Orta Vadeli Program bize ne vadediyor?
Memduh BİLGİLİ
ODTÜ
Geçmişten bugüne Türkiye, gençlerin ve çocukların temel ihtiyaçlarından mahrum bırakıldığı bir noktada yerinde saymaya ve hatta geriye gitmeye devam ediyor. Özellikle ekonomik krizle birlikte son yedi yıldır beslenme, ulaşım ve barınma gibi ihtiyaçlarımızın devlet eliyle temin edilmemesinin acı sonuçlarını hayatlarımızın her zerresinde hissediyoruz. Okullarda açlıktan bayılan ilkokul öğrencileri, taşımalı eğitim yüzünden daha güneş doğmadan uyanan çocuklar ve yurt bulamadığı için okulunu donduran üniversiteliler bu durumun en net örnekleri olarak gözlerimizin önünde. Bu örnekler, akşam televizyon haberlerinde duyduğumuz ve ahlanıp vahlandığımız örnekler gibi geliyor olabilir bizlere. Halbuki örneklerin az veya çok benzerlerini neredeyse hepimiz kendi hayatlarımızda deneyimliyoruz. Kampüste yoldan çevirdiğimiz bir arkadaşımıza gününü nasıl geçirdiğini sorsak alacağımız cevaplar birbirlerine çok yakın şekillerde oluyor. Öğün atlamak, bir yandan okurken bir yandan sigortasız şekilde çalışmak gibi aslında kabul edilemez zorluklar, yani genç yaşta ekmek kavgası, hayatımızın ta kendisini oluşturuyor. Bu noktada eğitim, sağlık ve güvenlik tüm Türkiye gençliğinin eksikliğini en derinden hissettiği ihtiyaçlar olarak gözümüze çarpıyor. Örneğin 2022 yılında Türkiye’deki kamu eğitim hizmetlerine duyulan memnuniyet oranı yalnızca %22’de kaldı. OECD ülkeleri içinde eğitim hizmetlerinden en az memnun olan ve eğitimden memnuniyeti en yüksek hızda düşen ülke, açık ara farkla Türkiye oldu. Bu konuya dair diğer bir örnek ise Türkiye’de konut alımı ve masrafları dışında borçluların oranı %60. Borçluların ise 52,3 puanlık kısmı rahatsız, 14,9'u çok rahatsız ve sıkışmış hissediyor. Görüyoruz ki temel ihtiyaçlar karşılanamıyor ve Türkiye gençliği, gidişattan oldukça rahatsız.
BU KAYNAK SENDE BENDE DEĞİL, PEKİ KİMDE?
Tüm bunları gerek hayatlarımızda deneyimlediğimizde gerek istatistikleri incelediğimizde elbette ki bir çözüm yolu arayışına gidiyoruz. Bu çözüm yolunu sağlayabilmek için kafa yürüttüğümüzdeyse kocaman bir devlet aygıtı, tam da karşımızda beliriyor. Kitap alamayıp okuldan kopup giden çocuklar, yurt çıkmayacağından dolayı istediği üniversiteye gidemeyen gençler için aradığımız çözümü tesis etmesi gereken yegâne kurumsa bu noktada devletin bizzat kendisi.
2025 yılı için ayrılan 14 trilyon 731 milyar liralık bütçede nüfusun %26’sını oluşturan çocuklara ve %15,1’ini oluşturan gençlere hak ettikleri kaynağın temin edilmesi, çözüm için en önemli adım. Bütçe kalemlerini incelediğimizdeyse bizlere hak ettiğimiz kaynağın pek de ayrılmadığını görüyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığı’na ayrılan bütçedeki artış %41 oranında gerçekleşiyor ve bütçesi 130 milyar 119 milyon TL’ye yükseliyor. İletişim Başkanlığının bütçesi %49,1 oranında artırılarak 6 milyar 155 milyon TL’ye çıkarıldı. Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı bütçesi bile %63,85 oranında bir artışla 3 milyar 113 milyon TL oluyor. Gel gör ki Millî Eğitim Bakanlığı’na ayrılan bütçe ise yalnızca %33,2 oranında artırıldı. Gençlik ve Spor Bakanlığı da diğer başkanlıkların gerisinde kalarak bütçesinde yalnızca %35,6 oranında artış aldı. Tek adamın propaganda memurlarına ayrılan bütçedeki artışla GSB ve MEB bütçesindeki artış arasında milyon dolarlar var.
Diğer yandan Türkiye ekonomisini kasıp kavuran enflasyonun bütçeye olan etkisini göz önüne kattığımızdaysa tablo çok daha korkunç bir hal alıyor. ENAG verilerine göre yıllık enflasyon %89,77 oranında. Merkez Bankasıysa akıllarla alay edercesine iddia ettiği %34’lük yıllık enflasyon tahminini önce yıllık %38’e, en son yıllık %42’ye çıkarmak zorunda kaldı. 2025 için enflasyon tahminini ise %14’ten %21’e çıkardı. Devlet kurumlarının bile manipülasyonda çaresiz kaldığı enflasyon verileri karşısında elbette bütçelerden en az artış alan kurumlar en fazla yıpranacak olanlar olacak.
SORUNLARIN SEBEPLERİ, KULAK KAPATANLAR
Sorunlara çözüm üretmek bir yana sorunların kaynağı da bugünü açısından düşündürücüdür. Taşımalı eğitim ve yaz saati uygulamasını getiren devlet, çocuklar ve gençlerin sorunlarına kendisi yol açıyor. OVP, 12. Kalkınma Planı ve Kamuda Tasarruf Paketi gibi sermaye lehine ekonomik uygulamaların arkasına saklanarak sorunların kaynağını gözlerden gizlemeye çalışıyorlar. Sermayeye aflar ve teşvikler koşulsuz şartsız sağlanırken gençliğin en kritik gereksinimlerine üç maymunu oynuyorlar. Beşli Çete’den Rönesans’a bağlı Rec İnşaat ve Limak İnşaat, 2023 yılında bir kuruş bile vergi vermemişken Türkiye’de çocukların yalnızca yüzde 12,7’si her gün et, tavuk ya da balık tüketebiliyor. Dünya Bankası projelerince 2025'te OSB'lere 6 milyar 300 milyon liralık yeşil altyapı yatırımları destekleyecek olan iktidar, 6-17 yaş arası çocukların yüzde 61’inin 2022 yılında hiç sinemaya veya tiyatroya gitmediğini görmezden geliyor. Aflar, hibeler, teşvikler ve tek kalemle silinen borçlar; gençliğin kursağından geçecek iki lokma etten ve sadece birkaç saatlik eğlencesinden daha mühim görülüyor. Devlet ve sermaye ilişkisi ortadayken bizim en acil görevimizse eğitime ve sağlığa bütçe, güvenli okullar ve kampüsler için öfkeli ve soluksuz bir mücadele olmalıdır. Ucuz ve nitelikli yemekhaneler, ücretsiz öğrenci servisleri, hijyenik ve güvenli yurtlar; Türkiye gençliğinin kararlı ve yılmayacak mücadelesinin eseri olacaktır.
Evrensel'i Takip Et