Narin’in neden görgü tanığı yoktu?
Narin’in cinayetinde görgü tanığının olmaması bir tesadüf değil, aksine iktidarın ideolojik kuşatmasını, feodal ilişkilerin sürdüğü yapılanmaları güçlendirdiğinin bir yansıması.

Fotoğraf: AA
İrem
Kadın Çalışmaları Topluluğu üyesi
Hacettepe Üniversitesi
Narin Güran cinayetinde küçük bir köy olmasına rağmen görgü tanığı olmaması dikkatleri çekmişti. Bu durumun altında yatan sebep daha derin ve sistematik bir yapıya işaret ediyor: İktidarın hâlâ feodal ve geleneksel aşiret ilişkilerini sürdürme ısrarı.
Bu ısrarın en önemli nedenlerinden biri Kürt ulusal hareketini kontrol altına almak, bölge halkının üstünde tahakküm kurmak. Bu feodal ilişkileri devam ettirmek için de tarikat ve cemaatler tabii ki önemli bir rol oynuyor, bu örgütlenmeler bölge halkının yaşam şeklinden tutalım iktidar lehine çıkarlarla işleyebileceği yerlere kadar birçok şeyi belirleyen ve kontrol altına alan şekillerde yapılanıyor. Kadınlara eşlerine itaat etmelerini tembihleyerek “kutsal aile yapısını” güçlendiriyor, kendi fabrika ve atölyelerinde çalıştırarak şükür etmeyi öğütleyip ucuz iş gücü olarak kullanıyor. Bu sayede tarikatlar ve patronlar ele ele verip birlikte zenginleşiyor.
TARİKAT, PATRON, DEVLET EL ELE
Ekonomik krizle beraber OVP ve Kamuda Tasarruf gibi programlarla birlikte krizin altında ezilen halka yardım adı altında erzak vererek zayıflıklarından faydalanıyor ve buralardan kendisine yedeklemeye çalışarak tarikata yeni üyeler kazanmanın yollarını arıyor, zaman zaman başarıyor da. Kadınlar ayrıca bu tarz dini organizasyon ve etkinlikleri ailelerinden daha kolay izin alabilecekleri birer sosyalleşme aracı olarak görüyorlar. Çalışırken çocuğuna bakacak birini bulamayan kadınlarsa çocuklarını cemaat kreşlerine veriyor ve buralarda pedagojik olarak uygun olmayan eğitimler almanın yanı sıra çocuklar şiddete ve istismara uğruyor. Barınma krizinden dolayı öğrenciler cemaat yurtlarında kalmak zorunda kalıyor ve burada da birçok baskı ve yasakla karşı karşıya kalıyorlar. Bu yapılanmalar, dini duyguların yanı sıra vatanın kutsallığı ve devletin dokunulmazlığı gibi öğretileri de aşılıyor. Tek adam iktidarı, tarikatların AKP’ye olan açık destekleri sayesinde hem binlerce oy almayı garantilemiş oluyor hem de işçi ve emekçi sınıfları bu yolla denetim altına almaya çalışıyor. İktidarın ekonomik ve ideolojik saldırılara karşı işçi sınıfı mücadele etmedikçe bu oluşumlar devlet içinde kadrolaşarak büyümeye ve güçlenmeye de hâliyle devam ediyor, devam edecektir. Dolayısıyla, yazının başında Narin Güran cinayetinde neden görgü tanığı olmadığı sorusuna verdiğimiz cevabı derinleştirmek gerekirse tüm bu ilişkilere ve mekanizmalara kapı aralamış oluyoruz.
Bu ideolojik kuşatma altında özellikle hedefe konulan çocuk ve kadın haklarının her geçen gün daha kolay ellerimizden alınması, bununla birlikte kadın ve çocuk cinayetlerinin artışı, genç kadınlar için güvensizleşen kampüsler bu güçlenmenin yansımasıdır. Yurtlarda ahlaki ve dini değerlere uygun kadınlar yetiştirmek için verilen manevi danışman eğitimlerinden kampüs içinde yaşanan tacizlerde failin değil mağdur olan kadınların uyarı almasına kadar bu kuşatmayı, baskı ve yasakları üniversiteli kadınlar olarak yurtlarda, fakültelerde ve kampüslerimizde de görüyoruz. Yalnızca yaşamak istediğimiz bir dünya değil aynı zamanda her anlamda eşitliği sağladığımız bir dünyayı kurmak da mümkün, hem de bu dünyayı kendi tırnaklarımızla kazıyarak kendimiz için kuracağız. Güvenli kampüsleri kurmak ve haklarımızı kazanmak için var olduğumuz alanlardan başlayarak yaşamın her alanında mücadele edelim!
Evrensel'i Takip Et