Kafka’nın ‘Dava’sı, utanç ve Sivas Madımak katliamı
Neval Oğan Balkız, Sivas Katliamı davasındaki hukuksal süreci yazdı.

2 Temmuz 1993'te yayınlanan haber bülteninden ekran görüntüsü.
İLGİLİ HABERLER

Eren Aysan: Taziyesi hiç bitmeyen bir ömür bizimki!

Önce kitaplar yakıldı, sonra insanlar

Her şeye inat bir mum yakıyoruz ve soluğumuz tükenene kadar yakacağız
Neval OĞAN BALKIZ
“Rüyalarında kendi mezheplerinden olanlara cennetin kapılarını açan fanatiklerin¹”, yeryüzünü herkes için cennet yapmayı yeğleyenleri yakarak öldürmelerinin üstünden tam otuz yıl geçti! Yangının isi, tüm ülkeyi içine alan kara bir delik gibi büyüdü. İnsan türünün düşünsel ve eylemsel alanda bugüne dek biriktirdiği tüm değerlerin üstünü kapladı. Toplumsal ve kişisel belleğimizde acıyla andığımız, toplumsal algımızı darmadağın eden, yaşam bütünlüğümüzü ortadan kaldıran, her birimizin fizyolojik, psikolojik varlığını tehdit eden bu katliamlara, ne yazık ki her gün bir yenisi daha eklendi. Bu saldırı ve katliamların her birinin acısı ve yarattığı şok, önceden yaşanmış olanların toplumsal hafızamızda birikmiş acısını, yeniden kanattı ve çoğalttı.
Türkiye siyasal tarihinde bugüne kadar yaşanmış olan her katliam; yaşandığı dönem öncesinin sonuçlarını içinde barındıran, kendi döneminin siyasal, sosyolojik, ekonomi politik koşullarını etkileyen, hatta belirleyen ve aynı zamanda; bir sonraki dönemin de siyasal, sosyal, ekonomik ve ideolojik yapısını, koşullarını ve aktörlerini hazırlayan çok katmanlı, çok boyutlu, birbirlerine bağıl koşulları olan eylemlerdir. Bu özellikleriyle de Foucault’un tanımlamış olduğu en etkili “iktidar teknolojilerinden” birini oluştururlar.
OTUZ YIL ÖNCE 2 TEMMUZ’DA SİVAS’TA!...
Kültür Bakanlığı ve Sivas Valiliğinin katkıları ile Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından Sivas İl Merkezinde düzenlenen Pir Sultan Abdal Kültür Etkinliklerine katılmak üzere, 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta bulunan onlarca sanatçı, tiyatrocu, yazar, şair ve katılımcıların bulunduğu Madımak Oteli; örgütlü şekilde otelin çevresini dolduran, polis kayıtlarına göre sayıları on beş bin kişiyi bulan saldırganlar tarafından yaklaşık olarak sekiz saat boyunca kuşatıldı, taş ve kiremit yağmuruna tutuldu.
“Cumhuriyet Gidecek, Şeriat Gelecek”, “İslam’ın Ordusu Laiklerin Korkusu”, “Kanımız Aksa da Zafer İslam’ın”, “Cumhuriyet Burada Kuruldu Burada Yıkılacak”, ”Şeriat Gelecek Zulüm Bitecek” sloganları eşliğinde, “yak yak” bağırtıları altında ateşe verildi. Devletin, asker ve emniyet güçlerinin gözleri önünde ve tüm Türkiye’nin tanıklığında, ikisi otel çalışanı olmak üzere, otuz beş kişi, yakılarak öldürüldü!
"ÖRGÜT YOK TAHRİK VAR"
Bu öldürümünden (katliam) hemen sonra, on sekiz gün gibi çok kısa bir süre içerisinde, henüz hazırlık soruşturma aşaması tamamlanmadan; “Olayda örgüt yok tahrik var” saptaması yapıldı. Deliller dahi toplanmadan, bu saptamayla hemen dava açıldı. Katliamda on binlerce eylemci bulunmasına karşın, iddianamede yalnızca yüz yirmi sekiz kişi sanık olarak yer aldı. Tanık ifadeleri, görsel ve yazılı deliller, olay yeri tespit tutanakları, emniyet güçlerinin beyanları, Meclis Araştırma Komisyonu raporları olayın; “Laik cumhuriyete karşı örgütlü bir kalkışma” olduğunu açıkça ortaya koyarken, Ankara 1 No’lu DGM, ilk kararında, yirmi altı sanığı adiyen adam öldürme suçunu işledikleri savı ile Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 450/6. maddesi gereğince cezalandırdı. Bu cezaları, indirim sebepleri uygulayarak on beş yıla düşürdü. Otuz yedi sanık hakkında beraat kararı verdi. Altmış sanık ise Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’na aykırı davrandıkları savı ile cezalandırıldı.
