. Antep’te barınma ihtiyacı bugüne kadar tam olarak giderilemezken depremin ilk günlerinde özellikle su, yiyecek, battaniye ve kışlık giysi ihtiyacı ön plana çıkıyordu. Halk kendi yaralarını dayanışmayla sarmaya çalışırken sosyal medya aracılığıyla akıl almaz derecede şiddet ve ırkçılık propagandası yapılıyordu. Buna göre Suriyeliler boş olan evlere gidip hırsızlık yapıyor ve başka şehirlerden gelen yardımları yağmalıyordu. Bu tür söylemlere inanan mafyatik holigan taraftar grupları deprem bölgesinde adeta insan avına çıkarken bazı siyasiler deprem bölgesine gelip bu propaganda üzerinden rant sağlıyor ve zaten öfkeli ve çaresiz olan depremzedelerin önüne Suriyelileri koyup “Düşman orada!” diye gösteriyorlardı. Bu süreç ilerlediğinde dövülerek öldürülen, işkence edilen ve ağır yara alan insanların görüntüleri çıktı ortaya. Bir tarafta bunlar yaşanırken madalyonun diğer yüzünde ise Türkiyeli ve Suriyeli insanların dayanışması vardı. Antep’te Nar Sanat Derneği, Emek Partisi ve Birtek-Sen tarafından depremin hemen ardından oluşturulan koordinasyonla insanların birbirleriyle dayanışmasını gördük. Ben de bu dayanışma içerisinde bulunan Suriyeli gençlerle konuştum.
“AFAD EN UFAK BİR YARDIM DAHİ YAPMADI”
Depremin var olan yoksulluğu daha da derinleştirdiğini söyleyen Beşar, insanların özellikle depremin ilk haftası hayatta kalma mücadelesi verdiğini belirterek battaniye ve çadır ihtiyacının karşılanamadığını, insanların kamyon üstündeki çadırları söküp odun desteğiyle kendi çadırlarını kurduğu, kısacası kendi başlarına bırakıldıklarını söylüyor. Ona Suriyeli kadınların durumunu sorduğumda ise “Depremden en çok zararı kadınlar gördü çünkü depremin ilk haftası evin erkekleri işe çağrıldığı için bütün yük kadınların omuzlarına bindi. Kendi ihtiyaçlarını yok sayıp çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştılar “cevabını alıyorum. Beşar’la sohbetimiz depremin ilk günlerine dönünce ilk depremde dışarıya çıktıklarında yağmur yağdığını, insanların yarı çıplak sokaklara kaçtığını, arabası olanların arabalara bindiğini olmayanların ise dışarıda soğukta beklediğini söylüyor. O soğukta birçok çocuğun hastalandığını ve ilk hafta boyunca insanların yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çektiğini de ekliyor. AFAD’ın çevresindeki hiçbir insana ne bir çadır ne bir battaniye ne de bir gıda yardımı yaptığını, oluşturulan koordinasyon dışında hiçbir kurumun Suriyelilerle dayanışma içerisinde bulunmadığını ifade ediyor. Dışarıda soğuktan hastalanan bir engelli çocuk için ilaç bulamadıklarını, battaniyeyi bile zar zor edinebildiklerini anlatıyor mesela.
“SOĞUKTAN ÖLMEK KESİN DEPREMDE ÖLMEK İSE İHTİMAL”
Beşar deprem sürecini boyunca tercümanlık, organizasyon ve yük taşıma işlerinde görev alıyor. Bu sefer de dayanışmanın başından bugüne kadar bizimle olan İzzet ile konuşuyorum. İzzet barınma sorununu ön plana çıkarıyor. Çadır eksikliğinden yakınırken çadır bulamayanların parklardaki bankların çevresine streç film sarıp orada uyuduğunu ve çevresindeki insanların depremin ilk haftası her deprem olduğunda aşağıya inip bir saat bekleyip sonra yukarı çıktığını anlatıyor. Soğuktan ölmek kesin çünkü, depremde ölmek ise “bir ihtimal.”
Sohbetimiz özellikle ilk hafta çokça semirtilen ırkçılığa gelince İzzet, “Benim çevremden veya arkadaşlarımın çevresinden böyle bir suç işleyen görmedim, bu depremi biz de yaşadık. Biz de sizinle aynı evlerde yatıp kalkıyoruz. Bu depremde biz de öldük. Şerh düşmek gerekirse belki de gerçekten bir Suriyeli suça karışmıştır ama bu neden suçsuz bütün insanların üzerine atılıyor ki?” dedi. Nar Sanat Derneği, Emek Partisi ve Birtek-Sen koordinasyonuyla oluşan dayanışmada İzzet gibi onlarca Suriyeli genç, bütün dayanışma faaliyetlerinde aktif rol üstlenip kendi bulundukları mahallelerde ihtiyaç sahibi aileleri tespit ettiler. Dayanışmanın Suriyelilerin içerisinde de aktif olmasını olağan kıldılar.
AKP, iktidarda olduğu bütün süre boyunca başı her sıkıştığında kendisine bir düşman yaratıp “Suçlu onlar!” dedi. Toplumu uç noktalardan ayrıştırıp insanları birbirlerine düşmanlaştırdı. Son dönemlerine doğru yoksulluk önü alınamaz bir şekilde artıp her kesimden insanların tepkisi günden güne derinleşince tek adam yönetimi, çıkış yolunu bu sefer de mültecileri hedef almakta buldu.
Bu süreçte maalesef birçok şeyi acı bir şekilde tecrübe ettik. Enkaz altındaki insanları bırakıp ATM’leri kurtarmaya çalışanlar, enkaz altındakilerin üstüne sela okutanlar, derneklere çadır satan Kızılay… Bağış paralarıyla Kızılay’dan çadır alan AHBAP ile de politik olmayan iyiliğin kötülüğe hizmet edebileceğini çok acı bir şekilde gördük. Diğer tarafta ise örgütlü bir dayanışmanın işlevsel açıdan daha hızlı ve daha etkili olduğunu gördük. İşin özü, Türkiyeliler ve Suriyeliler aynı işleri birlikte, aynı amaçla yaptıklarında aralarında hiçbir fark yok, deprem ise millet değil, zengin fakir ayrımı yapıyor.
Evrensel'i Takip Et