Gençlik gündeminde işçi hareketleri nasıl yer buluyor?
Almamız gereken ders, alanlarda işçilerin mücadelelerini kendimize örnek alarak kendi hak ve taleplerimiz için söz hakkının biz öğrencilerde olması için mücadele etmek gerekliliğidir.

Fotoğraf: Evrensel
Ebrar AKDENİZ
İstanbul Üniversitesi
İstanbul Üniversitesinden Atahan: “Grevleri takip etmeye çalışıyorum ancak medyadaki karartmadan dolayı yeterince farkındalık kazanmış değilim. Genelde mavi yaka ve fabrika işçilerinin yaptıklarını görüyorum. Ben bir bankacıyım ve beyaz yakalıların böyle örgütlenebildiğini pek görmedim. Genç işçilerin bu grevlere katılması, gelecekteki çalışma koşullarını şekillendirmeleri açısından çok önemli. Ancak 80 sonrası Türkiye'de fişlenmekten, okuldan atılmaktan, polis şiddetinden korkar olduk.”
Sultangazi Şair Abay Konanbay Anadolu Lisesi’nden Sedef: “Tabii ki de olumsuz etkiliyor. Ders çalışacağım vakitlerde işçi olarak çalışıyorum, kazandığım okul masraflarıma doğru düzgün yetmiyor bile; kaybettiğim ise gençliğim ve geleceğe olan umudum.”
Sultangazi’de çalışmakta olan Serhat, “Daha önce çalıştığım yerde iş kazası geçirdim ve iş kazasının üstünü örtmeye çalıştılar. Ben de buna karşı hakkımı almak için dava açtım, iş yerindeki diğer işçilerle konuştum, hala süreç devam ediyor. Türkiye’de sürekli iş kazaları oluyor, bunların üstleri sürekli örtülmeye çalışılıyor. Patronlar işçilerin haklarını vermemek için her şeyi deniyor ama biz de işçi olarak haklarımızı bilmeli, haklarımız için mücadele etmeliyiz.”
Dudullu OSB’den MESEM’li Enes, “Uğradığımız haksızlıklara karşı bir şey diyemiyoruz. Mesela hoca geldiği zaman ‘nasıl gidiyor’ diyor, ustanın yanında mecburen ‘iyi’ demek zorunda kalıyoruz. Şu ana kadar işçi arkadaşlarla halen bir araya gelemedik. Grevleri takip ediyorum, herkes hakkını istiyor sonuçta. Ekonomik şartlar ortada, grev yapmanın başarılı olacağını düşünüyorum. Yıllardır sesimizi çıkaramadık, artık sesimizi duyurma zamanı geldi.”
ODTÜ İnşaat Fakültesi’nden izlenimler: Öğrenciler arasında grevleri yakından takip edenler olduğu gibi, yalnızca kazanımları üzerinden bilgi sahibi olanlar da var. Ancak ortak payda, kazanımların umut verici olduğu ve işçilerin direnişinin hak arama bilincini güçlendirdiği yönünde.
Başka alanlardaki mücadelelerden ilham almak ve oralardan öğrendiklerimizle kendi alanlarımızda mücadele alanlarını genişletmek arkadaşlarımızın üzerinde durduğu bir konu. Burada, okulumuzdaki başka bölümlerdeki temsilciliklerin kendi bölümlerimizde de kurmamız üzerinden dönen bir tartışma söz konusu.
Bir arkadaşımız, Başpınar’da patronların işçilere yönelik baskılarını ve işçilerin buna karşı örgütlü tepkisini, “patronların gerçek yüzünün görünür hale gelmesi” olarak değerlendiriyor. “Zenginliği Allah verdi” diyen bir patrona işçilerden birinin “Allah niye bize vermiyor?” diye karşılık vermesinin altını çiziyor. Başka bir arkadaşımız ise, gençlik kesimlerinde karşılaşılan yılgınlığa karşı, işçilerin birlikte mücadelesini ve kazandıkları hakları örnek göstermenin önemine dikkat çekiyor.
Bu tartışmalar eşliğinde, öğrenciler olarak bizim de bu tartışmalardan çıkarmamız gereken sonuç, bulunduğumuz alanlarda işçilerin mücadelelerini kendimize örnek alarak kendi hak ve taleplerimiz için söz hakkının biz öğrencilerde olması için mücadele etmek gerekliliğidir. Yaşadığımız alanlarda bizim yerimize karar verilmesine karşı çıkmalı; yaşadığımız alanın da oradaki kararın da bizim olması gerektiğini hatırlamalıyız.
Antep’ten Zeynep: Geçen yaz direnişte olan Akcanlar işçileri demokrasi meydanında “Antep uyuma emekçine sahip çık” sloganını çokça kez atmıştı. Patronların ve devletin örgütlülüğünü yenmede yalnızca tek bir fabrikadaki grev yeterli olamaz. Diğer tüm emekçileri, gençleri de ilgilendirmelidir ki güç bulsun, güç bulsun ki diğer fabrikalar da greve çıkabilsin. Türkiye gençliği bu meselelerin bizi doğrudan ilgilendirdiğinin farkına varmakta zorlanıyor. Belki de fabrika işçilerine üzülüyor, hakları yendiği için hükümete kızıyor ancak aksiyon almıyor. “Zaten değişmez, toplumsal meseleler yıllardır böyle geldi gidiyor, ben ne yapabilirim” düşüncesiyle hareket edemeyen gençlik, haksızlıklara karşı sinirlenmekten öteye gidemiyor. Öğrenci gençler olarak meslek hayatına atılmamış olsak da sonunda işçi olmayacağımız anlamına gelmez. Daha iyi koşullarda çalışabilmek adına yıllarca okuyoruz, hatta okurken geçinebilmek için çoğumuz şimdiden yarı zamanlı işlerde çalışıyoruz. Siyasal taleplerimiz önemli ölçüde sınıfsal çıkarlarla bağlantılı. Gençlik işçilerle beraber barajsız sendika, yasaksız grev, güvenceli iş için aktör olmalıdır.
Erdoğan’ın bizzat yasakladığı metal işçilerinin grevi kazanımla sonuçlandığını, valiliğinin yasağına rağmen Başpınar işçilerin grevleri kitlesel biçimde devam ettiğini, haklarımızdan ve hayatlarımızdan vazgeçmiyoruz diyen kız kardeşlerimizi, depremin ikinci yılına “unutmak yok, affetmek yok, helalleşmek yok” diyerek girdiğimizi, kayyım gasplarına karşı belediyeler bizimdir diyen halkları unutmamalı ve tüm bu seslenişlerin bizi de kapsadığının farkına varmalıyız. Biz bir toplumuz ve birlikte hareket ettiğimiz ölçüde yaşarız. Ve elbette toplumsal bir sorunu ancak hep birlikte çözeriz. Gençlik uyuma, sınıfına sahip çık!
Evrensel'i Takip Et