Yargılama sürecinde, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında; etkinliklerden önce Sivas’ta “Müslümanlar” imzasıyla dağıtılan kışkırtıcı bildirinin kimler tarafından yazıldığı ve dağıtıldığı soruşturulmadı; mağdur avukatlarının tüm ısrarına karşın, araştırma konusu yapılmadı. Gerçekleşen katliamı ”Şanlı Sivas Kıyamı” olarak tanımlamış, suçu ve suçluları öven yazıları yayımlamış ‘Taraf’ adlı dergiye karşı herhangi bir idari, cezai, hukuki işlem uygulanmadı.
Şehir içinde hiçbir yerde kaldırım çalışması vb. faaliyetler yok iken, 2 Temmuz’da otelin önünde yığınlar şeklinde parke taşları bulunmasının nedeni bilinmedi. Dönemin Belediye Başkanı hakkında, kalabalık güruha ”Gazanız mübarek olsun” şeklinde, kışkırtıcı, teşvik edici bir konuşma yapmış olduğu gerekçesiyle, herhangi bir işlem yapılmadı. Olaylara katılan on binlerin destek aldıkları güçler, olayları örgütleyenler saptanmadı. Dönemin siyasi ve idari yetkililerinin görev kusur ve ihmalleri, herhangi bir araştırma ve soruşturma konusu dahi yapılmadı.
Yargılamalar boyunca mahkeme salonlarında mağdurlar, müştekiler ve avukatları, sanıkların sürekli hakaret ve saldırılarına maruz kaldı. Sanıkların avukatlığını üstlenenlerden Şevket Kazan, olayın ardından Refahyol hükümetinde bu ülkede adalet bakanı, Hayati Yazıcı’da AKP’nin devlet bakanı oldu.
DGM’nin verdiği karar, taraflarca temyiz edildi. Yargıtay, yirmi beş sanık hakkındaki kararı onadı. Diğer sanıklar yönünden ise; sanıkların, cumhuriyet rejimini hedef aldığını bu nedenle eylemin “Anayasal düzenin değiştirilmesi ya da ortadan kaldırılmasını cezalandıran TCK’nin146/1 ve 3. fıkraları kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, kararı bozdu. Bozmadan sonra mahkeme, otuz sekiz sanık hakkında idam (Yeni TCK gereğince ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis) cezası verdi. ( 30.01.2020 tarih ve 31025 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan cumhurbaşkanı kararı ile sağlık sorunları bulunduğu gerekçesiyle(!) cezası affedilen hükümlü Ahmet Turan Kılıç, (İdam cezası almış ve cezası yasa değişikliği nedeniyle ağırlaştırılmış müebbet hapse çevrilmiş hükümlülerden biriydi.) Yirmi dokuz sanık hakkında ise ilgili maddeler gereğince 7 yıl 6’şar ay hapis, on dört sanık hakkında ise beraat kararı verdi. Terör suçluları uygulama gereği kendi memleketlerindeki cezaevlerine gönderilmezken, bu hükümlüler, Sivas ve civarındaki cezaevlerinde kaldı. Cezalarının infazı süren bu hükümlülerden kimileri, hükümlülük hali sürmekteyken kendilerine tanınan olağanüstü olanaklar ve ayrıcalıklar çerçevesinde eşlerinden çocuk sahibi oldu. 5237 sayılı Yeni Türk Ceza Kanunu’nun 1 Haziran 2005’te yürürlüğe girmesiyle; bu hükümlülerden on üçü; yeni kanunda ceza aldıkları maddeyi doğrudan karşılayan bir düzenleme olmadığı gerekçesiyle, haklarında infazın ertelenmesi kararı verilerek, salıverildi. Savcılık, daha sonra yanlış yapıldığını belirterek, Mahkemenin vermiş olduğu bu kararın geri alınmasını talep etti. Ancak, mahkemece böyle bir karar verilmediği gibi, salıverilen sanıklardan firari olan yedisi yakalanmadı. Ana davadan dosyaları ayrılan bu sanıkların yargılandığı davada savcılık makamının talebine uyan mahkeme, 13 Mart 2012 tarihli duruşmada, Cafer Erçakmak ile ilgili dosyanın ölmüş olması nedeniyle ayrılmasına, altı sanık hakkındaki davanın da-Madımak Öldürümü’nün anayasal düzeni zorla değiştirme girişimi ve “siyasal ve dini saiklerle toplumun bir kesimine karşı bir plan doğrultusunda sistemli olarak işlenmiş” insanlığa karşı bir suç olmasına karşın- “zaman aşımı süresinin dolmuş olması gerekçesiyle” düşmesine karar verdi!
Gerçekler, küller altında kaldı. Zaman aşımı kararını ”milletimiz için hayırlı²” bulan siyasal anlayış, katliamı “Bir futbol maçı esnasında yaşanabilecek olaylar”, “Çok şükür otel dışındaki vatandaşlarımıza bir şey olmamıştır” şeklinde yorumlayan anlayışın devamı olduğu, bir kez daha doğrulanmış oldu.
Gıyabi tutuklu üç sanık hakkındaki dava, halen Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor. Dosya kapsamında yurtdışında oldukları belirtilen sanıklarla ilgili olarak, arama ve iade talebine ilişkin işlemlerde ciddi ihmaller yaşanıyor. Hukukun temel aldığı tek ölçü olan “adalet”; toplumsal yaşamın bir kalıp ve çerçevesini oluşturmaya yönelik ahlaki bir ölçü olarak da; vicdan, bellek ve algısal olarak hala gerçekleştirilmeyi bekliyor.
SONUÇ
Bu katilam; demokrasinin kurucu toplumsal ilkesi olan laikliğin içinin boşaltılmasının ve devletin laik karakterinin ortadan kaldırılmasının bizi her daim yine aynı süreçlere götüreceğini gösteriyor! Başka bir deyişle; “Bir devletin yapılanmasında, bütün kurum ve kuruluşlarıyla örgütlenmesi ve işleyişinde, hukukunun oluşturulmasında ve uygulanmasında, herhangi bir dinin anlayışlarının ve normlarının belirleyici olmaması gereğini ve istemini dile getiren³” laiklik ilkesinin eksiksiz şekilde uygulanmasının, gerektirdiği koşulların oluşturulmasının ve sürdürülmesinin ne denli yaşamsal önemde olduğunu, böyle katliamların bir daha yaşanmayacağı koşullar bütünü olan bir toplumsal yapının, hukuksal ve siyasal bir düzenin oluşturulması için mücadele etmenin ne denli öncelikli bir gereklilik ve sorumluluk oluşturduğunu ortaya koyuyor.
Ve elbette Madımak Katliamı, tıpkı Franz Kafka’nın “Dava’sının” utanç temasıyla bitmesinde olduğu gibi; yaşadığımız bütün katliamların ve şiddetin oluşturduğu bilinçli öfkenin ve yarattığı utancın, her daim ayakta kalacağını gösteriyor! Mağdurların katledilmiş olmalarının yarattığı utancın, kendi yaşamlarından daha uzun süreli olacağını da…
*Hukukçu/Akademisyen
Kaynakça
1.Berger, JOHN, Kıymetini Bil Her şeyin, Metis,2008, İstanbul. s.100. “Şair Keats’Fanatikler rüyalarında kendi mezheplerinden olanlara cennet kapılarını açar’ demişti.”
2.Temmuz 1993 tarihinde yaşanan Sivas /Madımak Katliamı ile ilgili olarak, o tarihte Cumhurbaşkanı olan Süleyman Demirel: “Olay münferittir… Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş... Güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır... Karşılıklı gruplar arasında çatışma yoktur. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı vardır.” O dönem başbakan olan Tansu Çiller “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bu yangından zarar görmemiştir!.. Halktan kimsenin burnu kanamamıştır ve ölenler de çıkan yangından boğularak ölmüşlerdir. Olayı bu kadar büyütmek yanlış, bir futbol maçında da bu kadar insan ölebilirdi” şeklinde yorumlar yapmışlardı. Sivas Madımak Öldürümü faillerinden olay sonrasında yakalanmamış, ancak haklarında yakalama kararı olan sanıklar ile ilgili davanın, mahkemenin 13 Mart 2012 tarihinde, zaman aşımı süresinin dolmuş olması gerekçesiyele düşmesine karar vermesi sonrası, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan “'Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun. …Yıllar yılı içerde olan vatandaş, içlerinde kaçak olanlar vardı” demişti.
3. Kuçuradi, İoanna, İnsan Hakları, Kavramları ve Sorunları, Türkiye Felsefe Kurumu Yayımları, Ankara, 2007, s. 82-,83.
Evrensel'i Takip Et